derKi'ye Yazar Olabilir miyim?
derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...
derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...
derKi Dergi'nin 30. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.
| Mızrak Duruşlu Kadınlar Projesi |
|
|
|
| Perşembe, 11 Eylül 2008 | ||||||||||||||||
|
Giriş Mediatörlük mesleğini seçmeme sebep olan iki şey vardı. Birincisi, o zamanlar içinde bulunduğum meslekti. İşim, Türkiye’de büyük miktarlarda tekstil üretimi yaptırmamı gerektiriyordu. Sürekli bu, ya da şu şekilde çıkan sorunlar yüzünden ben, kendimi devamlı farklı uyuşmazlıklar içinde buluyordum. İkinci sebep ise, yine aynı dönemde, Avusturya’da yaşayan Türklerle ilk kez, yazı yazdığım gazete ve farklı sivil toplum örgütleri aracılığıyla bir araya geliyor olmamdı. Dehşet içinde fark ettiğim şey, bana son derece normal gelen uyum sürecini, pek çok insanın; özellikle ebevenyleriyle Avusturya kültürü arasında kalmış gençlerin, aşamamış olmasıydı. Bununla birlikte orada yaşayanlar olarak, Avusturya’da 1990ların sonunda başlayan hızlı bir değişim sürecine tanık olduk: Bir tarafta savaş sonrası göçler, bir tarafta büyük bir grubun olmayı istemediği Avrupa Birliği üyeliği ve bu üyeliğin dayattığı kriterlere uyum zorunluluğu, uluslar arası ticaretin, ortaklıkların ve çalışma ortamlarının, dolayısıyla kültürel uyuşmazlıkların artması, boşanmaların sayısındaki yükseliş ve en son noktada aşırı sağ partinin tüm bu hızlı değişim sürecinde onlarca senelik sosyalist Avusturya’da iktidara gelmesi… İşte tüm bu değişimler ve onun doğurduğu dirence karışan uyuşmazlıklar geleneksel çatışma çözümü yöntemlerine bir alternatifin bulunması veya uygulanmasını neredeyse zorunlu hale getirmişti. Mediasyonun yükselmesine uygun bu genel ortam ve kendi toplumumun sorunlarını çözme isteğim bir araya geldiğinde, benim için mediatörlük eğitimi almak, neredeyse kaçınılmaz olmuştu. O zamanlar bu eğitimi veren kurumlar çok azdı. Ama Viyana Ticaret Odası, tüm mediasyon eğitimleri içinde, en kurumsal programı düzenliyordu. Bende tercihimi Ticaret Odası’ndan yana kullandım. Uzun bir eğitim aldım; hemen her alanda, ticari, grup, aile ve şiddet, çevre gibi, farklı bloklar halinde eğitimlerden geçtim. Çok zengin bir kadro eğitim verdi; her blok o alanın uzmanı tarafından gösterildi. Bu gördüğüm profesyonellik, benim mediasyonda uzmanlaşmaya olan inancımı derinden etkilemiştir. Türkiye’ye döndüğümde, ilk ve tek olmanın tüm zorluklarına rağmen asıl hedefim, mediasyonu Türkiye’de tanıtmak ve çok inandığım bu sistemi burada da uygulanır kılabilmekti. Çünkü tüm uygulamalar gösteriyor ki arabuluculuk, doğru uygulandığında, sadece uyuşmazlıkları çözmekle kalmıyor, aynı zamanda çok daha önemli olan ilişkileri onarıyor. Kabul etmemiz gerekiyor ki, insan, ne olursa olsun toplumsal bir varlıktır; toplum içinde yaşayan, kendini geliştiren ve nihayetinde kendi olan bir varlık. İşte bu sebeple, insanlar arası ilişkiler ve bu ilişkilerin sağlıklı olması çok önemlidir. En küçüğünden en karmaşık olana kadar, herhangi toplumsal yapı içinde oluşan uyuşmazlık, tarafların tamamının iyiliğine olacak şekilde çözümlenemiyorsa, bu uyuşmazlığın sonraya yansıyacak çok daha büyük sorunların başlangıcı olması kaçınılmazdır. Bir örnek vermek gerekirse; dostluk içinde bitmemiş ve çocukların iyiliği düşünülmemiş bir boşanma sonrasında, özellikle ergenlik çağında istenilmediğini veya sevilmediğini düşünen gençlerde görülen, başkasını veya kendini yok etme; yani cinayet veya uyuşturucu bağımlılığı, intihar gibi şiddet eylemleri. Şimdi bu çekirdek toplumsal yapıdan Türkiye’nin Güneydoğu’suna kayarsak, sadece ölçekte büyümüş ancak birbirine benzer sebep-sonuçla karşılaşırız. O halde günümüzde mediasyonun, toplumun hangi kesiminde olursa olsun başlayan uyuşmazlıkların çözümünde, ilişkilerin düzenlenmesi ve toplumda genel iyiliğin yaratılması açısından, uygulanması zorunlu gibi görünmektedir. Bu uygulamanın desteklenmesi hukukun ve geleneksel yargı sürecinin ortadan kalması anlamına gelmez. Tam tersine, bireylerin kendi sorumluluklarını alarak kendi çözebilecekleri sorunları barışçıl bir yolla çözmelerini desteklerken, gerçek uzmanlık ve hukukun derinliğini gerektiren uyuşmazlıklarda da, günlük yoğunluklar arasında yıpranmamış yargı sürecinin başarıyla kullanılmasını sağlar. Ve hatta yargı sürecinde, ağır ceza davaları dahil olmak üzere, mağdur-suçlu arasında bir iletişim süreci olarak kullanılabilir. Bir örnek vermek gerekirse; tecavüze uğrayan bir kadın, gelecekteki hayatını kolaylaştırmak veya kendisinin kötü olduğuna dair gizli suçluluk duygusundan kurtulmak amacıyla, neden ben sorusunun cevabını almak için, dava devam ederken, arabuluculuk isteyebilir. Bu durumda arabuluculuk, elbette suçlu ile mağdurun anlaşmasını sağlamaz. Bu yüzleşme ile mahkemede hiçbir zaman açığa çıkmayacak bir iletişim sağlanır: Suçlu yaptığı şeyin mağduru ne kadar etkilediğinin farkına varır ve mağdur da, neden sorusunun cevabını alır. Mizrak Duruşlu Kadınlar Projesi Türkiye’ye döndükten sonra gerçekleştirdiğim tüm projeler, konferanslardan tanıtım toplantılarına, eğitimlerden yayınlara kadar, mediasyonun hayatın hemen her alanında yaşanan uyuşmazlıkların çözümünde gerekli ve uygulanabilir olduğunu göstermeye yönelik pilot çalışmalardı. Bu çalışmalardan biri, yetmiş iki çalışan bayanın eğitimiyle ilgili olan ve Kayseri’de gerçekleştirilecek Mızrak Duruşlu Kadınlar Projesi’ydi. Kayseri Ticaret Odası ile ilk Mediasyon çalışmasını 2007 Nisan ayı içinde gerçekleştirdik. İfade etmek gerekiyor ki, Türkiye’deki Ticaret Odaları arasında arabuluculuğa ilgi duyan ve mediasyonun işlerliğine ilk inanan ve bu yönde çalışmalara başlayan Ticaret Odası, Kayseri’dir. Kayseri doğduğum şehir olduğundan, benim için ayrıca çok anlamlıydı. Mızrak Duruşlu Kadınlar, bu ilk çalışma sonrasında yazılan bir Avrupa Birliği Projesi idi. Seçilmiş olan yetmiş iki çalışan kadın, hemen her alanda faaliyet gösteriyordu; eğitmenler, vergi dairesi çalışanları, mali müşavirler, avukatlar, banka çalışanları gibi. Her biri en az yirmi sekiz yaşını doldurmuş ve yine en az dört sene profesyonel hayatın içinde bulunmuş kişilerdi. Proje, toplumdaki yeri de düşünüldüğünde, çarpan etkisi yaratmak için kadınlara yönelik düzenlenmişti. Çalışan bir kadın, ailesinde, yakın çevresinde, çalıştığı ortamda, kısaca içinde yer aldığı her toplumsal konumda; çocukları arasındaki günlük uyuşmazlıklardan, ticari çatışmalara kadar, arabuluculuk yapabilirdi. Bu şekilde düşünüldüğünde, yetmiş iki kadın, en az on kişiyi etkilediği varsayılsa, yediyüz yirmi kişinin hayatına dokunabilecek ve bu çevre içinde ilişkileri barışsal düzleme taşıyabilecekti. Dahası, kazandığı iletişim becerilerini, sadece kendisi uygulamayacak ve başkalarına da öğretebilecekti. Mızrak Duruşlu Kadınlar Projesi, gerçekten anlamlı bir proje idi. Şubat 2008 tarihinde, tüm kadınların ve şahsımla birlikte yabancı bir uzmanın da katıldığı genel bir konferansla başlayan proje, her ay 12 kişilik grupların alacağı yoğun eğitimlerle Temmuz 2008’e kadar devam edecek ve sonunda yine uluslar arası uzmanların katıldığı genel bir konferansla sona erecekti. Uygulama başladığında, ilk gruplarla son gruplar arasında daha etkin iletişim sağlamak adına, her ay ayrıca toplu sunumlar ve paylaşımlar yaptık. Eğitimlerin her gününe gelmek zorunluydu. Doğrusu katılımcılar tek bir saat dahi kaçırmadan ve baştan sona son derece katılımcı bir şekilde eğitimlere devam ettiler. Kayseri Ticaret Odası Genel Sekreteri Sayın Murat Yerlikhan, eğitim alanların bu süreçten çok mutlu olduklarını sıklıkla ifade etti. Neden bu kadar memnundu herkes? Çünkü L’accadémia Areté olarak uyguladığımız mediasyon eğitimi, aslında kişisel bir seyahattir. O güne kadar kendine dokunmamış kişi, bir anda kendisine ayna tutulduğunu fark eder. Eğitim alanın, kendi yaşadığı uyuşmazlıkları açıklıkla ifade ettiği, kendisini anladığı, anlattığı ve ihtiyaçlarının farkına vardığı, zaman zaman ağladığı ve ama her seferinde hafiflediği bir dönüşüm sürecidir uygulanan eğitim. Neden böylesi bir eğitim yolunu seçtik? Çünkü her iyi arabulucu, yürüttüğü süreçte tarafsız olmak ve uyuşmazlık yaşayanlar için nötr bir ortam hazırlamak zorundadır. Bu durum sadece mediasyon sürecini bilmekle gerçekleşemez ve ancak mediatör kendisiyle barışık ise, mümkün olur. Aksi takdirde mediatörün kendi uyuşmazlıkları, arabuluculuk sürecini, akışını ve çözümü etkiler. Dahası hiç farkına bile varmadan, mediatör bir anda kendini uyuşmazlığın içinde bulur. Eğitimler süresince pek çok katılımcı, içinde bizzat yaşadığı, hayat kalitesini düşüren ve performansını etkileyen uyuşmazlıkların farkına vardı. Bunları çözümleyecek becerilerin yanı sıra, çözme sorumluluğu alabilecek gücü kazandı. Hergün, herhangi katılımcının hayatında yaşadığı; taraf olduğu veya olmadığı, herhangi uyuşmazlığı ve çözümünü dinledik. Bununla birlikte katılımcılar, altı ay içinde Dr.Deniz Kite, Giacinto Tommasini, Sylvie Adijes ve Anna Wrobel olmak üzere, uluslar arası deneyime sahip bir ekipten, farklı ülkelerdeki uygulamalar ile aile, okul ve ticari mediasyon süreçlerini öğrendiler. Ayrıca, mediasyon anlaşmaları, iletişim süreci ve müdahale teknikleri, müzakere ve ilkeli müzakere, çatışma genel başlıkları altında katılımcılar, toplam 72 saat eğitim almış oldular. Bununla birlikte yaptıkları peer ve pratik çalışmalarla, teorik bilgileri uygulama ve aynı zamanda mediatörlüklerine ilişkin geri bildirimler alma olanağına sahip oldular. Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Kanun Tasarısı’nın çıktığı ve mediatörlüğün profesyonel bir meslek olmasının tartışıldığı günümüzde, bu amaca hizmet edebilmek için, tüm eğitim alanların sicillerini oluşturduk. Bu siciller, detaylarında hangi katılımcının, kaç saat ve hangi eğitim, peer ve pratiği yaptığını da göstermektedir. Sonuç Eğitim sonunda, kimi sadece kendi hayatında arabulculuğu uygulamak isteyen, kimi profesyonel mediatör olarak çalışmak dileğinde olan, ama hepsi mediasyonu sevmiş katılımcılarla, Kayseri bölgesinde toplumsal bir dönüşümün başlamasına imza atmış olduk. Buna vesile olan başta Kayseri Ticaret Odası olmak üzere, bu projeye emeği geçen herkese teşekkür etmek isterim. Benzer projelerin hızla yayılması, giderek çatışmalara daha da açık olan toplumsal, siyasal ve ekonomik yaşamımızın ve aslında küresel değişimlerin doğurduğu gerginliklerin, yaşanabilir huzurlu ortamlara dönüşebilmesini sağlayacaktır. Bu proje ile eğitim alan kadınlar, Doğu ile Batı, Kuzey ile Güzey arasında köprü olan Anadolu’da, tıpkı adını aldıkları Mızrak Duruşlu Kadınlar’ın Kurtuluş Savaşı’nda sergilediği kararlılığa benzer kararlılıkla, hayatın her aşamasında, yeni bir Barışsal Dönüşüm’ü başlatabilsinler! Deniz Kite, 8 Eylül 2008, Ankara www.denizkite.com www.laccademiaarete.com
Yorum yaz Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||||||||||||||