Tıptan Psikiyatri Uzmanlığı Kaldırılmalıdır!

9.472 views

Günümüz modern tıbbının hastalıklara yaklaşmasında, modern teşhis ve tedavide başarılı olmasının ardındaki en önemli etken mümkün olduğunca uzmanlaşmaktır. Doktorlar ne kadar dar bir alanda uğraşırlarsa, çalışırlarsa o alanda birikimleri artmakta ve daha yararlı olmaktadırlar. Eğer bugün tıp hastalıkların teşhis ve tedavisinde belli bir yere geldiyse bunu uzmanlaşmaya borçludur. Ancak bu uzmanlaşmanın bir sistematiği vardır. Rast gele ben böyle uzmanlaşmayı seçiyorum diyerek uzmanlaşma olmaz.

Tıpta uzmanlık ya da ihtisaslaşma bir yönüyle insan bedenini paylaşmadır. Her uzmanlık dalı insan bedenindeki belli organı ya da bölgeyi parsellemiştir. Bir bölgenin iki sahibi yoktur. Ellemeye kalkana da uzmanlar karşı çıkar. Hiçbir uzman kendi alanının başka bir uzman tarafından ellenmesine razı gelmez. Bu nedenle de uzmanlıklar arasında zaman zaman çatışma çıkar.

Tıpta organların nasıl parsellendiğine bakalım.

Gastroenteroloji; mide bağırsak, karaciğer

Endokrinoloji: iç salgı bezleri

Kardiyoloji: kalp, damar sistemi

Göğüs Hastalıkları: akciğer ve bronşlar

Göz hastalıkları; göz ve ekleri

Kulak Burun Boğaz: Kulak, burun, ağız, boğaz hatta çene

Nefroloji: Böbrek

Hematoloji: Kan, kemik iliği

İmmunoloji: İmmün sistem (timus, lökosit, mast hücreleri, immun globulinler)

Kadın hastalıkları: uterus, yumurtalık, vajen.

Üroloji: Erkek üreme organları (penis, testis, prostat).

Nöroloji: Sinir sistemi (beyin, beyin sapı, omurilik, periferik sinirler)

Dermatoloji: Cilt, cilt altı dokusu

Ortopedi: Kemik ve eklemler.

Genel Cerrahi: Bozuk her organ ya da fazlalık yapılar (tümör, kist, abse gibi)

Fizik tedavi: Kas sistemi

Organ Sahibi olmayan ama yinede somut bir şeyler sahiplenen uzmanlıklar

Enfeksiyon hastalıkları: Mikropları ve bunların yaptığı hastalıklar

Çocuk hastalıkları : Çocuklar

Estetik cerrahisi: Estetiği bozulmuş organlar

Doğrudan teşhis ve tedaviyle uğraşmayan ama teşhis ve tedaviye Yardımcı uzmanlıklar

Anestezi ve Reanimasyon

Radyoloji

Onkoloji

Genetik

Patoloji

Nükleer Tıp

Mikrobiyoloji

Bir şekilde tüm uzmanlıklar bedenin somut bir şeyleriyle uğraşıyorlar. Tıpta somut organı olmayan iki branş var birincisi intaniye diğeri psikiyatri. İntaniye uzmanlığı yurt dışında çoğu ülkede mevcut değil. Zaten iç hastalıklarıyla bir şekilde çatışma çıkan bir uzmanlık alanıdır. Ateşli hastalıklar biraz da bu nedenle kapanın elinde kalır. Örneğin sarılık hastalığı önce dahiliyeye giderse, dahiliyeci tarafından, intaniyeye giderse intaniye uzmanı tarafından tedavi edilir. Bana göre intaniye uzmanlığı da kaldırılmalıdır. Mikrobiyoloji diğer branşların enfeksiyon sorunlarını çözmek için yeterlidir.

Şimdi gelelim psikiyatiye. Psikiyatri neyle uğraşıyor? Organı hangisi? Beyin mi? Olamaz çünkü beyinin sahibi nöroloji. Psikiyatriye ruh hastalıkları da denmektedir. O zaman ruhla mı uğraşıyor? Bilimde Ruh diye somut bir şey var mı? İnsan bedeninde Ruhun varlığı bilimsel olarak gösterilmiş mi?

Wikipedi ansiklopedisinde psikiyatrinin tanımı (http://tr.wikipedia.org/wiki/Psikiyatri)

“Psikiyatri, insanın davranış dinamiklerini biyopsikososyal olarak açıklamak üzerine çalışan ve normal ile normal dışı (hastalık) davranış örüntülerini sınıflandırarak tedavi etmeye çabalayan tıp bilimi, ruh hekimliği. Psikiyatri, insanların duygu, düşünce ve davranışlarındaki sapmaları tanımlayıp çok farklı tekniklerle tedavi ederek insanlara yardım eden bir tıp disiplinidir.“

Bu tanımdan psikiyatrinin insan bedeninde hangi alanı parsellemiş olduğunu anlamamız mümkün değildir. Eğer davranışlar bir sonuçsa bu sonucu yaratan bir organ olmalıdır. Örneğin yorgunluk bir sonuçtur. Ama yorgunluk uzmanlığı diye ayrı bir tıp uzmanlık bölümü yoktur. Bu yorgunluğu yaratan hangi organın bozukluğuysa kişi o uzman tarafından tedavi edilir. Kalp yetersizliğiyse kardiyoloji, nefes sorunu varsa göğüs hastalıkları, kansızlık varsa hematoloji tarafından tedavi edilir. Eskiden frengi çok görülürdü. Ve ilerlemiş frengi hastalığı kendini ruh hastalığı gibi gösterirdi. Bu durum anlaşılınca frengiyi yine bevliyeciler tedavi eder. Hiçbir bevliye (üroloji) uzmanı frengi hastasını psikiyatriste tedavi olması için göndermez.

Psikoloji diye bir bilim dalı var. Zaten psikologlar insan davranışlarını, dinamiklerini araştırıyorlar ve açıklıyorlar. Eğer davranış bozukluğuna beyinde bir arıza neden oluyorsa o zaman beynin sahibi var. Nöroloji uzmanlığı. Aynı organın iki farklı uzmanlık tarafından paylaşılması tıbbın uzmanlaşma raconuna uymamaktadır. Başka hiçbir organ iki uzmanlık tarafından paylaşılmaz. Sadece aynı organın dahili ve cerrahi uzmanlıkları ayrıdır. Genelliklede o organın cerrahi bir müdahale geçirmesi gerektiğine dahiliye uzmanı karar verir. Cerrahi daha çok o organdaki fazlalıkları temizler. Organı eski haline getirmeye çalışır. Bazı uzmanlıklar (KBB ve kadın hastalıkları) gibi hem dahili hem cerrahi olarak çalışır.

Günümüzdeki psikiyatrik tedavi anlayışı tüm “ruhsal hastalıkların” beyin kaynaklı olduğunu kabul etmektedir. Çünkü tüm bu hastalıklar beyin kimyasını düzenleyen ilaçlarla “tedavi” edilmeye çalışılmaktadır. O zaman beyine müdahale vardır ve hastalıklar nörolojinin alanına girer. Eğer nörolog tıbbi tedavi yanında bir davranış bozukluğunun da düzeltilmesi gerektiğine karar verirse psikiyatriste değil psikologa başvurması gerekir. Hastasını psikologa yönlendirmelidir. Diğer tüm tıbbi branşlarda böyledir. Fizik tedavi uzmanı uzun süreli kas güçlenme tedavisi gereken hastalarını fizyoterapiste yönlendirir.

Şimdi psikiyatri ruhu sahiplenip ruh sağlığı diye ne menem bir şey olduğu belli olmayan uyduruk bir kavram oluşturduktan sonra halkın ruh sağlığını korumayı da kendisine şiar edinmiştir. Ruh sağlığı diye somut bir tanımı olmayan bir kavram icat edilmiş ve bu psikiyatristler tarafından sahiplenilmiştir. Yorgunluk örneğine dönecek olursak bir vatandaş doktora başvurmadan önce de yorgunluğunu giderecek bazı çareler arar. Hemen doktora gitmez. Beslenmesini düzeltir, spor salonuna gider, masaja gider, jakuziye gider, tatile gider vs. Eğer bu önlemlere rağmen yorgunluğu geçmezse bir hastalık olabilir diye uygun uzmana başvurur. Hiçbir uzmanda kalkıp masaj salonuna, spor salonuna, ya da tatil merkezine sen benim işime karışıyorsun diye oraya buraya şikayet dilekçeleri vermez.

Ama bir kişi kendini şu ya da bu şekilde huzursuz hissediyorsa bu huzursuzluğunu gidermek için meditasyon, yoga, ya da psikolojik danışmanlık gibi bir çare aramaya başladığında psikiyatristler hemen ayağa kalkıyor. Sen doktorun işine karışıyorsun. Ruhu elliyorsun. Ruha müdahale ediyorsun. Bu benim alanıma girer. (Örnek: Hülya Avşar Şow programına çıkan hipnotistin Türk psikiyatri derneğinin şikayeti üzerine halkın ruh sağlığını bozduğu gerekçesiyle yasaklanması ve hatta aleyhine dava açılması).

Kendini Türk Ulusunun ruh sağlığını korumaya adamış olan Türk Psikiyatri Derneğinin web sitesindeki psikiyatri nedir başlığına da bir göz atalım. (http://www.psikiyatri.org.tr/Public.aspx)

PSİKİYATRİ NEDİR?

Psikiyatri (Ruh Hekimliği), Psikiyatr (Ruh Hekimi) sözcüklerinin başka mesleklerin adlarıyla karışması sık karşılaştığımız bir olgudur. Mesleğimizin bazı kişilerce kötüye kullanılması ile de karşılaşmaktayız.

Psikiyatri bir tıp dalıdır. Başlıca ilgi alanı beyin hastalıklarıdır. Bu alanda günlük dilde akıl hastalığı, ruh hastalığı, sinirlilik halleri, … denilen durumlar yer alır. Bu hastalıklar düşünce, davranış, duygu değişiklikleri ile kendini gösterir. Psikiyatri bu hastalıkların tanı ve tedavileriyle uğraşır.

Ruh- zihin gibi kavramların bedenin işlevlerinden bağımsız olduğu düşüncesi yaygındır. Bizler mesleğimize adını da veren “ruh kavramı” ile beynin duygu, düşünce, davranışlarla ilgili işlevlerini anlıyoruz.

Demek ki neymiş? Ruh duygu, düşünce ve davranışların toplamıymış. Ve bunlarda meydan gelen bozukluklar beyin kaynaklıymış. Buradan da psikiyatrların beyini sahiplendikleri daha iyi anlaşılmaktadır. Yani ruhani ruhla ilgilenmemektedirler. O zaman beyinde hasar yapma olasılığı kanıtlanmamış bir yöntemi uygulayan herhangi bir kişiye müdahale edemezler. Yani Hülya Avşar Programında yapılan gösterinin halkın beyninde hasar yapma olasılığı olduğunu bilimsel verilerle kanıtlamaları gerekirdi. Ama burası Türkiye sesi güçlü çıkan haklı oluyor.

Şimdi nörologlar “aman bizim işimiz başımızdan aşkın bir de psikiyatrinin akıllılarıyla uğraşmayalım” diyebilirler. Evet iş yükü artabilir ama tıp her zaman artan iş yüküne gittikçe uzmanlaşarak çare bulur. Dahiliye bir çok alt dala ayrılmıştır. Bu da yetmeyince alt dallar daha da alt dallara ayrılmıştır. Kulak burun boğaz kendi içinde dallara ayrılmıştır. Ama hiçbir uzmanlık ben baş edemiyorum deyip kendi organını başka uzmanlığa hediye etmemiştir. Sadece organını parsellemiştir. Beyin de aynı şekilde parsellenebilir. Bilişsel sorunlar daha çok prefrontal lobun bozukluklarıyla ilgilidir. Son yıllarda ileri teknolojik araştırmalar çoğu psikiyatrik hasta da prefrontal lobda işlevsel bozukluklar ortaya koymuştur. Nörolojinin içinde prefrontal lob hastalıkları diye bir alt bölüm açılıp bu alanda uzmanlaşmalar olabilir. Ya da değişik adlarla pazarlanan o psikiyatrik hastalıklar beynin hangi bölgesine aitse o bölgeden sorumlu üst ihtisas grubu o hastalıklarla ilgilenebilir. Eğer gerçekten bu durumları yaratan beyinsel hasarlar söz konusuysa hastalıkların adları da ona göre değiştirilir. Prefrontal lob disfonksiyonu ya da Anterior Cingulat Korteks disorganizasyonu gibi.

Prefrontal lobdaki bir hasara bağlı bir davranış bozukluğu neden ayrı bir uzmanlık alanı gerektirsin ki? Bir kişi bir türlü iyileşmeyen burun akıntısı olduğu zaman burun akıntısı uzmanlığı diye bir yer aramaz. Kulak burun boğaz uzmanına gider ve burun akıntısının nedeni bulunup ona göre tedavi yapılır. Hiçbir KBB uzmanı hastasına sadece mendil kullanmasını tavsiye etmez. Bir davranış bozukluğunun da burun akıntısından farkı yoktur. Klasik tıbbi bakış çerçevesinden eğer bu davranış bozukluğu bir hastalığın belirtisiyse insan bedeninde bunu yaratan mutlaka bir organik ya da işlevsel bozukluk vardır. Hiçbir organın işlevsel ya da organik bozukluğuna göre ayrı bir uzmanlık dalı olmadığına göre beyin için neden böyle bir ayırım gerekiyor ki?

Bu ayrımın bir tek nedeni psikiyatri diye bir bilim dalı (!) icat edilmiş olmasıdır. Ruh ya da psişe diye bilimsel hiçbir yöntemle varlığı kanıtlanmamış bir soyut kavrama dayalı bilim icat edilmiştir. Kullanılan ilaçların hiçbir somut bilimsel çalışması yoktur. Tamamen hayvan deneylerine dayalı etkilerin sosyal bir varlık olan insanı da normalleştireceği savı üzerine ilaç tedavileri yapılmaktadır. Teşhis tamamen hastaların kendi şikayetleri üzerine dayanmaktadır. Hiçbir fizik muayene, laboratuvar muayene inceleme yöntemi yoktur. Uzmanlık dalları içinde kendi hastalıklarının teşhisini kolaylaştıran yardımcı laboratuar ve görüntüleme tetkiki kullanamayan tek branş psikiyatridir. Neyi görüntüleyecek ki zaten? Ruhu mu? Psişeyi mi? Madem beyinde kimyasal bozukluklar olduğunu iddia ederek ilaç veriyorsun bari bir şekilde beyindeki serotonini vs yi ölç. “Yok ölçemem, teknik olarak müsait değil” diyorsan neye dayanarak o ilaçları veriyorsun?

Özetle Psikiyati branşı hiçbir şekilde günümüzde pozitif bilim kabul edilen tıbbın bilimselliğine, felsefesine, somutluğuna, raconuna uymamaktadır ve tez elden kaldırılması ve nörolojiye prefrontal ve benzeri lob hastalıkları uzmanlığı adı altında bağlanması gerekir. Eğer hala bağımsız bir dal olarak ruhla uğraşmakta ısrarlıysa o zaman parapsişik, metapsişik, ilahi bilimler sınıfından birine geçmeli ve orada at oynatmalıdır. Böylece o saldırmaya ve yok etmeye çalıştığı hipnoz, EFT, NLP, Reiki, yoga, meditasyon ve parapsişik uğraşlar alanına kardeş olmuş ve aynı kaderi paylaşmaya başlamış olacaktır. Şu anda psikiyatrinin içinde bulunduğu bu açmaz psikiyatristlerin ruh sağlığınıda olumsuz etkilemektedir. Bu psikiyatristlerin psikanalizini(!) başka bir yazımda yapacağım.

2 Yorumlar

  1. Kaldirilmasini gerekli gordugunuz bu dalin uzmanlarinin Turkiyede acigi oldugunu biliyor muydunuz? Peki olay psikologlara birakilsa 6 yil tip egitimi almamis bir insanin ilac yazmasi ne kadar dogru? Peki nörologlara birakilsa psikoloji hakkinda bilgisi yetersiz birinin psikolojiyi ve terapiyi saf disi birakip tamamen fiziksel hastaliga yonelip yanlis ve yetersiz tedavi uygulamasi ne kadar olasi? Bayagi yuksek bir olasiliga sahip. Bu kadar mantıksiz bir yazinin ciddiye alinmamasindan dolayi memnunum!

  2. Oncelikle, yaziniz cok ozensiz ve aceleyle ve bir o kadar da hararetle yazilmis bir yaziydi, tip disiplini hakkinda ozensiz ve ustunkoru bilgiler vererek giris yapmis, ve paragraflarca ‘organlarin parsellenmesi’ gibi abuk sabuk bir yigin sey yazmissiniz, yazinizdan tibbi uygulamalar hakkinda cok da fazla bilgi sahibi olmadiginiz anlasiliyor. Enfeksiyon hastaliklari uzmanligi ile ne derdiniz oldugunu anlayamadim, bir cerrahi servisinin yogun bakim unitesinde cikan bir salginla kim basedecek? Tip hakkinda ve daha dogrusu fizyoloji hakkinda, organizmanin nasil calistigi hakkinda gercekten hic bir fikriniz olmadigini dusunuyorum fakat yazinizda katildigim tek bir yer var ki, ruh hekimligi ve ruh sagligi kavramlarinin sacma sapan oldugu, bence de illa bir ad takmak istiyorlarsa akil hastaligi akil sagligi vs diyebilirler.
    Tek bir sey soracagim, sizofren hastalarini kim takip etsin?? Veya akut pskotik atakla acil servise basvuran hastayi nasil kontrol altina alirsiniz? Bir bipolar hastasini nasil takip edersiniz, yahut intihar girisiminde bulunmus bir major unipolar depresyon hastasini nasil tedavi edersiniz?
    Ben pskiyatri uzmani degilim, fakat egitimim boyunca pskiyatri egitimi aldim, kliniklerinde vakit gecirdim, gerekirse goruntuleme, gerekirse biyokimya psikiuatri kliniklerincr kullanilmaltadir, ben beyin ve sinir cerrahisi uzmaniyim, santral sinir sisteminin organizasyonu, anatomisi, fizyolojisi hakkinda uzun bir egitim aldim, gorduklerim ogrendiklerim kadariyla pskiyatri cok da gerekli bir disiplindir.
    Kusura bakmayin ama yazdiklarinizin tonaji, uslubu ve icerigi ofkeli bir cocugun abuk sabuk sarf ettigi sozleri animsatiyor, bu kadar ciddiye alip bunlari anlatmama sasiyorim dogrusu.
    Saygilar..

Yorum Yapın