Sanırım Zaytung gazetesindeydi bu haber, adamın biri milyon tane Facebook arkadaşı varken doğumgünü yapıyor ve topu topu 3 kişi geliyor, "Mustafa bunalıma girdi " Ama abi benim bu kadar arkadaşım vardı, hani neredeler şimdi?" gibi bir ti ye alma durumu gibi hatırlıyorum.
Bu aralar düşündüğüm aynı konu...Deprem oldu, bas butona yolla arkadaşına, ölüm oldu aynı şekilde, çevreye tepkin mi var, hadi onu da paylaşıver, salla gitsin.
Bir yerde evinin koltuğundan ülke yönetiyor gibi bir his de veriyor insana ama diğer yandan gereksiz bir sosyalleşme ve öfke ortamı da yarattığı kuşkusuz. Hatta belki zaman zaman elinin altında bir bomba butonu olsa ve imha et düğmesi yanıp sönse kaç kişi o düğmeye düşünmeden basar ve kurtulur merak da etmiyor değilim bu günlerde.
Bir ülkenin vatandaşları paralel düşünmedikçe o ülke değişmez. En azından zamanımızın görünen demokrasileri için bu geçerlidir. Değişimden bahsediyorum, olumlu da olumsuz da olabilen tür yani. İşte o noktada "Kime göre olumlu, kime göre olumsuz?" sorusu gelir karşımıza. Öyle mi?
Paralel değişim ülkenin eğitim sisteminin değişimi ile sağlanır, bu ise hükümetlerin kendilerine vatan sağolsun deme potansiyeli olan insanlar yetiştirmesini değil daha farklı konulara kafa yorulmasına sebep olur ki bu belki birçok erkek enerjisi üzerine oturmuş ülkelerin işine gelmez. Erkek enerjisinden kastım daha dışarı dönük, atak yapmaya elverişli olan...Erkek sembolüne çok uygun yani, dişi içeri ve kendine dönüktür ya hani...
Beyin fırtınasına devam...Örneğin bana göre çok pozitif bir gelişme; "Atatürk geldi saltanatı kaldırdı, yönetimde demokrasi anlayışının ilk adımlarını attı." alkışlanası bir gelişmedir de yobaz takımı için nefret edilesi bir durum olmuştur mesela. Bunları yazmamın sebebi bir doğrultuda hareket edecek insanları bulabilmenin ne kadar zor olduğudur.
Facebook'da düşüncelerimizi paylaşan bir avuç insan olarak yakın bir arkadaş "Düşüncelerin güzel beğendim ama ne kadar agresif bir tanımlama yapmışsın öyle yorum kabul etmiyorum diyerek, kendinle çelişmişsin biraz da." dedi.
Bir başkası ise " Önce beğendim ama beğendim butonunu geri çektim aynı şekilde düşünsem de şimdi acısı kaybı olan asker ailelerini düşündüm bir anda, bana da yapılsa ben de silahımı alır çıkarım." eklemesini yaptı.
Bir diğer arkadaşım yazımı paylaşmış, gelen yorumda benim kendimle barışık olmayan agresif bir anne olduğum ileri sürülmüş. Yanına eşantiyondan bilgisizliğimi kabul ederek mütevazilik yaptığım eklenmiş, en sonunda kesmemiş hatunu demiş ki "Her bilinmesi gereken paylaşılmalı mı? Bu yeni bir moda mı oldu?"
Eh Facebook ahalisinde kendi yazmadığı bir yazıyla birbirine geçen, çemkiren, küfür koyan o kadar insan varken yazan bir insanın KENDİ DÜŞÜNCELERİNİ paylaşması kadar doğal ne olabilir ki? Paylaşmak yeni moda olmuş bir şey olabilir tabi ki teknoloji gelişip de dünyayı kurtarmak bir beğen butonuna indirgenebiliyorsa ama düşüncesini paylaşana neden paylaşıyor ki demek bizim ülkenin klasik geleneğidir.
Hımmmm! Demek ki ne anlatmak istersem isteyeyim o resme bakan insan kendi görmek istediklerini görüyor.
Kendimle barışık değil miyim? Valla bana göre ben kendimi son derece iyi tanıyorum ve son derecede açık tanımlıyorum. Hala kıçımı yırtarak bunlar benim doğrularım ister katılırsın ister katılmazsın ama çıkıp da hakaret etme yetisi her nedense demokrat düşünür sınıfa değil tersine ya milliyetçi vatansever geçinene ya da dinciye mahsus oluyor. Tuhaf değil mi? İkisinin arasında sekiz farkı bulunuz. Ha, bir de konuları bilmediğimi söyleyerek dürüstlük yapmışım kendimce, bak orayı taktir etmiş hatun. Ne kadan (!) vatansever ne kadannnn asil bir dişi!!!




