Perşembe, 07 Ocak 2010 11:42

Hekim Bir Yarı-Tanrıdır

Yazan 

Gazeteden okudum, hocamız Prof. Dr. Göksel Kalaycıyı vurmuşlar!... Yıllarca büyük özveriyle ameliyatlar yaparak Azrail'in elinden canlar kurtarırken üstü başı kan içinde kaldığı anlar olurdu. Şairin "Elleri kan, yüzleri kan ve kan içinde mahşere doğacak olan..." diyerek rahmetle andığı şehitlerimizin tasvirine uyan bir şekilde elleri ve yüzü kan içinde kalmıştı. Ancak bu kez akan kendi kanıydı.

Hocamızı çekip vurmuşlar... Delik deşik etmişler.... Kanlar içinde yere yığılmış. Ameliyat esnasında kan kaybını durdurmak bir cerrahın ivedilikle yapması gereken işlerdendir. Bu kez boşa akmakta olan kan kendisininkiydi ve durumun çok kritik olduğunun elbette farkındaydı. Birazdan kan yetiştirmek için kalb daha fazla çarpacak, hızla göğüs kafesini karın boşluğunu dolduran kan, açılan deliklerden dışarı akacaktı. Bir süre sonra ayakta duracak gücü kalmayıp yıkılacak, soluğu duracak ve bilinci, kararan bir ekran gibi kaybolup gidecekti. ilk kez hiç bir şey yapamadan şaşkınlıkla olanları izlemekle yetiniyor. Saniyeler içinde olacakları tahmin etmekte iken en ufak bir acı hissetmiyordu... 7 kurşunla kıymışlar ona... Söylentiye bakılırsa kanser olan bir hastayı -bu kez- ameliyatla hayata döndüremedi diye hem de...

Her şeyin hızla müsveddelerinin oluştuğu günümüzde gerçek hekim, hele de yıllarca hekimler yetiştiren bir hekim olmak kolay değil. Ama işte gafil kurşunlar alıp gidiyor bir yaşamı, bir deryayı.. Kendi yaşamıyla birlikte binlerce yaşama umudunu da beraberinde götürüyor büyük ihtimalle...

Hayata saygı duyarak yetişiriz biz. Çoğu insan ne zor bir eğitimden geçtiğimizi, ne sıkıntılar yaşadığımızı tam olarak bilemez. Yorulabileceğimizi, uykusuz kalabileceğimizi bilemez. Öyle acılara şahit olmuşuzdur ki, bazen minik yaralar karşısındaki soğukkanlılığımızı görür de yüreğimizin katılaştığını sanırsınız. Oysa ölesiye yorgunluğumuza rağmen zor durumdaki bir hastamızı düşünerek göz kırpmadan sabahladığımızı kimse bilmez. Daha zamanı gelmediğini(!) düşündüğümüz bir hastamızı kaybettiğimizde belki binlerce kez öldüğünüzü de. Herkesin kendini kaybedip feryadı figan eylediği anlarda dahi size düşen duygularınızı kalbinize gömüp insanları yatıştırmak olur. Bazen göz yaşlarınızı sessizce içinize akıtıp "Tanrım, ben nerde yanlış yaptım" diye kendinize kahrederken, bir daha hekimlik yapmamayı düşündüğünüz anlarda kurtardığınız onca hayat dahi teselli edemez sizi. Takdir-i ilahiyi kabul edemez isyanlar eder, yıkılıp kalırsınız günlerce...

Hiçbir hekim bir hastasını kaybetmek istemez. Tek tek hastasının yakınlarının ve çocuklarının yerine kor kendini. Zamanla yaşamla ölüm arasında çok ince bir çizgi olduğunu, yapabileceklerinin sınırlı olduğunu fark etse bile razı olamaz kadere...

Ümitlerin tükendiği çaresiz durumlarda kenara çekilip sessizce dua eder bazen. Kimseler bunu bilmez ancak hastası, bir tek o hissedebilir tanrısal bir dokunuşu. İşte bu yüzden zengin de olsa fakir de, her kesim tarafından saygı duyulur hekime.

Yine bu nedenle, hekimliğin cefasına çekmek yerine sefasını sürmek isteyen bir hekim müsveddesi çıkarsa, tüm mesleklerden çok daha fazla eleştiriyi hak eder. O, yaşatma ve öldürme inisiyatifine sahip olan kutsal bir varlıktır... İyi yapınca tapılır, elbette olmaz ama olur da kasten yanlış yaparsa lanetlenir... Mitolojilerde ve kadim zamanlardan beri büyük hekimler ya tanrılarla birlikte yada tanrılardan hemen sonra anıla gelir olmuşlardır.

 

Birçok insan hekimden her koşulda en iyi hizmeti hatta mucizeler bekler, buna mecbur görür. Oysa mucizeler ancak sevgiyle olur. Sevgi ve iyi niyet varsa, hasta hekimi, hekim de işini sevdiğinde sonuçlar inanılmaz derecede yüz güldürücüdür.. Bunun yanında zorla şifa elde etmeye çalışan sığ görüşlüler ise öngörülemez tersliklere maruz kaldıklarında suçlu kendilerinden başka herkestir!.

Hocamızı vurmuşlar... Sanki o kişiyi hekim kanser etmiş, zorla ameliyat etmiş ve sanki hayatını bilerek kurtarmamış yada öldürmüş gibi... Kendi hastanesinde yüzlerce öğrencisi ve meslektaşının arasında yapayalnız ve çaresiz yaşamı sona ererken. İş işten geçtikten sonra haberdar olanların dua edecek zamanları bile olmamış. Bir çoğunun hekimlik yapma istekleri kaybolmasına rağmen çabuk toparlamışlar kendilerini. Kimseler bilmese de ilk fırsatta işlerinin başına koşmuşlar.

Rahmetle yat hocam, hekim olmadan önce insan olmak gerektiğini öğrettiğin öğrencilerin ve sağlıklarına kavuşturduğun binlerce hastaların ve sevenlerin seni hiç unutmayacaklar ve onlar karanlık bulutların dolaştığı semalarımızı aydınlatmak için yanarak aydınlatmaya devam edecekler.

Okunma 3101 defa Son Düzenlenme Perşembe, 01 Ağustos 2013 11:08
Seyit Aydoğmuş

Küçük yaştan beri elim iyi bıçak tuttuğu için cerrah olmayı seçtim. Doktor dediğin kesip biçmeli, cerrah olmalıydı her şeyden önce. :) KBB Cerrahisini bunun için seçtim. Ne iyi etmişim. :) Zamanla, Tıpta 2x2'nin her zaman 4 etmediğini anladım. İşte ondan sonradır ki hastalıkları ve iyileşme süreçlerini etkileyen, bilinmeyen nedenleri aramaya başladım. Bilim ve teknik her geçen gün ilerliyordu ama medeniyetimizde İyi niyet ve sevgiyi ölçen, öğreten yoktu ne yazık ki. Tıptaki gelişmelerin yanında, bir yandan da alternatif yöntemleri inceliyordum. Tüm hastalıklar bir şekilde korku ve sevgisizlikle, Şifa ise Şefkat ve Bilgiyle alakalıydı. Batının üstün teknolojisine rağmen doğunun uçube! yöntemleri şaşırtıcı sonuçlar sunuyordu. Hipnoz, Meditasyon, Yoga, Enerji çalışmaları... Ön yargısız bir ilgiyi hakediyorlardı birçok çaresiz kalınan durumlarda.. İstanbul’da, özel bir hastanede çalışıyorum şu anda. Gerçi içindeyim ama kenarına çok yakın duruyorum Çemberin. Bu nedenle dışına çıkmak, çıkıp gitmek kolay geliyor bana. Bazen atlayıp Motoruma  kızımla, bazen Paraşütümü kuşanıp, bazen de sırt çantamı ve kitaplarımı kapıp dağlara doğru...

@derki.com. Tüm hakları saklıdır. Yazılardan kaynak gösterilmek şartıyla alıntı yapılabilir.