Pazartesi, 04 Ocak 2010 21:36

Yeşim Taşı Yatağı

Yazan 

Geçen sene Bakırköy sahilinde bir yatak tanıtımı vardı. Civar semt sakinleri tarafından, denemek için önünde kuyruklar oluşturulmuştu. Doğaldır, tanıtım bedavaydı çünkü. O zamanlar kulaktan dolma bilgilerimle öğrendiklerim, bu yatakların pek çok rahatsızlığa iyi geldiği, içinde bir yerlerde de yeşim taşı olduğu ile sınırlıydı. Sınırlı bilgi beni hep rahatsız eder, gerçi ben hep rahatsızım ama olsun. Neyse...

 

O zaman burnumun ucundaki sahile kadar gidip görmek kısmet olmamışken, şimdi bu yataklar neredeyse burun deliğime komşu gelmişler de haberim yok. Vallahi kayınpederim, oğlumun okuldan arkadaşının annesi Gül’ün açtığı yeri benden önce keşfetmiş ya ne diyeyim. Yahu Osmaniye dediğin yer iki karış bir semt, ben nasıl farketmedim diye hayıflanırken  duydum ki iki karış semt dediğim yerde bu hizmeti veren bir değil iki dükkan varmış üstelik. Bir koşu evimin iki sokak aşağısında neler olup bitiyor göreyim dedim.

Şimdi konuya böyle giriş yapınca, “Sırf sizi bilgilendirmek için kalktım taa nerelere gittim, araştırdım” diyerek sallama ve kendimi acındırma hakkımı kaybettiğimi farkettim birden. Ama bu sadece benim kaynağa yakınlığımı gösterir, kıskanılmasın. Tembellikle alakası yok yani. İyi tamam, biraz da balımı seveyim durumu var, kabul.

 

Gelelim yatak olayına. İki komşu bayan, yatakların medyadaki tanıtımları ilgilerini çekince gidip bu işi öğrenmeye karar vermişler. Gül 2 sene fizik tedavi uzmanı olarak çalışmış, 3 sene de zayıflama ve fizik tedavi üzerine bir salon işletmiş.  Önceki bilgileriyle bu yatağı kullanarak makul fiyatlarla hizmet veren bir yer açabilir miyiz diye düşünmeleri sonucu semtimiz böyle bir yere sahip oluvermiş.

 

Gül’de çene var tabii, güleryüz ve müthiş bir pozitif enerji. Sadece “yatağa yat iyileş git” mantığı bünyesine ters. Arada bazı müşterilerine masaj, fizik vs. de uyguluyor, bir yandan eli işlerken bir yandan da herkese laf yetiştiriyor. Mesela bugün oraya sırf bilgi almaya gitmişken beni de uzatıverdi yatağa, yetinmedi bir de shadsu masajı yapıverdi. Yani yatak hikaye, o zaten doğal şifacı ve işini de severek yapıyor.

 

Sonra başlıyor anlatmaya: Yatak, birkaç yatış şekliyle farklı bölgelere masaj yapan bir mekanizma. Altında kızılötesi ışınlarla ısıtılan yeşim taşlarından bir silindir var. İşte o silindir klasik yatış pozisyonunda kuyruk sokumunuzdan başlayıp ensenize kadar 3 kere gidip gelerek bir tarama yapıyor. Şimdi “yattım yatağa 40 dakikalık seans boyunca gel keyfim gel” diyenler için acı haber: Yok öyle sefa sürmeler filan. O silindir var ya o silindir, omurganızın altında köstebek misali bir çıkıntı yaparak, tabiri caizse kanırta kanırta gidip geliyor altınızda.

 

Ama hakkını yememek lazım, bu akıllı makine taramalar sırasında omurgayı rahatlatıyor, ardında da 7 duraktan oluşan asıl yolculuğuna hazırlanıyor. Bu ilk git gel işi bitince makine omurga üstündeki 7 bölgede duraksayarak ilerliyor. Örneğin kuyruk sokumunuzda 4 dakika kaldıysa bilin ki orada bir problem var, yok eğer 1 dakikadan az kaldıysa o bölgede sorun yok demekmiş. Dur bakalım dedim, bu omurgadan hastalık falı bakan cihaz bende neler bulacak? Ay vallahi biliyor, ağrıyan bölgemi eliyle- pardon silindiriyle koymuş gibi şıp diye buldu. Sırtımdan sonraki 2 durakta kaç dakika kaldı, saymaya ben bile korktum yani. Peki dedim, bunu tesadüfen bulmadığını nereden biliyoruz, belki yarın altlarda duracak?  Yok, yanılmıyormuş alet, oradaki müdavimleri kendi deneyimlerini anlatarak bu paranoyakça yaklaşımımı çürüttüler.

 

Yatak altımda gidip gelirken karnımın üstünde de ışıklı, yanar döner bir aparat koydular. Bunların içinde de yeşim taşı varmış, yatağın kendisinden farklı olarak bu aparat fazla zeki değil, kendi kendine ağrıyan yeri bulup kuş misali süzülerek konmuyor, halbuki şekil itibariyle yanıp sönen ışıklarıyla bir ufo görünümdeki bu aletten ben daha alengirli bir şeyler yapmasını beklerdim ama yok, Gül nereye koyarsa uslu uslu orada duruyor o kadar. Gerçi beni zorla yatırmışlardı bu yatağa ama, çaktırmadan daha ilk 3 gidiş gelişten sonra bile rahatladığımı itiraf ederken yakalıyorum bedenimi.

 

Peki neden yeşim taşı? Dükkana gitmeden önce internetten yaptığım araştırmalarda yeşim taşı ile ilgili bazı ipuçları bulmuştum gerçi. Yeşim taşı binlerce yıldır Çinliler tarafından ısıtılarak ağrıyan bölgelere konmak suretiyle tedavi amaçlı kullanılıyormuş. Örneğin diş mi ağrıyor, üstüne ısıtıp bir yeşim taşı koyuyorsun, ağrı gidiyor. Aslında bağırlarına ve dişlerine taş basmaları, 5 bin sene önce bizim kültürümüzle tanışmamış olmalarından kaynaklanıyor bence. Tanışsalardı taş yerine bizim gibi rakı kullanırdı garibimler.  Kültür farkı dedikleri bu olsa gerek.

 

 

Yeşim taşı ile ilgili bu engin bilgiyi de paylaştıktan sonra, yine onun yataktaki işlevine dönelim. Buradaki yeşim taşları kızılötesi ışınlarla ısıtılarak taşın doğal şifa enerjisinin daha derinlere nüfuz etmesini sağlıyor. Bu ısınma maksimum 60 derecelik bir ısıya tekabül ediyor ve bu da manuel olarak ayarlanıyor. Gül’ün dediğine göre ışınlar sayesinde yeşim taşının enerjisi yaklaşık 10 kat daha derine iniyor. Hareket, ısı ve yeşimin doğal tedavi gücü birleşince kan dolaşımı hızlanıyor ve bu sayede pek çok rahatsızlık düzeliyor.

 

Şimdi bu “pek çok” lafı öyle gelişi güzel bir cümlecik gibi görünüyor değil mi? Ben de sordum haliyle hangi rahatsızlıklara iyi geliyor diye... Cevap karşısında ağzım açık kaldı desem yalan olmaz. İşte liste:

 

Denge bozuklukları, Sinüzit, Uykusuzluk, Migren, Kireçlenme, Boyun ve Bel fıtığı (ameliyat gerektiren durumlar hariç) Kulak Çınlaması, Başağrısı, Bademcik, Sağırlık, Tansiyon, El Uyuşması, Kalp Rahatsızlıkları (kalp pili takanlar bu yataktan yararlanamıyor) Astım ve Nefes Darlığı, Şeker, Sarılık, Mide ve bağırsak rahatsızlıkları, Gaz Problemleri, Adet Düzensizlikleri, İdrar yolu enfeksiyonu, Kas ağrıları, Varis, romatizma, Hemoroid, Kilo problemleri, Cilt döküntüleri, kronik yorgunluk...

 

Nedir bu dedim, tam teşekküllü hastane olsa bu kadar şeyi iyi edemez yahu... Hepsinden sonuç alınıyor mu cidden, ya da bu listedeki rahatsızlıklara sahip hastaların hepsi geliyor mu buraya, gelenlerin kaçı gerçekten şifa buldu, en çok hangi rahatsızlıklar için geliyor, hangilerine kaç seansta garanti veriliyor, bazı ciddi konu başlıkları için bir doktor onayı gerekmiyor mu? 10 dakika aralıksız sormuşum, birden farkettim.

 

Aklıma gelen bir şey daha var, biz millet olarak şöyle bir keşif tarzına sahibizdir: Üst komşumuzdan yeni bir yer açıldığını duyarız, o gitmiştir ve migreni şıp diye geçmiştir. Bu efsane kulaktan kulağa yayılır ve o yeni yer migren geçiren yer olarak zihinlere kazınır. Kimse onun başka bir işlevi olduğunu sorgulamaz, tesadüfen başka birinin hemoroidine de iyi geldiğini duyana kadar tabii. Örneğin ben de felç geçirmiş olan kayınpederim vasıtasıyla bu yerin varlığını öğrendiğimden sadece kasları çalıştırır gibi bir ön yargıyla gittiğimi itiraf ediyorum. Ne var? Ben de bu milletin bir parçasıyım, elbet benzer özellikler göstereceğim.

 

Şimdi milli önyargı filtresini bir kenara bırakıp, soruların cevaplarına ve istatistiki verileri bir bakalım:

 

En iyi sonuç kireçlenme vakalarında alınıyormuş. Oran neredeyse yüzde yüz. 21-40 seans arası, kronik olanda ise maksimum 3.5 ay içinde kireçlenme problemi çözülmüş oluyormuş.

 

Gelenlerin büyük çoğunluğu, kireçlenme, kas ağrıları, migren, kronik yorgunluk, uykusuzluk, sinuzit, adet düzensizliği, Selülit, omurilik rahatsızlıkları,kulak kireçlenmesine bağlı çınlama, felç sonrası kas tembelliği ve boyun fıtığı şikayetleri ile geliyorlarmış. Felç vakaları ve boyun fıtığını ayrı bir kategoride değerlendiriyorlar. Felçte rahatlama ve gevşeme oluyor ama henüz o masadan kalkıp futbol oynayan yok kayıtlara göre. Bunu yapsa yapsa kayınpederim yapar, yaptığı gün de ilk ağızdan haberim olur. Boyun fıtığında da hedef birebir iyileşme değil kas sıkışmasını rahatlatmak.

 

Hamilelere, omurilik gelişimi tamamlanmadığı için 12 yaş altındakilere uygulanması da söz konusu değil. Standart prosedürde olmamasına rağmen, iltihap, kist, böbrek enfeksiyonu vs gibi rahatsızlıkları olanları da geri çeviriyorlar. Sebep, sıcaklığın iltihabın yayılmasını sağlamayabileceği endişesi.

 

Benim seans biteli çok oldu ama, gelenleri gözlemlemek için biraz daha oturuyorum, devamlı birileri geliyor ve hemen herkes birbirini tanıyor. Kendi aralarındaki sohbet sırasında büyük çoğunluğun memnun olduğuna, bariz rahatlama yaşadıklarına kulak misafiri oluyorum. Bunu niye söyledim? Benim tek seansta rahatlamış olmamı inandırıcı bulmayanlar olabilir diye. Ama yine de “herkes birbirini tanıyor, niye inanalım, bozacının şahidi şıracı işte” derseniz ben de sizin içiniz fesat içiniiiz” derim de başka bir şey demem. Yok, derim: Gidip kendi araştırma gezinizi kendiniz yapın o zaman. Beni yormayın, zaten yorulmuşum bu sıcakta evden çıkıp iki sokak yürümüşüm, size de yaranılmıyor yani.

 

Birden aklıma resim de çekmeyi düşündüğüm geliyor. Yatakta tedavi gören birini çeksem fena olmaz diye düşünerek, yine tanıdığım ve bana hayır demeyecek bir arkadaşımı ikna ediyorum. Onun geliş sebebi kronik yorgunluk ve yine kendi tabiriyle kemiklerini ısıtmak için burada. “Ay yüzüğü de pek güzelmiş yahu” düşünceleri içinde basıveriyorum düğmeye.

 

Aman işte benim fotoğrafçılığımdan ne olur, eve gelip resmi bilgisayara yükleyince fark ediyorum ki yataktan çok kadının elindeki ametist yüzüğe odaklamışım makineyi. Halbuki konumuz yeşim taşıydı ametist değil. İdare edilsin bu seferlik. Söz bir dahaki sefere daha profesyonel davranacağım.

 

Son resimde de sol tarafındaki felcin tedavisi için gelen kayınpederimi görüntüledim. Tıraş olmadan resmini çektiğim için biraz huzursuz oldu ama, neticede sanatsal bir çalışma yapmıyoruz burada, maksat bilime hizmet. Demiştim bir sonrakinde daha profesyonel davranacağım diye, kabul edilmeli ki bu biraz daha anlaşılır bir resim: Yatak, aparat, kablolar, hasta hepsi aynı anda ve aynı karede.

 


Bu Başlıklar da İlginizi Çekebilir.

Trombositlerim...Allahım, bir gün bana organlarıma hitaben bir dahili memo yazacağımı söyleselerdi gülerdim. Hoş şimd...

Mandalina Kabukları...Yolda karşılaştığımızda Mandalina kabukları koyardık gözlerimizin üzerine Artsın acılara dayanıklı...

GDO Depremi...Bugünlerde, genlerle başımız dertte, biliyorsunuz değil mi? Bize hayatı zehir eden pek çok hastalığı...

Doğru Diyet...Geçen ay ki yazımızı, sürekli diyet yöntemleri deneyenler ama kalıcı sonuç alamayanlar için bir tavs...

Okunma 33750 defa Son Düzenlenme Çarşamba, 06 Mart 2013 21:21
Müjde Özdemir

 

1969 yılında İstanbul'da doğdu. Şişli Terakki Lisesi'nin ardından, İstanbul Üniversitesi Turizm ve Otel Yönetimi Bölümünü bitirdi. 1998 yılına kadar Turizm Sektöründe Satış bölümlerinde, 2010 yılına kadar da Planlama Yöneticisi olarak Bilişim Sektöründe çalıştı. 2010 Haziran ayında, başta Reiki eğitmenliği olmak üzere, spritüel gelişim konularına ağırlık vermek için, kurumsal çalışma hayatına veda etti. Artık, spritüel çalışmalarına "Müjde Özdemir'le Reiki ve Bilinçaltı Terapisi" çatısı altında devam ediyor. "Kendimi Arıyorum, Gören Var mı?" adlı bir spritüel deneme kitabı var.

 

Web site: www.bilincaltiterapisi.com

@derki.com. Tüm hakları saklıdır. Yazılardan kaynak gösterilmek şartıyla alıntı yapılabilir.