İlaca Tapanlar

4.747 views

Pek çoğumuzun anne, teyze, yaşlı akrabalarında sıkça rastladığı bir ilaç kutusu olayı vardır. İçinde ilaçlar için günlere bölünmüş hazneleri olan, kapaklı mapaklı şeyler. Sırasıyla tansiyon, şeker, kalp, mide ilaçları bu haznelerde yer alır ve saatleri geldiğinde unutulmadan almak gerekir.

Amerika yılda 200 milyar doları reçeteli ilaca harcıyor

İlaçların hepsi FDA (Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi) tarafından onaylanır. Kanıtlanmış tüm zararlarına rağmen pekçok ilaç bu kurum tarafından onanmaya devam eder. Bunların arasında çok bildiğiniz Prozac ve Lipitor yer alır. Yurt dışında yapılan araştırmalara göre her 5 dakikada 1 kişi onaylanmış reçeteli ilaç yüzünden hayatını kaybetmektedir. Amerika’da yasadışı ilaçlar yüzünden yılda 19bin kişi hayatından olur. Yasadışı ilaçla mücadele için harcanan para yılda 12 milyar dolardır. Reçeteli ilaçlar yüzünden ölen insanların sayısı ise yılda 100bin civarında olmasına rağmen FDA onaylı ilaçları kimse kurcalamaz. Hayatını kaybetmese bile pek çok insan ilaca dayalı sağlık problemlerine mahkum olmaktadır. Bunlar obezite, şeker, kanser, karaciğer hastalıkları, depresyon, kalp yetmezliği vb hastalıklardır. İleriyi göremeyen doktorlar bu ilaçların zararlarını gözardı ederler. Batı tıbbı malesef sağlık üzerine değil zenginlik üzerine kurulmuş bir sektör durumuna gelmiştir. FDA ve benzeri pek çok kurum, içlerinde dünyanın en önemli bilim insanlarını maaşlı olarak çalıştırmaktadır. Ticarete bu kadar aç olan bu sektör basını ve medyayı da kullanarak kendince sağlık dedikoduları yaratarak ilaca tapan insan sayısını artırmayı hedeflemektedir.

Bu yazı moralinizi bozmak için değil, tam tersine farkındalığınızı artırmak ve sağlığınıza gereken önemi vermeniz için bir başlangıç olması amacıyla yazılmıştır.

Peki bu uydurmasyon dedikodular nelerdir? sıkı durun madem.

FDA onaylı ilaçlar sağlıklı ve güvenlidir(!)

1900lü yılların başlarında gıda zehirlenmelerinden ölümlerin çoğalması nedeniyle yasa tasarısı hazırlandı. Bu durum FDA gibi gözetimci bir bekçinin doğmasına yol açtı. Başlarda çok etik ve başarılı bir yol izledi. Halkın sağlığını korumak ve iyileştirmek üzere sağlıklı ve güvenli ürünler üretilmesi ve bunların düzenli gözetilmesi sözü verdi. Mesela çürümüş ete önlem olarak ilk olarak ete gözetim getirildi. Daha sonra bu kapsam genişletilmeye başladı. Buna kozmetik ve tıbbi ürünler de dahil oldu. Buna ilaçların üretime geçmeden önce onay getirilmesi zorunluluğu eklendi. Böylece gücüne güç katan kurum pazara hangi ilacın, gıdanın ve kozmetiğin gireceğine karar veren tek yetkili merci oldu.

Şimdi ilaçlar FDA onaylı diye herkes gözü kapalı bu ilaçları yutup duruyor.

1997de yüksek tansiyon için onaylanan Posicor adlı ilacı kullanan  pek çok insanın ölüm oranı kullanmayanlara göre daha fazla idi. Bu durum FDA’nın bu ilaca onay vermeye devam etmesini engellemedi. Onaydan çok kısa bir süre 200 kişi hayatını kaybetti. 2000li yılalrın başında Vioxx denilen ağrı kesici ilaç kalp krizlerini artırmasına rağmen onayı durdurulmadı. Satışı 2003’te 80 ülkeye ulaştı ve kârı 2.5 milyar dolara ulaştı. FDA’nın vicdana gelen uzmanları tarafından yapılan açıklamaya göre bu ilaçtan 140 bin Amerikalı etkilendi ve bunların yüzde 40’ı hayatını kaybetti. Örneğin kalp yetmezliği yada ritim bozukluğu için kullanılan ilaçların çoğunun ritm bozukluğunu bastırıp saklarken aynı zamanda kalbin normal atış ritmini de bozduğu ortaya çıktı. İlacı kullanlardan ölenlerin sayısı kullanamayanlara göre neredeyse 3 katıydı. En önemli uydurmasyonlar ise kolesterol düşüren ilaçlarla yapıldı. Bu ilaçları düzenli kullanların kalp yetmezliği, kas kaybı, böbrek yetmezliği, iktidarsızlık, hafıza kaybı gibi sorunlar yaşadığı tespit edildi. En çok tanınan FDA onaylı ilaçlardan Prozac günümüzde anti-depresan olarak en çok kullanılan ilaçtır. Bunun popülaritesi ise bilimden değil pazarlamadan gelir. Zira ilacı pazarlamak çok büyük kaynaklar kullanılmaktadır. Prozac ilk olarak kedi ve köpekler üzerinde denendi. İlacı alan hayvan saldırganlaşmaya başlıyor, ilacı kesince eski haline dönüyordu. Sonra insanlar üzerinde denendi. Kliniklerde yatan 4000 hasta üzerinde yapılan uygulamada uzmanlar hastaları ilacın yan etkilerinden (şiddet, intihar) korumak üzere yatıştırıcılar kullandılar. Sonuçta da depresyona karşı iyi olduğu söylenerek tescillendi. Hem hayvanlar hem insanlar üzerinde yapılan deneylerde ortaya çıkan şiddet ve Prozac bağlantısı, bazı insanlarda ruhsal durum iyiye giderken neden bazılarında kötüye gittiği bir türlü açıklanamadı. Buna rağmen onay alındı ve üretime ve pazarlama faaliyetlerine geçildi. Prozac kullanıp intihar eden pek çok ünlü kişiye rastlandı. FDA’nın kendi yaptığı araştırmada bile bu ilacı kullanan her bireyin en az 2 yan etkiye maruz kaldığı tespit edildi. Ancak ilacı üretenlerin iştahları dinmek bilmedi. Tüm yan etkilerine rağmen çocuklar üzerinde kullanılmasına bile onay verildi. Hatta patent ağı genişledi, Sarafem adıyla da satılmaya başlandı.

FDA onaylı bir başka tehlikeli ilaç ise çocuklarımıza yapılan aşılar(!)

Örneğin, bebekler üzerinde kullanılan Rotashild adlı aşı 1 yıl sonra ortaya çıkan yan etkileri nedeniyle hükümet tarafından artık tavsiye edilmeme kararı alındı, ancak bu yan etkiler daha kullanılmaya başlamadan önce yapılan testlerde tespit edilmişti. Buna rağmen FDA onayı alınmıştı. FDA içinde varolan maaşa bağlanmış danışmanlar, lobiciler, bu ilaca ait hisse sahipleri, ve pek çok menfaatçi onay için el kaldırmışlardı bile. Diğer aşılar da aşağı kalmadı. Pek çoğunun römatoid artirit hastalığını tetiklediği(MMR), nerolojik hasarlar verdiği(DTaP), ölümlere yol açtığı belgelenmiştir. Çocuklarımızın hayatları kumar oynayacağımız bir mevzu değildir. Her sene değişen aşı türleri, çaresi bir türlü bulunamayan gribe karşı her sene farklı deneylere maruz kalmamız, üzerinde ciddi düşünmemiz gereken bir konudur. Bu aşılar veliler için gerekli ve zorunlu hale getirilmiştir. Çocuğunuz enfeksiyona maruz kaldığında ilk yapmanız gereken şekeri, çikolatayı kesmek ve C vitamini takviyesi yapmaktır. Sağlık koşullarınızı kontrol atında tutmak ve sağlıklı beslenmek sizin elinizdedir. Zira FDA artık sağlığınızın değil büyük şirketlerin bekçiliğini yapmaktadır.

İlaç onayı bilimsel temellere dayalıdır(!)

%51 çoğunluğun diğer % 49’a ölümcül olan ilaçların güvenli ve sağlıklı olduğunu söylediğini düşünün. Bilimin kendisi ve seçimler, artık tıpta birşey ifade etmiyor. Onun yerini yüksek kâr amacı ve bilim insanlarının çıkar çatışmalarından doğan sağlık zorbalığı almış durumda. Doktorlar habire kendilerine dikte ettirilen ilaçları hastalarına yazıyor. Hastalar da birer ilaç bağımlısı haline geliyor. Doktorların tavsiye edeceği ve bunun için faydalanacağı tıbbi makaleler bile, ilaç sektörlerinin maaşlı yazarları tarafından yazılıyor. FDA tarafından tutulan uzmanların yarısından fazlası ilaç sektörlerinin içinden geliyor yada onlarla parasal alaka içinde. Zira FDA’nın vereceği bir karar onları ya zengin edecek yada bundan zarar görecekler. İlacın icadından, geliştirilmesine ve onanmasına kadar geçen tüm süreç bu paralı askerler tarafından yönlendiriliyor.

Peki ilaç sektörleri FDA’yı nasıl ele geçirdi? FDA’da çalışan üst düzey yöneticilerin ve elemanların özellikle başta aşı üreticileri olmak üzere pek çok ilaç firmasından hisse senedi almasıyla başladı herşey.

İsim vermeden eski FDA çalışanlarının itirafları:

– “FDA’da görevli insanlar ‘Bu ilacı onaylamalı mı onaylamamalı mı?’ diye sormuyor, ‘Bu ilacı nasıl onaylarız?’ diyor”

– “FDA ilacın onaylanma sürecini hızlandırmak için ilacın yeterlilik, güvenlik ve sağlık testlerini es geçiyor”

– “İlaca onay verenler ilacın bir güvenlik zaafını gördüğünde bunu görmezden geliyor çünkü böyle birşeyi açığa çıkarmak başlarına dert açabilir”

Bu durum pek çok üniversitenin de dikkatini çekmiş durumda. Örneğin Harvard’lı profesörler doktorlarına FDA onayı bile olsa güvenlik zaafı olan ilaçları yazmamalarını tembihlemiş.

Ancak şu da bir gerçek ki, pek çok üniversite görevlisi de ilaç şirketleri tarafından satın alınmış durumda.

Reklamlar halkın sağlığı için(!)

Dünyada en fazla reçeteli ilaç tüketen ülke Amerika. Bu da tamamen reklamın gücüne dayanıyor. Herhangi bir tv, radyo yada medyada “bilmem şu kadar günde zayıflayın, şununla halsizliğe son, saç dökülmesine son, bakın bu ilacı Dr Oz da tavsiye ediyor” gibi reklamlara rastlamak kaçınılmaz. “Halkın sağlığı” adına yapılan bu reklamlar yine FDA garantisi altında yasallaşmış durumda. Ancak buna göre ilaçların reklamı yapılırken pozitif yanlarından bahsederken eşit şekilde yan etkilerinden de bahsedilmesi, iddia edilen şeylerin doğru olması (ispatlanmış) gibi şeyleri de içerirken, ne reklamcılar ne de bunları tavsiye eden doktrolar tarafından buna uyulmuyor ve kimse tarafından da denetlenmiyor.

Örneğin kolesterolü düşürdüğü iddia edilen ilaçlar hakkında verilen yanlış bilgiler yüzünden pek çok insan yan etkilere maruz kaldı. Lipitor hakkında sayısız dava açıldı ama bu davalardan paçayı kurtarmayı hep başardılar çünkü dozlar konusunda ya topu doktorlara attılar yada yanlış kullanıma vurdular. İnsanlar karaciğerlerindeki ağır hasarlarla kala kaldılar.

Bunun gibi pek çok örnek hormon düzenleyici, depresyon önleyici, ritm düzenleyici ilaçlar üzerinde de uygulandı. Olan yine ilaca tapanlara oldu.

Halbuki yapılması gereken şuydu: ilaçlar sadece hastalar içindir ve yine sadece acil durumlar için kullanılır. İlaçlar trend olan birer reklam aracı olamaz. İlaçlar herkes tarafından alınabilecek besin değildir. Ancak reklamlar sonucu halkın ikna olduğu tek şey, “sağlıklı kalabilmem için ömür boyu bu ilaçları kullanmalıyım” oldu.

Daha bebek yaşta çocuklarımızı antibiyotiklere, aşılara ve GDOlu mama vb ürünlere maruz bırakarak çok büyük hatalara imza atıyoruz.

İlaçlar yaşam kalitemizi artırıyor(!)

Araştırma sonuçlarına göre her yıl FDA onaylı ilaçlar yüzünden ölen sayısı 100 binin üzerinde. Ölümlerin dışında yılda 2 milyon kişi ise kanser, böbrek yetmezliği, otizm, depresyon, kalp yetmezliği gibi yan etkilere maruz kalıyor.

Reklamlarla hipnotize olan insanlar “doktor ne verirse yutarım” mantığı güdüyor.

2012 yılı itibariyle ilaç tüketiminden kazanılacak karın 450 milyar dolar olacağı öngörülüyor. Peki yaşam kalitesi? John Hopkins tarafından yapılan açıklamaya göre Amerika’daki çocukların hepsi gelişmemiş ülke çocuklarından daha sağlıksız durumda. Çouklar daha doğar doğmaz şeker hastalığına maruz kalabiliyor. İlaçların yan etkileri insanlar üzerinde ciddi hasarlara yol açabiliyor ve bu da yaşam kalitesi diye birşey bırakmıyor. “Beslenmeye hayır, ilaca evet”. Doğru beslenme, kaliteli bir yaşam tarzı yerine insanlar ilaca özendiriliyor ve hayat kurtarıcı gibi gösteriliyor. Eğer bir ilaç işe yaramazsa başka bir ilaç öneriliyor. Bir hastalıktan dert yanarken buna birden fazla hastalık da eklenmiş oluyor. Bu da daha fazla ilaç. tüketimine yol açıyor ve bazıların cepleri daha fazla doluyor.

Her kaybedenin ardında bir kazanan yatar. “Ağrı” en çok kazandıran şeydir. Başın ağrır ilaç alırsın, karnın ağrır, miden ağrır ilaç alırsın. Halbuki bunlar ağrıyı geçirmez. Sadece beynin ağrıyla alakalı gönderdiği sinyalleri keser. Sorun devam eder. Aslında ağrı bize birşeylerin ters gittiğinin habercisidir. Doktorlar da başta olmak üzere kimse bununla ilgilenmez. Yüzeysel çözümler daha iyidir. Ağrı kesici verilir ve hasta gönderilir. Bunlar savaşlarda telgraf tellerini kesen sabotajcılar gibidir. İletişimi kes rahat et.

Size tam bir ironik gerçek anlatayım. Hasta, ilaç yüzünden ölür. Yakınları ilaç şirketini mahkeyeme veremez çünkü raporlarda kalp yetmezliği yazar. Bunalıma giren yakınlar depresyon ve ağrı kesicilere verir kendini. İlaç sektörü yine para kazanır!

Doktorlar ilaçların zararlarına karşı temkinli(!)

Doktor tavsiyesine uymak kendi çukurunu kazmakla eşdeğer haline geldi. Doktorlar ne ilaç yazacakları konusunda ya makale okurlar yada her gün kapılarına dayanan ilaç mümessillerini dinlerler. Okudukları makaleler ilaç firmaları tarafından tutulmuş paralı askerler tarafından yazılır. Mümessiller ise zaten satıştan payını almaktan başka birşey düşünmeyen insanlardır. Pek çok ilaç mümessiliği yapmış insan bu mesleği bıraktığında kendini geçmişte büyük suçlar işlemiş insanlar olarak görür. 

Örneğin hayalet yazarlardan birinin itiraflarına kulak verelim:
Hayalet: “Saygın yazarlar arasında yer alabilmek uğruna bir ürün hakkında 2 makale yazmayı kabul ettim. Yazacağım herşey önceden dikte edilmişti. Referanslara kadar. Hatta proje hakkında hiçbir şey iddia etmeyeceğime ve geri çekilmeyeceğime dair imza attırdılar.”
İlaçlar hakkında kimin ne yazacağı, hangi akademisyenin ve devlet görevlisinin bunun hakkında ne yorum yapacağı, kimlerin oylamada onay vereceği önceden hazırlanmış kusursuz planlardır.
Örneğin artirit üzerine çalışan Amerikalı (ismini vermeyeceğimiz) bir doktorun 10 yıl içerisinde ilaçlar üzerinden aldığı pay 600bin dolar civarındadır. İlaca onay veren laboratuarların vb kurumların payları bunların kat ve kat üzerindedir. Yapılan bu bilime yurt dışında “çek-defteri bilimi” deniyor.

Doğal besin takviyeleri yetersiz ve zararlıdır(!)

Her ne kadar ilaçların kendisi doğal besinlerden ve bitkilerden üretilse de ilaç firmaları bunlardan uzak durulması konusunda insanları yanlış şekilde bilgilendirir. Örneğin Aspirin, söğüt ağacından elde edilir. Doktorlar tarafından hergün alınması tavsiye edilir ama ölümcül etkileri vardır. Yıllardır bu konuda da kandırılmışısızdır. Kolesterol düşüren ilaçlar bir tür kırmızı mayada fermente edilmiş pirinçten elde edilir. Pek çok ağrı kesici, afyondan elde edilir ama afyon tek başına morfin, kodein ve oksikodon kadar tehlikeli değildir ve bağımlılık yaratmaz.

Doğal besin takviyeleri içlerinde sinerjiden oluşan birden fazla karışım içerdiği için daha etkli ve daha zararsızdır. Zira ilaçlar tecrite uğramış tek maddeden oluşur. Besin takviyeleri, içinde birden fazla şey içeridiği için patenti alınamaz ve monopol hale gelemez. Bu patent olayı sayesindedir ki ilaç firmaları kârına kâr katar. Bu yüzden de alternatif şeylerin kullanımına karşı çıkarlar. Hatta sessiz sedasız Avrupa Birliğinde Alternatif Tıp ve patentsiz besin takviyelerine karşı yasalar çıkmaya başladı bile.

Hayat kurtaran, çok ucuz ve çok kolay bulunabilen şifalı bitkiler, besin takviyeleri yakın zamanda yasaklar altına alınmış, el altından satılan şeyler haline geleceklerdir.

Yüksek kolesterol kalp krizi için tehlikelidir(!)

Bu şehir efsanesi sayesinde yıllarca trilyonlarca dolar para kazanılmıştır. Kalp krizinin nedenleri damarların sertleşerek yada daralmasıyla kan vasıtasıyla kalpten organlara oksijen ve besin taşımanın zor bir hale gelmesidir. Pıhtılaşma ise kalp krizine yol açar.
Buna göre kolesterol arttığında atardamar duvarlarında yer alan pıhtı miktarının da artması gerekir. Yada tam tersi. Bunu anlamak için hayatını kaybeden insanların damar çeperleri ve kolesterolleri karşılaştırıldı. Ölümlerin hiç birinde bu ikisi arasında bağlantı kurulamadı. Kolesterolün düşük yada yüksek olmasının hiçbir etkisi olmadığı kanıtlandı. (Araştırmacı Mathur, Dr. Marek, Ph.D Jose Mendez çalışmaları). Kolesterol düşüren ilaçlar üzerinde yapılan deneylerde de, ilaçların kolesterolü düşürmesine rağmen bunun damarlardaki pıhtıya en ufak bir etkisi olmadığı saptanmıştır. Kalp krizlerinde kolestrolü suçlamak, “suya atlarsanız sadece saçınız ıslanır, diğer her yeriniz kuru kalır” demek gibi birşeydir. Bu şehir efsanesini devam ettirerek ilaç firmaları kârlarına kâr katmaya devam etmektedir.

Türk Kardiyoloji Derneği’nin basın toplantısında statine karşı olan uzmanlardan Prof. Dr. Ahmet Aydın “Damar sertliği oluşturan kolesterol değil, enflamasyondur (mikropsuz iltihap). Buna neden olanlar arasından da ayçiçeği yağı, mısır yağı, margarinler bulunur. Kalbi koruyacağım derken tahrip ediyorsunuz. Statin ayrıca erkeklik ve kadınlık hormonlarını azaltıyor. Alzheimera, kas zayıflığına, katarakta yol açıyor.   Bunları bilmiyorlarsa cahiller. Bilip de uygulamıyorlarsa ahlaksızlar.” dedi.

Dört uzmanın da görüşü ortaktı: “Kolesterol faydalıdır. Damarların tıkanmasının nedeni yüksek kolesterol değildir. Kolesterol ilacı kullanmayın.”

Prof. Dr. Canan Karatay (Kardiyolog): “Hastalarıma kolesterol ilacını bıraktırıyorum.” der ve ekler  “Hiçbir gıdanın kolesterolü yükseltmediği yıllardır biliniyor. Bunu bilmemek, bilime kapalı olmak demektir. Sağlık ocaklarında aile hekimleri şakır şakır kolesterol düşürücü ilaçlar yazıyor. Biz buna karşıyız. Ben statin alan hastalarıma ilacı bıraktırıyorum. Her gün 20 dakika yürüyün, sağlıklı ve doğal beslenin, ara öğünleri kaldırın diyorum.”

Mevlüt Durmuş(Uzman Biyolog): “Statini ilk elde edenlerden biri Akiro Endo. Aslında bir antibiyotik elde etmeye çalışıyordu. Yani statin doğrudan hücre öldürücüdür.”

Prof. Dr. Ahmet Rasim: “Kolesterolü düşürmek ne kalp krizlerini ne de felçleri önlemekte işe yarıyor. O zaman insan soruyor: Ne anladım ben bu ilaçlardan? Kolesterol hücre zarlarının yapı taşıdır ve faydalıdır. Yağlı yiyecekler kolesterolü yükseltmez. Kolesterolle ölüm sıklığı arasında hiç ilişki yoktur. Yüksek doz kolesterol ilacı kullanan yaşlı hastalarda beyin kanaması riski artıyor.”

En büyük uydurmasyon: Kolesterol sizin için kötüdür(!)

Gerçek şudur ki yüksek kolesterol ömrü uzatır.

Amerikada yapılan araştırmalara göre 100milyon kişinin ortalama kolesterol seviyesi 200 mg/dl yada üzeri civarındadır.

Bu da ilaç sektörüne 100 milyon potensiyel müşteri demektir. Bu 100milyon normal insanı hasta müşteri konumuna dönüştürmek ağızların suyunu akıtır. Bunu başarabilmek de başlı başına bir sanattır. Bu yüzden de “düşük kolesterol sağlığınız için iyidir” reklamları yapılır.

Önce problem yaratılır(kolesterol), ardından çözüm sunulur(düşüren ilaçlar). Bunun için tüm kaynaklar seferber edilir.  Çünkü senede 30 milyar dolarlık bir kar beklenmektedir. (Tıpkı kuş gribi, domuz gribi, vb vakalarda olduğu gibi. Önce sorunu yarat, çözümü bulmuş gibi yap, zengin ol)

Peki nedir bu kolesterol?
– Kolesterol vücut tarafından steroid ve hormon üretsin diye görevlendirilir. Testesteron, estrojen ve kortizon hormonları vücuttaki sayısız işlevin yerine gelmesini sağlar.
– Karaciğerin safra salgılamasını sağlar. Yağların yakılması ve atıkların atılması için önemlidir.
– Hücre zarlarını stabilize eden molekülleri birbirine bağlar. Bütün dokuların yapı taşıdır.
– Beynin gerekli eletrik sinyallerini taşımada önem taşır. Hafıza ve odaklanma ile alakalıdır. Bu yüzdendir ki, kolesterol düşüren ilaçların yan etkisi olarak hafıza kaybı ve konsantrasyon eksikliği görülür.
– Bağışıklık sistemi için önemlidir. Özellikle erkeklerde yüksek kolesterollü olanların bağışıklık sistemleri daha güçlüdür. Bizi hasta eden pek çok bakteri LDL kolesterolü tarafından yok edilir.
Bu kadar önemli olan kolesterol vücüdun her yerine damarlarımız vasıtasıyla taşınmak durumundadır. Dolaşımı suyun ve yağın karışmaması esasına dayanır. Kendisi yağlı bir maddedir ve su bazlı kan ile karışamaz. Bu yüzden kolesterol lipoprotein denen özel taşıyıcılar tarafından taşınır(LDL). HDL ise kolesterolü karaciğere geri taşır. İkisinin de yapması gereken bir görevi vardır ve biri iyidir diğeri kötüdür denemez. Bu tamamen ticari bir uydurmadır. Kolesterolünüz yüksek yada düşük olsun, LDL görevini yapmaya devam eder. LDL ile kandaki pıhtının en ufak bir alakası yoktur.

Peki kolesterol neden değilse, kalp krizi neden kaynaklanır?
– Enfesksiyon
– Sigara
– Yüksek tansiyon
– Yüksek şeker
– Aşırı folik asit ve B12 vitamini eksikliği
– Aşırı kortizol (stres)
– Hantallık (egzersiz eksikliği)
– Aşırı C Vitamini eksikliği

Koroner kalp damarında bir hasar meydana geldiğinde vücut hemen hasar tespit yapar ve onarıma geçer. Bunun için de hasarlı bölgeye LDL gönderir. Hasar gören yerin kendisi hücre yenilemesi yapar. Damarın kendisi reaktif oksijen üretir.  Bu da bölgeye bağışıklığı artırmak için daha fazla hücreyi çeker. Bunların hepsi biraraya gelerek pıhtılaşmayı oluşturur. Pıhtılaşma tamamen vücudun savunma mekanizması sonucu kendi yarattığı bir şeydir. Düşük yada yüksek LDL değeriyle alakası yoktur.

Peki kapatıyorum. İlaçlara, ameliyatlara yada yüksek teknoloji gerektiren tedavilere o kadar muhtaç hale gelmişiz ki kendi hayatlarımız üzerinde sorumluluk almaktan uzaklaşmış durumdayız. Yanlış tedavi yada hatalı öneriler, hatalı dozlar yüzünden pek çok insan hayatını kaybetmiş yada yen etkiler yüzünden büyük hasarlar görmüştür. Özellikle hastanelerin acillerinde büyük kahramanlıklar gösteren doktorlara nazaran gözünü para bürümüş bazı doktorlar, şirketleşmiş hastaneler, ilaç firmaları ve hastalar yüzünden insanların hem hayatları hem de yaşam kaliteleri bozulmaya yüz tutmuştur.

Gerçek sağlık onu bulduğunda ona sımsıkı sarılmayı gerektiriyor. Çünkü onun değeri paha biçilmez. Satın alınamaz, takas edilemez. Sağlığınızın kıymetini bilin. Güzel beslenin, güzel yaşayın. Sevin sevilin. Affedin affettirin. Sevgiyi bir an olsun içinizden eksik etmeyin. Gerçek sağlık sadece kalpten istediğinizde sizin olacaktır.

Bütün hücreleriniz sevgiyle dolsun…

Not: Bu yazıda alıntı yaptığım sevgili Shane Ellison’ın “Batı Tıbbı Sağlığınızın Altını Nasıl Oyar” adlı kitabını bırakın Türkiye’de yurt dışındaki kitapçılarda bile bulamadım. Kitap çok popülerse yenisi niye basılmadı? Yoksa bundan rahatsız olanlar kitapları toptan satın mı aldı?

Yorum Yapın