Görüntülenme : 928  |
Sayfa 1 of 2 “Gönüle sordum: Gerçek varlığın yolu hangisidir? Dedi ki; onun yolu gönül alçaklığındadır. O halde dedim, “Gönül niçin alçalmadan” ürker? “Çünki” dedi, “gönül bunu huy edinmiştir, onun yaratılışı böyle…” Mevlana Celaleddin-i Rumi/Rubailer… Hz. Mevlana’nın “Rübailer”ini okurken yukarıdaki bu rübaisi yine gözüme takıldı… Uzun süre ve birkaç kez okuyarak anlamaya çalıştım ne söylemek veya anlatmak istediğini Hazret’in… Daha önceleri de Hayyam’ım Rübailer’i okurken şu satırlar gözüme çarpmıştı... “Gönül dedi: Ben neyim ki, bir damla sadece; Ben nerde, görmediğim koca deniz nerde! Böyle diyen gönül denize kavuşunca Baktı kendinden başka şey yok görünürde” Hayyam/Rubailer… Ve bunlar gönül günceme takılınca da bu ayki yazım da şekillenmeye başladı elbet… Ve sormaya başladım ben de kendi gönlüme… ”Gönül” ne? ”Gönül alçaklığı” (alçakgönüllülük) ne demek? ”Huy edinmek”le “yaratılıştan bir özelliğe sahip olmak” aynı şey mi? Ve neden “gönül ürkmeyi huy edinmiş” olsun? Veya “gönlün yaratılıştan böyle olması” ne demek? Veya “Koskoca bir denizin bir damlası olmak isteyen gönül, oraya kavuşunca kendinden başka bir şey’in olmadığını” nasıl bilebilir? Bu şiirsel güzelliğin çağrıştırdıkları, bir anda dökülmeye başladı gönülgözümden klavyemin tıktıklarıyla karşımda öylece duran ekran denilen beyazcam üzerine … Evet önce “Gönül” neydi? Kendimce bir tanımlama yapmaya çalıştım kısaca… Bence, Gönül; yüreğimizde var olduğu sanılan nitelik, sevgi, istek, anış, düşünüş gibi iç dünyamızı yansıtan duygular topluluğuydu… Öyle değişik şekilde insanlarda tezahür ediyordu ki… O kadar değişikliğe bürünmüştü ki insanoğlu denilen bu yaratılmışlarda Gönül… Bunların her birini bu satırlara sığdırabilmek namümkün gibi görünse de, bu konuda ciltler dolusu kitaplar yazmak gerektiği inancı taşıyorum, belki de bir gün biri çıkar, oturur yazar bu konuda da… Gönül; kimine göre “sevdalanmak, sevmek, aşık olmak”la eşdeğer, kimine göre de “insanları kendine bağlamakla birlikte o kişiyle birbirine bağlanıp içten içe, özden öze sevmek, sevdanlanmakla…” Gönül; kimine göre “duygusal birliktelik”, kimine göre “yapılmış bir iyiliğe karşı duyumsanan borçluluk duygusu”… Gönül; kimine göre “aşk derdi çekmek”… Kimine göre “iç rahatlığı, tasasızlık, dertsizlik…” Gönül; kimine göre “hiçbir baskı altında olmaksızın kendi isteğiyle, kendi hür iradesiyle kendini nitelendirmek…” Kimine göre “aşırı sevgiden kendini kurtaramamak, alamamak…” Gönül; kimine göre “sevgilerin ve isteklerin eskisi gibi sürmesi için çabalamak…” Kimine göre “huzur, iç dinginliği, iç huzuru…” Gönül; kimine göre “her şeye karşı duyulan doyum…” Kimine göre de “Bir kimsenin gücenikliğini, uygun sözlerle, davranışlarla gidermek, onun gönlünü yeniden hoş etmek için iyi davranışlarda bulunmak” gibi anlamlandırabilirim… Bu “kimine göre”leri öyle çoğaltabilirim ki… Yalnız bu yazdıklarım, varolan, yaşayan insanların ruhsal özellikleridir… Aslında biz “gönül”ün, “gönlümüz”ün farkındalığını tam yaşamıyoruz gerçek yaşamımızda da… Gönlümüzün tüm özelliklerini bir bilebilsek daha rahat ve huzurlu yaşar, bunun bilincine varınca da yaşamı daha çekilir hale getirebilirdik… Gönülle ilgili o kadar çok deyim vardır ki, hepsini bu satırlara almakta zorlanabilirim belki de… Aklıma hemen gelenler de hep sufi yaşamdan örnekler şu an… Örneğin, aklıma ilk gelen "gönül eri" oldu. Onu da şöyle açıklayabilirim belki… “Kendi kendisiyle iyi ilişki, arkadaşlık kurabilmiş, açık yürekli, hoşgörülü kimsedir” böyle kimseler… Buna örnek vermem gerekirse bir “gönül er”i olan Yunus da bu hayatta yaşamış gönül erlerinden bir tanesiydi... Derler ya hep, "Yunus gibi gönül erini nerde bulalım?"... Böyle kişileri bu zamanda bulmak, yakalamak çok zorlaştı… Ancak böyle olması gerekmez mi tüm yaratılmışların, ya da yaratılacakların? ”Biz” günümüz dervişlerinin (estağfurullah) gönül düşüncesini şöyle anlatabilirim belki kendimce: “Kendi içdünyalarımızın tezahürünü (huyunu da diyebilirim) Yaradan’ın sevgisi ve BÜTÜN’lüğü ile birleştirerek, dünyaya hep O'nun gözüyle yani O'nun gönül gözüyle bakıyoruz. Aslında kendimiz gibi duygu ve düşünce yönlerinden birbirimize yakın gönüldeşlerimizi (BİZ gibi) bulmak için çaba sarfediyoruz... Ve buluyoruz da... Bulduklarımız ise tıpkı BİZ gibi...BİZLER gibi...”
<< Başa Dön < Önceki 1 2 Sonraki > Sona Git >>
|