Firavun’un Laneti mi?

6.456 views

27 Aralık 2010 sabahına Hürriyet ve Vatan haber sitelerinde gördüğüm şu haberle uyandım:
“Mısır’ın “Beni yerimden oynatanları sulara gömeceğim” lanetiyle ünlü firavunu 2. Ramses’in tapınağını ziyaret etmek için yola çıkan 6’sı kadın 8 Amerikalı turist dün trafik kazasında yaşamını kaybetti, 21 kişi de yaralandı. Korkunç kaza, 116 kişilik Amerikan turist kafilesini taşıyan 3 otobüsten birinin Asvan kentinden, güneyde tapınağın bulunduğu Ebu Simbel’e giderken tek arabanın geçebileceği çöl yolunda meydana geldi. Otobüslerden biri yolda park edilmiş bir kamyona çarptı. Havanın henüz aydınlanmadığı şafak vakti olması nedeniyle park halindeki kum yüklü kamyonu fark edemeyen Mısırlı şoför, otobüsün çarpmasını engelleyemedi.
EBU Simbel’deki Büyük Tapınağı, 2. Ramses Tanrı Amon’a adadı. Tapınak, Asvan’daki dev baraj inşaatı nedeniyle Ebu Simbel’e taşındı. Bu nedenle tapınağın 2. Ramses’in lanetini çektiği yolunda bir inanış oluştu. Bu inanış, tapınağı bulan kazı ekibi üyelerinden James Cole ve arkadaşlarının kısa sürede hastalanıp ölmesiyle yayıldı. Cole’ün eşi ve kızının yangında ölmesi ayrıca oğlu James’in ortak olduğu Titanic gemisinin batması da inanışı güçlendirdi. Trafik kurallarına pek uyulmayan Mısır’da yılda 8 bin kişi kazalarda ölüyor.”

Katıksız bir Mısır aşığı olan ve 27 Aralık’ın ilk saatlerini Ergün Candan’ın “Antik Mısır Sırları” kitabını okuyarak giren ve bedeninin her hücresinde Mısır’ı özleyen bendeniz, bu haberi yorumlamak istedi sizlere.

Önce işin kaza boyutuna değineyim. Aswan’dan Abu Simbel’e, 2. Ramses Tapınağı’nı görmek istiyorsanız, sabah saat 4’te yola çıkarsınız. Bu tapınağın özelliği, sabah güneşin doğuşunun tapınağın içindeki Ramses ve tanrı heykellerine vurmasıdır; ayrıca tapınak Mısır’ın en güneyinde çölün ortasında bulunduğu için de aşırı sıcak olur. Bu yüzden turistler sabah erken saatlerde toplaşırlar buraya. Yalnız Aswan-Abu Simbel arasında çalışan otobüslerin 120’den aşağı hıza inmeleri yasaktır. Çünkü Mısır’da turistik faaliyetlere karşı aşırı dinci tehdidi mevcuttur, nitekim 1990’larda Hatşeput Tapınağı’nda yaşanan saldırı sonra, Mısır turizmi ciddi yara almıştır. Bu yüzden Mısır’da her yer polis kaynar. Abu Simbel de riskli bölge olduğu için polis eskortu eşliğinde aşırı hızlı gider otobüsler ki bu genelde 150-160 km. gibi bir hıza tekabül eder. Bu nedenle zaten Abu Simbel’i ziyaret edecekseniz, mefta olma şansınız her zaman vardır; ha dersiniz ki bu adamlar sürekli böyle gidip geliyor alışmışlar, işte alışılmadık bir durumda da böyle kötü olaylar olur. O kamyonu oraya bırakan adam uyarı levhası, sinyal falan düşünmemiştir bile. Mısır’da gece farlarını bile yakmaz çoğu araç sahibi. Benzinin litresi de 55 Türk Kuruşu’na denk geldiği için herkes trafiktedir. Aklınızın alamayacağı bir trafik vardır Kahire’de. Kimse ne kurallara uyar, ne polis takar, ne kırmızı da durur. Mısır yanında İstanbul trafiği, oyun parkı trafiği gibi kalır. Yalnız tabii ölenler ABD’li olduğu için iki ülke arasında hafif bir gümbürtü kopması muhtemel olur. ABD’li vatandaşa bir şey olmasın diye Philae Tapınağı’na giderken ki 300 metrelik tekne yolculuğunda bile can yeleği giydiriliyor, hele ki kaza olmuş; 8 ABD’li ölmüş, vay vay vay! Şimdi gelsin rezervasyon iptalleri, özürler vs. Neyse ölenlere rahmet dileyelim.

Gelelim şu lanet olayına. Öncelikle Haberde önemli bir yanlış var: “Tapınak, Asvan’daki dev baraj inşaatı nedeniyle Ebu Simbel’e taşındı.” Zannedersin ki tapınak Aswan’daydı da, yüklediler oraya getirdiler. Hayır, tapınak Aswan Barajı’nın su toplaması nedeniyle suyun altında kalacaktı, aynı yerde hemen suyun üstüne olan bölgeye taşındı. Yani yapılış yeri değişmedi. Sonrasında 2. Ramses’in lanetiyle ilgili ben bugüne kadar böyle bir şey hiç duymamıştım, internette araştırma yaptım, yine bir bilgiye ulaşamadım. Ama şunu öğrendim ki Abu Simbel 1813 yılında İsviçreli araştırmacı Johann Ludwig Burckhardt tarafından bulunmuş. Kazı ekibinde de meşhur Belzoni varmış. Ama James Cole adına ulaşamadım. Ayrıca James Cole’un ortak olduğu Titanic’ten bahsediliyor. Titanic 1912’de battı, yani tapınağın bulunuşundan 100 sene sonra. Yani nereden tutsan elinde kalıyor haber; çünkü haberi bir şehir efsanesine bağlamaya çalışmışlar: Bakın efsane şöyle: “Titanic’in sahibi The White Star Line diye bi şirketmiş. Bu firmanın ortaklarından olan Sir James Cole’un babası, vakti zamanında, Mısır’da Ramses mumyasının kazılarına katılan 70 kişiden biriymiş. Bu yüzden ailesiyle birlikte sonsuza dek lanetlenmiş. Mister Cole, kazılardan kısa bi süre sonra diğer arkadaşları gibi esrarengiz bi şekilde hastalanıp ölmüş. Üstelik cenazesini taşıyan gemi de Akdeniz’de kaybolmuş. James Cole’un babasının katıldığı kazıda mumyası çıkartılan Ramses’in laneti ise şöyleymiş: “Beni yerimden oynatan herkesi sulara gömeceğim”.
Bu efsane de evlere şenlik. Çünkü 2. Ramses’in mumyası, kendi mezarında değil; Dar-el Bahri’deki bir mağarada, “Yeni Krallık” hanedanının diğer önemli üyeleri ile birlikte bulundu. Mezar yağmacılarından illallah eden rahipler, bu dönemin kral ve kraliçelerinin mumyalarını şu anda Hatşeput’un tapınağının bulunduğu bölgede bir yüksek rahibin mezarına sakladılar. Şu anda hepsini Kahire Müzesi’nde görebileceğiniz bu mumyalara da “Dar-el Bahri Mumyaları” denir. Yani hani nerde kazı? Nerede lanet? Bu mumyaların bulunması tamamen bir tesadüf. Arkeologlar içeri giriyorlar mağaradan ve bir anda bu mumyaları buluyorlar. Tabii seviyoruz böyle haberler yapmayı. Kazada 8 kişi ölünce bir haber değil, zaten hergün onlarca kişinin telef olduğu ülkemiz için. Ama lanet falan işin içine girince renkleniyor haber ve herkesler okuyor. Halbuki aynı haberi veren Daily Mail’de, lanete dair en ufak bir yazı yok.  (http://www.dailymail.co.uk/news/article-1341658/Egypt-bus-crash-Eight-Americans-killed-21-injured-accident-Abu-Simbel-Aswan.html)

Şimdi gelelim Firavun’un laneti diye bir şeyin olup olamayacağına. Ne olmaz diyebilirim, ne de kesin olur. Mısırlılar’ın maji sanatında ne kadar ileri olduklarını, biraz araştırırsanız öğrenebilirsiniz. Zaten Mısır, ruhsallığı temel almış ve her türlü bugün “gizli ilim” adı verilen çalışmalarda ilerlemiş bir uygarlık. Bakmayın bizim kendi bilimsel ve teknolojik egolarımız, şu dönemin dünyanın en ileri uygarlığının yaşandığı dönem inancında, ama belki teknolojik yapı olarak olmasa bile Mısırlılar, uygarlık seviyesi açısında bizden daha gelişmişlerdi. Özellikle de Eski Krallık ve öncesinde. Herşeyden önce barışçı bir toplumdu. Evet, sonradan “Yeni Krallık” döneminde I. Seti ve II. Ramses gibi yayılmacı hükümdarlar oldu; ama Mısır toplumu fethe dayalı değildi. Ruha önem verirlerdi ve bizlere şu anda “saçmalık” veya “hurafe” gelen birçok konuda çok ilerilerdi. Bu bağlamda mezarlarda veya önem verdikleri bölgelerde çeşitli çalışmalar yapmış olmaları mümkündür. Nitekim Büyük Piramit’te yukarı çıkan bir koridorun bir noktasında, sanki piramit kapanıp içine sizi alacakmış gibi gelir, birçokları da tam o noktadan geri döner. Muhtemelen o noktada bir engel vardır, ama Piramitler’in içinin ana baba günü olduğu düşünülürse, bu çalışmaların etkilerinin ne kadar kalabildiği de tartışılır hani. Ama bunların hepsinden daha önemlisi, Mısır tapınaklarında yaşanan durum bence. Düşünün o tapınaklar binlerce yıl boyunca tanrıların evi olarak kabul edilmiş. Milyonlarca insanın inançsal enerjilerini toplamış ve bir yandan da halen enerjilerini koruyan bölgeler. Zamanında bir tapınağa girmek için önce 4 kat su dökünürmüşsünüz, sonra beyazları üzerinize geçirip, çıplak ayakla oralara girebilirmişsiniz. Şimdi nasıl? Gidin kutsal odalardaki, kutsal sunaklara millet maşallah yapıyor; Horus heykellerine askerlik arkadaşı gibi sarılıp hatıra pozu çektiriyor… Kısacası kutsal alanların ırzına geçiliyor. Firavunun laneti olmasa bile, Tanrıların gazabı diye bir şey var ki Mısır Tanrıları da öyle hikaye falan değiller hani. Eğer açıksanız, gidip enerjilerini hissedebilirsiniz onların, sonuçta birçok insan onlara inanmış ve enerjilerini yüklemişler; bu da onları varlıklaştırmış veya zaten varolana enerji katmış.   Biz Mısır’dayken kaç turistin gözümüzün önünde bayıldığını, düştüğünü, kriz geçirdiğini, hatta düşüp kafasını ciddi biçimde yardığını gördük. Eğer bir lanet spekülasyonu yapılacaksa, buradan hareket edilebilir hani.

Kıssadan hisse, ben bu konuda biraz bilgi sahibi olduğum için sizleri aydınlatmaya çalıştım. Ama acep gazetelerimizde, günde kaç tane yarım yamalak bilgiyle üretilmiş haber yer alıyor ve bizler de onları hemen kabul ediyoruz, bir düşünün bakalım.

Önceki İçerikSimurg’un Kanatları
Sonraki İçerik2011 Yılında Önemli Tarihler
Hasan 'Sonsuz' Çeliktaş
18 Kasım 1976'da Mersin'de doğdu. Toros Koleji'ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'ne girdi. Fakültesini çok sevdiğinden mezuniyeti sonrasında oradan ayrılamadı ve asistan kadrosunda eğitim hayatına devam etti. 2005'te ise İzmir'e yerleşti. 2001 yılında "Sonsuzlukotesi" mail grubunu kurmasıyla başlayan yazarlık hayatı, önce 2002'de sonsuzlukotesi.com'u, daha sonra da 2004'de derKi.com'u kurmasıyla devam etti. Bir yandan da Cosmopolitan, Esquire, Yeni Aktüel, Zodiac, Akşam Brunch gibi dergilerde ve Akşam Gazetesi'nde serbest yazar olarak yazıları yayınlandı. 2011'de ise Anadolu topraklarından doğup Amazon.com'da yayınlanan ilk Türk Spiritüel dergisi "The Wise"ı oluşturdu. Halen yazmaya devam ediyor. Duru Sonsuz ile Özün Dünya'nın babası sıfatıyla onlara rehberlik yapmaya çalışıyor...

Yorum Yapın