dunyabaski.jpg
tanrinindogum.jpg
Bir Babıali Hikayesi
Yazar Ertan Yurderi   
 

Görüntülenme : 979    


ImagederKi Genel Yayın Yönetmeni'mizin ve yazarlarımızdan birkaçının çeşitli ulusal gazetelerde çalışan ve o gazetelerin çeşitli sayfalarında yazı yazan dostlar olduğunu bilmeyeniniz yoktur herhalde... Bu durumun da gerek derKi'nin güncelliği ve görselliği açısından, gerekse de derKi'nin tanıtımı ve okuyucu kitlesinin çoğalması açısından büyük önem taşıdığı gözlerinizden de kaçmıyordur sanırım... Eh benim de naçizane bu genç dostlara hem eski bir gazete çalışanı ve hem de şu an emekli bir ağabeyleri olarak katkım oluyor elbette zaman zaman... Onların çalışmalarını ve emeklerini gördükçe seviniyor, bu gayretkeş çalışmalarıyla da onların mesleklerinde en güzel yerlere gelmelerini her zaman temenni ediyorum...

Geçtiğimiz günlerde Genel Yayın Yönetmenimiz Hasan "Sonsuz" Çeliktaş'ın Akşam gazetesinin Brunch ekinde yazacağı haberini duyunca bu sevincim bir kez daha arttı, çünkü benim de Akşam gazetesinin 90'lı yıllarda kuruluş günleriyle ilgili anılarım vardı... Bu haberle birlikte çeyrek asıra yaklaşan basın geçmişim gözlerimin önünden bir film şeridi gibi akıp, geçti... O günlere dair aklımdan geçenleri, kısa bir özet olarak sizlerle de paylaşmak istedim...

Yıl 80'li yılların başlangıcıydı... 12 Eylül öncesi askere gidip, 12 Eylül askeri darbesini de askerde yaşamış biri olarak askerliğimi bitirmiş,  dönüşte de gençliğimin en taze bahar yıllarında, Babıali'nin gazete ve kağıt kokan havasını Milliyet gazetesinde çalışmaya başlayarak solumaya başlamıştım...

Teknoloji o kadar eskiydi ki o zamanlar gazetelerde... Bilgisayar teknolojisi daha bugünkü gibi gazetelere girmemiş, herkes yazılarını daktilolarda yazıyor, haber ajansları yazılarını telekslerle geçiyor, gazeteye girecek fotoğraflar yine haber ajanslarının telefoto sistemleriyle gazetelere geçiyor, gazetede renkli bir fotoğraf basımı için kamera servisinde birkaç renk film çekilip montajlanıyor, yüzlerce kişi birkaç saat içinde taşra baskısını baskıya yetiştirmek için uğraşlar veriyordu...

Gazetelere haber geçen bir iki haber ajansı vardı o zamanlar. Bu ajanslar da sabah sabah haberlerini geçmezlerdi... Bu yüzden de gazete çalışanlarının personel servis çalışanları hariç (ki onların da mesaisi sabah 09.00'da başlardı) tüm teknik servis çalışanlarıyla birlikte yazıişleri, istihbarat, spor servisi, dış haberler servisi, kamera servisi ve baskı servisi çalışanları saat 11.00'de işbaşı yaparlar, iki vardiya şeklinde çalışmaları sürerdi... Gece çalışanların mesaisi ise gece saat 02.00’de “ajans son” anonsuyla sona ererdi.

Gazetelerin gündemleri, ülkenin gündemini beklerdi resmen.. TBMM'de gündem saat 09.00'a doğru belli olurken, ajanslar bu gündemi saat 10.00 gibi telekslerinden geçmeye başlarlar, gazete genel yayın yönetmenleri ise saat başlarında gündem belirlemek için toplantıya oturur, yazıişleri ve istihbarat servisi kadrosunun da hazırladığı diğer haberlerle birlikte haberler tek tek ve sayfa sayfa değerlendirilirdi... Bu değerlendirmeler sırasında herhangi bir önemli haber geldiğinde de daha önce değerlendirilmiş haberler bir kenara bırakılır, araya bu yeni haber girer, manşetler, spotlar değiştirilir, sütunlar yeni haber ile süslenirdi... Hatta öyle zamanlar olurdu ki, sayfalar baskı için kalıba gönderilmişken bile, araya girecek bu önemli haberler için o saate kadar özenle ve büyük emekle hazırlanmış birçok sayfa baştan sona bozulur, yeniden sayfalar çatılırdı... Pikajörler bu değişiklikten hiç yerinmez, keyifle yeni sayfaları hazırlamaya koyulurlardı...

Ben de o sıralar, gazetenin görsel ve teknik servisi de sayılan dizgi servisinde yaklaşık 45 kişilik dev bir dizgi operatoru ordusuyla birlikte çalışıyordum...

Çalıştığım senelerde şimdiki gibi bilgisayar teknolojisi olmadığı için bizler gazeteye girecek yazıları tek mağazalı ve punto'lu şablonlu elektronik makinelerde ekransız dizmeye çalışırdık... Bu türde birçok makine vardı. Gazete başlığı yazan makine ayrı, spot yazanlar ayrı ayrıydı... Ben genelde English Times fontlu ve 8.5 puntoluk düz yazı yazılan makinelerde çalışmayı severdim...

ImageBu makinelerin özelliği,  yazdığımız metni özel bir film üzerine kısa süreli flaş patlatarak geçirir, daha sonra bizler de o filmi karanlık odalardaki film banyo makinelerine verirdik... Banyo makinelerinin pis kokusu, yazı yazdığımız makinelerin gürültüsüne karışır, yazdığımız yazıları önlerindeki gazete mizanpaj sayfalarına yapıştıran pikajörlerin telaşı, genel yayın yönetmeninin bağırtılarına karışır, zaman hızla akıp geçer, gazete sayfaları şekillenir ve bir bakarsınız saat 17.00 suları olmuş, herkeste baskı öncesi heyecanı başlar...

Az sonra sabahtan beri her yanı temizlenen, boya mağazalarına renkli boyaları tek tek dökülen ve ısıtılan baskı makinesinin gürültülü çalışma sesi duyulur, gazete dönmeye başlarken binamız sallanır ve taptaze çıkan yeni gazetenin boya ve kağıt kokusu ciğerlerimize kadar işlerdi...

Dönen ilk taşra baskısı teknik servislere ve yazıişlerine dağıtılır, herkes gazete üzerine eğilir, baskı, yazım ve görsel hatalar aranırdı... Bu işlem gece de devam eder, Taşra baskısından sonra "İstanbul geç" tabir ettiğimiz baskı saat 23.00 gibi olur, sabaha karşı ise sadece Cağaloğlu bölgesinde dağıtılacak olan ve gazetenin logosu “meşale”nin altında beş yıldızı olan Milliyet gazetesi, Babıali'nin gazete bayilerindeki yerini süslerdi...

O zamanlar gazetede çalışanların tümüne yakını sendikalı ve Cemiyet üyesiydiler... İşe ilk girenler anında sigortalı yapılıp kadroya alınıyor ve işe ilk girdiği gün de maaşları peşin veriliyordu. İlk sene 30 gün, daha sonraki senelerde ise 45 gün izin hakları vardı... 6 maaş da ikramiye veriliyordu... Yani bir ay tek, bir ay çift maaş alınıyordu... Kısacası geniş sosyal haklara sahip olan gazeteciler böylesi rahat çalışmanın yanında düşündüklerini de rahat bir şekilde ifade edip paylaşamasalar bile (çünki o günlerde birçok haber üzerinde Sıkıyönetim tarafından ambargo vardı ve her yazar düşündükleriyle kendini rahat ifade edemezdi. Bizlerin o an öğrendiği haberleri, kamuoyu ve halk, günler sonra öğrenebiliyordu) gazete içindeki büyük birliktelik ve beraberlik anlayışıyla bu düşüncelerini sadece bizlerle de olsa paylaşabiliyorlardı...

Derken 80'li senelerin sonuna doğru piyasaya yeni yeni renkli gazeteler de çıkmaya başlamıştı. Bu gazetelerin kadroları oluşturulurken, diğer büyük gazetelerde o güne kadar kemikleşmiş olan kadrolardan elemanlar ayartılarak kadrolar oluşturuluyor ve yüksek ücretlerle transferler yapılıyordu...

O günkü transfer piyasası büyük gazetelerde çalışan insan sayısını azaltırken, gelişen teknoloji sebebiyle de gazetelerin teknik servislerinden insanlar birer ikişer işten çıkartılmaya başlandı... Benim işe girdiğim sene 45 kişilik dizgi operatoru ordusu yarı sayıya inmişti bile...

İstanbul piyasasına önce Güneş gazetesi girdi. Beyazıt Meydanı'nın arka sokaklarında matbaasını kurdu... Ancak yayın ömrü fazla uzun sürmedi... Ardından İzmir'den bir gazete daha geldi adını değiştirerek... Onun adı da Sabah oldu... Bu gazete Babıali piyasasını oldukça karıştırdı... Yüksek fiyatlarla yeni kadrolar oluşturdular oluşturmasına da, sonra sendikayı hiçe sayarak önce çalışanları sendikasızlaştırıp taşeronlaştırdılar, ardından da düşük ücretlerle işçi çalıştırdılar sonra da sıfır sosyal hakla insanları kapı önlerine koymaya başladılar...

Şeker ve Kurban Bayramı demek bir zamanlar gazetelerde en iyi para kazanılan zamanlar demekti... Bayramın arife, birinci ve son günleri çalıştığınız zaman 14 maaşa yakın mesai parası alır, o ayki maaşınızı diğer eklentilerle birlikte ikiye katlardınız... Ayrıca bu bayramlar sırasında, bayramların diğer günlerinde de Cemiyet’in çıkardığı Bayram gazetesinde çalışmışsanız şayet, nerdeyse o ayki maaşınızın üç katı para kazanırdınız... Ancak bu fazla mesaili ve bol kazançlı gelenek fazla uzun sürmedi, bu geleneği ilk bozan, bu piyasaya dışarıdan giren Sabah gazetesi oldu... Şeker ve Kurban Bayramı zamanlarında işçilerini çalıştırıp, gazetesini piyasaya sürdü... Bunu fırsat bilen diğer gazete patronları da bu geleneği sonraki ilerleyen senelerde bozup, onlar da gazetelerini Bayram zamanlarında piyasaya çıkardılar...




Okur Yorumları  
 

 

Gönderilen yeni yorum yok

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.8 © 2007-2008 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
malachy.jpg

2012.jpg

oguzkaan.jpg

Google
Web derki.com



Son Yorumlar

Kriz Bir Sonuçtur
aradığımı nihayet buldum
gerçekten emekle hazırlanmış bir yazı...
...

Atatürk ve Sanat
ödev
ii bir site ödevde işime yaradı saolun
...

Aziz Malachy'nin Kehaneti
Çok uçuk...
Sayılarla dört işlem yapılarak...
...

Çocuk Pornosu (mu?)
gzl olmus
cok guzel olmus ve ayrica ulkemizde...
...

Tarih: 22 Aralık 2012
süper :)
"Öyle beyazlar içinde paso ot yeyip,...
...



 
© derKi.com Tüm hakları saklıdır.