Haddini Bilmek…

1.880 views

Bizde temel bir problem var: Çırak olmadan usta olmak istiyor insanlar. Bu yüzden de ülke, adlarının önünde türlü sıfatlar olan, ama aslında ne yaptığını bilmeyen sürüyle insanla dolu. Çocuk üniversiteden mezun olur olmaz, hemen en tepeye gelmek istiyor mesela. “Ben böyle özellikli bir okuldan mezun oldum, tabii ki orası hakkım” diyor. Yok yahu! Sen gireceğin ortamı biliyor musun? Oradaki iş yapma biçimini, iş ilişkilerini, sürecin nasıl işlediğini, pratik bilgileri biliyor musun? Hayır. Ama gaza gelmiş mezunumuz kasıla kasıla hemen en tepeyi istiyor. Hele ki bakıyor ki ülkeye, her taraf liyakatla değil, tamamen tanışlık, ahbaplık, bizdendirlik ilkesiyle bir yerlere gelmiş vasıfsız insanlarla dolu, ben niye oralara gelmeyeyim ki diyor ve hemen oralara gelmek için kendine yol açacak mevki sahibi birilerinin peşine düşüyor.

Bir de yaşamın içinde çırak olma durumu var ki, “hayat ustalığı” çıraklıktan geçiyor. Fakat aynı sorun burada da karşımıza çıkıyor; kısa yoldan köşe dönme, bir an önce mevki sahibi olma, hatta bunun için başkalarını ezme, üstlerine çıkmaya çalışma… Fakat şu bir hakikat ki “Sizin kim olduğunuzu neye sahip olduğunuz değil, aslında kim olduğunuz belirler.” Yani sen sayısız ünvana sahipsindir, yüzlerce evin vardır, araban vardır, paran vardır; ama sen ruhundaki BENi yakalamamışsan, İNSAN olamamışsan; öldüğünde sadece anan baban, belki de bir iki kişi daha ağlar arkandan. Kalanı senin mallarını cukkalama derdinde düşer. Ama sadece maddi değil, manevi zenginliği de ekleyebilmişsen hayatına, arkandan binler, yüzbinler, milyonlar uğurlar seni… İşte böyle hikayeleri olan insanlar, hep çıraklıktan başlamışlardır hikayelerine… Öyle bir anda babadan kalma zenginlikle bir yerlere gelmemişlerdir. Babaları zengin olsa bile, çok akıllı davranıp küçüklükten itibaren onları çıraklık sürecine sokmuştur. Çünkü hayatın çıraklık dönemini yaşayamayan bir kişi, kendisine trilyonlar kalsa bile o parayı yönetemez ve yok eder…

Şimdi bununla birlikte ayrıca bir anda “ustalaşmış” spiritüeller var. Bir iki kursa katılıp, sertifika alıp kendini usta ilan edenler. Adlarının başına sonuna lakap ekleyenler ya da adlarının altına onlarca konunun eğitmeni ve ustası olduğunu belirten ibareler konduranlar… Kimse çırak olmak istemiyor. Herkes bir an önce “üstat” olma, makam sahibi olma peşinde bu camiada da… Sonuçta bu ülkenin toprağının mahsullerinin spiritüel versiyonları… Ne kadar büyük sorumluluk aldıklarının, nasıl karmalara bulaştıklarının farkında bile değiller aslında…

İngiltere Kraliçesine dev bir inci hediye edilmiş. Kraliçe taca takılmayacak kadar buyuk bu incinin delinerek, tahtın arkasına asılmasını istemiş. Ancak İngiltere’deki bütün kuyumcular “Kusura bakmayan, dünyada tek olan bu inciyi delerken kırılmasına sebep olmak istemeyiz.” gerekçesi ile inciyi kırmaya yanaşmamışlar. İnci Fransa basta olmak üzere pek çok ülkenin kuyumcularına götürülmüş; ama hepsi de ayni gerekçeyi ileri sürüp inciyi delmeye yanaşmıyorlarmış. Neden sonra bir deniz subayı İstanbul’da isi yapabilecek nitelikte ustaların olduğunu söylemiş. Çarşıdaki ustaya durum anlatılmış. Ne çare ki usta diğer meslektaşlarının söylediğinin aynısını söyleyince.. Heyet hep birlikte sızlanmaya başlamış, “Kraliçe bizi mahvedecek.” diye. Usta heyetin çaresizliğine acımış. “Bakın efendiler, demiş. Sorumluluk kabul etmem ama bende bir çırak var, belki bu isi o yapabilir. Ama diyorum ya sorumluluk kabul etmem.” Heyettekiler caresiz, “olur” demiş. Usta seslenmiş: “Oğlum Veli, hele bir bak hele…” Arka taraftaki perde aralanmış. Elinde bir matkapla 12-13 yaşında bir çocuk çıkmış. Usta: “Oğlum, hele su inciyi bir del.” Bu sözü duyan Veli hiç düşünmeden elindeki matkabı inciye daldırmış. İnci tam ortasından delinmiş. Heyet sevinç içinde ustaya dönmüşler: “Ya usta bu nasıl iş, dünyanın en ünlü kuyumcularının yapamadığı bu işi, bu çocuk nasıl yapar?”

Usta bir heyete bakmış, bir de Veli’ye ve soruyu cevaplamış: “O haddini bilmez!”

Haddimizi bilmemiz ve haddini bilenlerle birlikte yürüyebilmemiz dileğiyle… 🙂

Yorum Yapın