derKi'ye Yazar Olabilir miyim?
derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...
derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...
derKi Dergi'nin 30. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.
| Küresel Isınma, Su Politikaları ve Sürdürülebilir Su Yönetimi |
|
|
|
| Cuma, 01 Ağustos 2008 | ||||||||||||||||
|
KÜRESEL ISITILAN SU POLİTİKALARI VE SU YÖNETİMİ !
Dursun YILDIZ İnşaat Mühendisi Su Politikası Uzmanı
Su kaynakları yönetimi bir ülkede sosyoekonomik gelişmenin ve kalkınmanın anahtar unsurlarından birisi olup ,gelişme ve kalkınma ile doğrudan ilişkili sektörler açısından çok önemli ve stratejik bir rol oynar.Bir anlamda ülke kalkınmasının başlıca itici gücü olur.Su kaynaklarının Planlı bir şekilde geliştirilmesi ve verimli ve akılcı olarak yönetilmesi hem hem toplumsal fayda hem de ulusal yarar açısından önem taşır.Ülkemizin sınırlarının %22’sinin nehirlerden oluşması ve brüt su potansiyelimizin %36’sının sınıraşan su havzalarında yer alması,suyun ülke çapında eşitsiz dağılımı,kirlenme ve çevresel bozulmalar ve su üzerine artan küresel politikalar su kaynaklarımızın geliştirilmesini ve yönetimini daha da önemli kılmaktadır. Hızla artan dünya nüfusu dünya yüzeyine eşitsiz olarak dağılan su kaynaklarının korunmasını ve sürdürülebilir olarak geliştirilmesini gerekli kılmıştır.Ancak bu sürdürülebilir su yönetimi anlayışının ticari odaklı değil insan odaklı olması gereklidir.Su yaşamsal bir doğal kaynak olma özelliği taşımaktadır Bu nedenle de insanın temiz ve sürekli içme suyuna sahip olması bir insan hakkı olarak ele alınmalıdır. Son dönemde “küresel ısınma” şeklinde kullanımı uygun görülen “çevresel bozulmalar” aslında bir yanıyla su kaynaklarının kirlenmesine de neden olmaktaydı.Bunun yanısıra iklimsel nedenlerden dolayı su kaynaklarındaki azalma olasılığı “su kaynakları yönetiminin” küresel politikalarla yeniden ele alınmasını ve suyun ticari bir meta olarak değerlendirilmesine de ortam oluşturmuştur. Son dönemde küresel düzeyde etkilerini hissettiren su sıkıntısı karşısında uluslararası düzeyde belirlenen politikalar suya erişimin bir insan hakkı olarak kavramsallaştırılmasıyla çelişmektedir.
Küresel Isınma ve Sürdürülebilir Su Yönetimi Kavramları ! Son yıllarda doğal dengenin bozulması sonucu olarak ortaya çıkan olumsuz gelişmeler Küresel Isınma ve Sürdürülebilir Su Yönetimi kavramlarını öne çıkartmakta ve su kaynaklarını daha akılcı, ekonomik ve etkin kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Bugün gündemde çok sık yer alan “Küresel Isınma” ve “Sürdürülebilir Su Yönetimi” kavramlarının her ikisi de bu alanda küresel kullanıma sunulan diğer bazı kavramlar gibi sorgulanmalı ve çok dikkatlice kullanılmalıdır. Küresel ısınma şeklinde yaygın olarak kullanılan ve sonuçları daha çok iklimsel değişiklikler olarak yaşanan bu kavramın,çok uzun süredir doğal yaşamı tehdit eden “çevresel bozulma” kavramı içerisinde ele alınması daha uygundur. Bu yaklaşım, ortaya çıkan sorunun sebep sonuç ilişkisinin daha açık bir şekilde kurulması ve soruna bütüncül ve sosyal bir bakış ile çözüm arayışını kolaylaştıracaktır.Diğer taraftan ” sürdürülebilir su yönetimi” kavramı da suyun esas olarak insan için sürdürülebilir olması gerektiğini ve her insanın temiz ve yeterli miktarda suya ulaşmasının bir insan hakkı olduğu yaklaşımını da içermelidir.Özetle bu teknik terimlere su konusunda yüklenen anlamlar ticari uygulamalara değil toplum için ifade ettiği anlamın ağırlığı ile ele alınmalıdır. Çünkü bu kavramlarda ele alınan doğal kaynak yaşamsal ve yokluğunda yerine başka hiçbir şeyin ikame edilemeyeceği bir doğal kaynak olan SU’dur.
Suya Erişimde Eşitsizlikler ve İnsan Hakkı Olarak Su Yenilenebilir tatlı su kaynakları dünya yüzeyinde mekana ve zamana göre eşitsiz bir dağılım göstermektedir.Bu nedenle de özellikle dünyanın belirli bölgelerinde kıt bir doğal kaynak durumunda bulunmaktadır.Coğrafi olarak bu eşitsiz dağılım farklı sosyal tabakaların ve ülkelerin su kullanımda da eşitsiz bir dağılım olarak ortaya çıkmaktadır. Örneğin suya erişimde kuzey ve güney arasında da bir eşitsizlik bulunmaktadır. Dünyada kullanılan suyun %85’ini nüfusun %12’si tüketmekte olup bu %12 lik nüfus Üçüncü Dünya’nın dışında yaşamaktadır.. Aynı bölgede yaşayan farklı toplulukların da suya erişimlerinde de adaletsizlikler bulunmaktadır. Özet olarak Dünya üzerinde 1.2 milyar insan güvenilir içme suyundan yoksun yaşarken, 2.4 milyar insan da sağlık koşullarına uygun suya erişememektedir . Her gün çoğunluğu çocuk ve yaşlılardan oluşan yaklaşık 14 ila 30 bin kişi suyla ilgili önlenebilir bir hastalıktan dolayı yaşamını yitirmektedir Su hakkı İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde özellikle belirtilmemiş olmasına rağmen, kavramsal açıdan bakılığında suya erişim hakkının insan haklarından biri oluğu açıktır. Çünkü su insanca bir yaşam için gerekli en temel koşuldur.Bu nedenle de herkesin kişisel ve evsel kullanım için yeterli, güvenli, fizikî olarak ulaşılabilir ve bedeli ödenebilir suya erişme hakkı vardır.
Kaynak: International Water Managament İnstitute
Su yetersizliği ile ilgili birçok farklı kriter bulunmasına rağmen yukarıdaki dünya haritası dünyadakai genel su yetersizliğinin bölgesel dağılımı açısından bir fikir vermektedir. Bu haritadaki mavi alanlar su sıkıntısının olmadığı veya çok az yaşandığı bölgeleri göstermektedir.Turuncu alanlar yaklaşan su sıkıntısına ,kırmızı alanlar fiziki su kıtlığına sarı alanlar ise ekonomik su sıkıntısına işaret etmektedir.
Dünyada Su Kaynakları Yönetimi Nereye Gidiyor!
“Roma hukukundan bu yana, insanoğlunun egemenlik kuramadığı ve özel mülkiyete konu edemediği varlıkların başında gelen suyun bu özellikleri 20. yüzyılda, tartışma gündemine gelmiştir. Dünya ölçeğinde halen tartışılan başlıca iki politika seçeneğinden birincisine göre;
* su bir insan hakkıdır, kamu yararı ilkesi doğrultusunda olabildiğince ucuz olarak yurttaşın kullanımına sunulmalıdır.
İkinci seçeneğe göre ise;
* su bir insan gereksinimidir. Ticari bir meta olması nedeniyle de bedeli piyasa gerekleri doğrultusunda müşteri tarafından karşılanmalıdır.
Su, 1970’li yıllardan sonra uygulanan küresel yeni liberal ekonomik politikalar çerçevesinde, ikinci seçenek doğrultusunda uygulanan reform çalışmaları kapsamında, dünya ölçeğinde giderek bir meta olarak değerlendirilmektedir.” Su, gelişmiş ülkeler ile küresel şirketler için, 1990'lı yılların başlıca gündem maddelerinden biri olmuştur. 21. yüzyıl, dünya genelinde ve özellikle azgelişmiş ülkelerde su kaynaklarının nasıl yönetileceği üzerine uzun erimli strateji belirleme çabaları ile açılmıştır
Suyun Küresel Ticareti 1977 yılındaki Mar del Plata Konferansı'ndan bu yana su yönetimi uluslararası kamuoyunun gündeminde bulunmaktadır. Bu bağlamda sürekli olarak politikalar ve projeler geliştirilmekte ve uygulanmaktadır. Suyun küresel ticaret için en önemli anlaşma , 1994 yılında Dünya Ticaret Örgütünü oluşturan anlaşmalardan biri olarak imzalanan-Hizmet Ticareti Genel Anlaşmasıdır. Bu anlaşmasının 2000 yılı Ocak ayından buyana sürdürülen genişletilme ve derinleştirme müzakerelerinin 11 ana gündem maddesinden biri “Su iletim sistemleri, enerji ve atık su işleme” olmuştur. Bu anlaşma ile suyun çıkartılması, işlenmesi, iletimi hizmetleri serbest piyasa koşullarında gerçekleştirilmesi kabul edilmiş ve su Dünya Ticaret Örgütü sistemi ve hukukunun güvencesinde en önemli ticari kar alanlarından biri yapılmıştır.
“Bugün dünya nüfusunun yalnızca %5’i suyu ulusötesi şirketlerden satın aldığı halde, bu şirketlerin yıllık gelirleri dünya petrol ticaretinin yıllık gelirinin yarısına ulaşmış durumdadır. 2000’li yılların başında uzmanların su endüstrisi için yaptıkları yıllık gelir tahminleri ise 400 milyar dolar ile petrol gelirlerinin %40’ı ya da dünya ilaç sanayiinin üçte biri düzeyindeydi2 1998 yılında, bu kez Dünya Bankası Raporunda su piyasasının 800 milyar $’a yükselmesinin beklendiği yer aldı. Fakat Dünya Bankası, 2005 yılında su piyasasının büyüme hedefini revize ettiklerini ve yeni tahminlerin 1 trilyon dolar’ı aştığını açıkladı.
Yaşanan bu gelişmeler insan yaşamının vazgeçilmez unsuru olarak toplumsal bir değer olan suyun artık ekonomik bir değer ve kar alanı olarak tanımlamakta olduğunu ortaya koymaktadır.. Su kaynaklarının ulusötesi şirketlerin doğrudan yatırım - işletme - alanı olması ve suyun serbestçe küresel ticarete konu edilmesi, her ülkede öncelikle su yönetiminde kamunun etkisinin azaltılması anlamına gelmektedir. Günümüzde, dünyanın pek çok yerinde su, mülkiyeti ve işletmeciliği ile birlikte kamu yönetiminin tekelindedir. Suyun yönetimi 'arz-yönlü' yapılmaktadır.Bir başka deyişle, su düşük maliyetle sübvanse edilerek ödeme gücüne bakılmaksızın toplumsal yaşamın gereksinmelerini koşulsuz karşılama ilkesine göre sunulmaktadır. Ulusötesi şirketler bu yönetim modelinin kaldırılmasını ve yerine 'talep yönlü' yönetim modeli getirilmesini istemektedirler. Bunun anlamı, suyun tüm maliyeti hesaba katılarak, piyasa fiyatlama sistemi üzerinden sunulmasıdır. Böyle bir işleyişi en iyi yapacak olan yönetim modelinin kamuda değil piyasada; kamu işletmelerince değil özel şirketlerce yürütüleceği ileri sürülmektedir. Küresel Politika Belirleme Çabaları ?
Suyun ekonomik bir mal olarak ele alınmasını açıkça öneren ilk uluslararası girişim, 1992’de Dublin’de toplanan Su ve Çevre Konulu Uluslararası Konferans olmuştur. Aynı yıl Rio’da geçekleşen Çevre ve Kalkınma Konulu BM Konferansı’nda da suyun ‘eko-sistemin bir parçası, doğal bir kaynak, ve sosyal ve ekonomik bir mal’ olarak algılanması gerektiği belirtilmiştir. Su kaynakları sorunu, asıl olarak Rio'dan sonra dikkat çekmiş, 1997'de BM Genel Asamblesi Özel Oturumu, “Gündem 21 Uygulamaları İçin Program Oluşturma” çağrısı yapmış, bu kapsamda tatlı su kaynaklarına ilişkin bir strateji çizmek üzere, 1998-2002 yıllarında çalışacak bir çalışma grubu oluşturmuştur. 2000 yılı başlarında Hollanda'da Dünya Su Forumu II toplanmış ve “Dünya Su Vizyonu ve Eylem Planı” geliştirilmiş, ancak sonuçlar küresel şirketler tarafından doyurucu bulunmamıştır. 2001 yılı sonlarında Almanya'nın ev sahipliğinde toplanan "Tatlısu Konferansı"ndaki yaklaşım, program ve eylem planlarının nasıl uygulanabileceği üzerine odaklanmıştır. BM Çalışma Grubu, Dünya Su Forumları ve Almanya Konferansı, diğer irili ufaklı çok sayıda toplantı ile birlikte, 2002 yılı Eylül ayında yapılan Rio+10 dünya toplantısında alınan kararlar ulusal devletlerin önlerine su yönetimine ilişkin açık kararlar olarak koyulmuştur.
Su Sektöründe Dünya Bankası Kredileri İle Gelen Özelleştirme
Dünya Bankası Tarafından Su Alanında Özeleştirme İçin Verilen Kredilerin Yıllara Göre Artan Oranları1
Toplam İçme Suyu Kredileri
Dünya Bankası Su Kredileri 1 Özelleştirme Şartı ile Verilen Krediler
1990 -2002 yılları arasında Dünya Bankası tarafından verilen su alanındaki özelleştirme kredileri bu dönem sonunda üç kat artmıştır. Dünya Bankası 1990-1995 yılları arasında 21 adet özelleştirme kredisi vermiş bu sayı 1996-2002 yılları arasında yaklaşık üç kat artarak 61’ e çıkmıştır.
1990-2002 yıları arasında Dünya Bankası tarafından su temini kredisi verilen 276 proje üzerinde yapılan incelemede bu kredilerin en az 84 adedinin su alanında özelleştirme şartı ile verildiği belirlenmiştir. Dünya Bankası 1980 lerde az gelişmiş ülkelerin kamu kurumlarında reformlar için yapısal uyum kredileri oluşturduğunu açıklamıştır.1980 li yıllar boyunca 64 ülkeye 191 adet olmak üzere toplam 27,1 milyar dolar kredi veren Dünya Bankası,1990 lı yıllar boyunca 98 ülkeye 346 adet kredi vermiştir.Bu kredilerin toplam tutatı bu dönemde 71,7 milyar dolar olmuştur.1999’a kadar verilen yapısal uyum kredilerinin % 70’i özelleştirme şartına bağlanmıştır.
1996-1999 yılları arasında Dünya Bankasınca onaylanan 193 adet yapısal düzenleme kredisinin % 58’ine karşılık gelen 112 adedi su alanında özelleştirme şartı ile verilmiştir.Dünya Bankasının yukarıda belirtilen teşvik ve özelleştirme politikaları sonunda, 1990 larda dünyada su ile ilgili özel şirketler sadece 10-15 ülkede aktif iken 2002 yılında bu şirketler56 ülkede iş yapar duruma gelmişlerdir.2 Küresel Politikalar’ın Etkisinde Türkiye
Halen ülkemizde çeşitli amaçlar için tüketilebilir su kaynağı potansiyelimizin % 36 sı geliştirilmiştir.2006 yılı başı itibariyle ülkemizde kişi başına yıllık su tüketimi yaklaşık 600m3 olarak gerçekleşmiştir.Halen ülkemizde su ve toprak kaynaklarının geliştirilmesi ve yönetiminde kaynakların rasyonel kullanımına ve sürdürülebilir kalkınmaya yönelik politikalar etkin bir şekilde uygulanamamaktadır
Daha önceki bölümlerde sözü edilen su üzerine küresel politikalar Dünya Bankası,Dünya Su Konseyi,Birleşmiş Milletler, Küresel Su Ortaklığı gibi birçok uluslararası örgüt ve toplantılar eli ile sürdürülmektedir. Bu çalışmalar belirli bir aşamaya gelmiş olup, artık ülkelerde yapısal ve kurumsal değişikliklerin önerilmesi ve desteklenmesi sürecine girilmiştir.
Su kaynakları üzerinde küresel çapta ilerleyen hegemonya çabaları Arjantin, Bolivya,Gana, Filipinler, Güney Afrika ve Nikaragua gibi ülkelerde büyük toplumsal muhalefetle karşılaşmıştır. Türkiye'de ise, bu süreç ilk sonuçlarını her yönüyle ortaya koymuş durumdadır. Dünyanın en büyük su şirketleri, Antalya'da belediye su işletmeciliği imtiyazına 10 yıllık süre ile el koymuş; İzmit'te Yuvacık Barajı işletme imtiyazı 16 yıllığına yine bir küresel şirkete devredilmiş; Çeşme - Alaçatı ile Bursa su işletmeciliğinde benzer imtiyazlar çıkarılması için Dünya Bankası devreye girmiştir. 25 milyondan daha fazla kişiye hizmet veren 16 Büyükşehir’in su ve kanalizasyon idaresinin elde ettiği toplam su geliri yaklaşık 3 katrilyon TL dir4.Bu değer DSİ Genel Müdürlüğünün 2007 yılı yatırım bütçesinden fazladır.Bu nedenle elde edilecek su gelirlerinin kamu finansman mekanizması içinde kalması ve hizmetin sürekliliği ve genişletilmesi amacıyla kullanılması önem taşımaktadır. Su hizmetlerinin özelleştirilmesi bu gelirlerin kamu finansmanı döngüsü yerine piyasa ve uluslararası borsa döngüsünde hareket ederek uluslar arası mali sisteme doğru akması sonucunu doğuracaktır.Bunun sonucunda da kamu finansman kaynakları daralacaktır.
Tarımsal sulama yönetiminde "katılımcı sulama yönetimi özelleştirmeleri" projesi yine Dünya Bankası kredileri ile uygulamaya girmiştir. Bütün bu gelişmeler karşısında hem merkezi hem de yerel yönetim düzeyinde zafiyete uğratılmış ve yenilenmemiş kamu kurumlarından esasa yönelik herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.. Doğal olarak, kamu kurumlarındaki bu zafiyetin sürmesi küresel ölçekli politikaların uygulanmasını kolaylaştırmaktadır. Süreç bu alanda hizmet veren Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü ,DSİ Genel Müdürlüğü ve İller Bankası gibi merkezi kurumsal yapıların tasfiye edilmesinin de içerisinde yer aldığı bir su yönetimi politikasının uygulanmasına doğru hızla yol almaktadır. Dünya Bankası ve uluslararası finans kuruluşlarının politikaları doğrultusunda ilgili kurumlarda “Sulama Suyunun Satış ve Dağıtımının da Özelleştirilerek bu hizmetin de özel sektör eliyle verilmesi çalışmaları sürdürülmektedir.Bu kapsamda öncelikle Diyarbakır-Silvan ,Balıkesir,Manyas sulama suyu özelleştirilmesinin altyapısı oluşturulmaktadır.
Sonuç ve Değerlendirme Yenilenebilir tatlı suyun doğada bulunuşu zamana ve mekana göre büyük değişiklikler göstermektedir.Dünya nüfusundaki hızlı artış ve suya olan taleplerin çeşitlenerek artması,kirlenme ve iklim değişikliği bu yaşamsal öneme sahip kaynağın daha verimli ve akılcı yönetilmesini zorunlu kılmıştır.Bu da suyun sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi anlamına gelmektedir. Gerek “küresel ısınma” ,gerekse “sürdürülebilir su yönetimi” kavramlarının önemi ve sonuçları bilimsel veriler ışığında önemsenmelidir.Ancak bu kavramların son 15 yıldır uygulamaya konulan su üzerine küresel politikaların uygulama araçları olarak kullanılmasına karşı da dikkatli ve duyarlı olunmalıdır. Son dönemde su kaynakları ve su hizmetleri yönetiminin küreselleşme politikaları ekseninde şekillendirilmesi çabaları ve bu konuda uluslararası şirketlerin pazar bulma atakları artmıştır.Çok uluslu şirketler ,dünya nüfusunun hızla arttığını ve suyun yakın bir gelecekte çok kıymetli bir iktisadi mal haline geleceğini öne sürerek su kaynaklarının daha etkin ve verimli kullanılması için birçok uluslar arası platformda özelleştirme uygulamalarını destekleyen politikaları savunmaktadır.
Su, gelişmiş ülkeler ile küresel şirketler için, 1990'lı yılların başlıca gündem maddelerinden biri olmuştur.Dünya Bankasının su kaynakları yönetimi konusundaki kredilerinin büyük bölümü özelleştirme şartına bağlanmıştır.Uygulanan bu küresel politikalarla gelişmekte olan ülkelerde yatırımcı kamu kurumlarının planlama - uygulama gücü kırılmakta ve merkezi kamu yönetim yapısının tasfiyesi gerçekleştirilmektedir Ancak uygulanan bu politikaların sonuçlarını yaşayan ülke deneyimleri de esas alındığında suyun toplumsal bir değer olarak daha çok kamu mülkiyetinde ve kamu işletmeciliğinde kalmak zorunda olduğu ve artan oranda küresel ticaret konusu yapılamayacağı ortaya çıkmaktadır. Dünyada yaşanan bu gelişmeler ülkemizde de yansımasını bulmuş su kaynakları yönetimi politikalarımızla birlikte kurumsal yapılarımız da etkilenmiştir. Ülkemizdeki su yönetimi kurumsal yapısı çok parçalı, dağınık, koordinasyon zorluğu taşıyan ve yetki karmaşalarına nede olan bir yapıdır Bu çok başlılık nedeniyle kurumlar faaliyet alanlarında birbirinden bağımsız projeler de gerçekleştirmektedir. B
Geliştirilmeyi bekleyen su potansiyelimize karşı su yönetimindeki çok parçalı yapının ortaya çıkardığı olumsuzluklar su kaynakları yönetiminin kurumsal yapısının kapsamlı bir biçimde yenilenmesini zorunlu kılmaktadır. Doğal olarak bu yeni kurumsal yapı tercih edilecek teknik, ekonomik ve sosyal politikalar temelinde şekillenecektir. Verimli bir su yönetimi için ,
* İhtiyaçlarımıza * Kalkınma stratejilerimize * Özgün koşul ve olanaklarımıza
en uygun modeli yaratmamız gerekmektedir. Bunun yanı sıra suyun yaşamsal öneme sahip bir doğal kaynak olduğu ve bu nedenle de ekonomik olmaktan daha çok toplumsal değeri göz önüne alınarak geliştirilmesi gerektiği gözardı edilmemelidir. Ülkemizde su yönetiminin yeniden yapılanması ve bundan sonra uygulanacak su yönetimi politikalarının tespiti yukarıda sayılan nedenlerle büyük önem taşıyan bir süreç olacaktır. Bu süreçte su yönetiminin kurumsal yapısının yeniden oluşturulmasında bu hizmetin bir kamu hizmeti olduğu ve kamu yararı anlayışı ile ulusal çıkarlarımız gözetilerek ele alınması gerektiği mutlaka dikkate alınmalıdır.
KAYNAKLAR
(1)Dursun YILDIZ (Ed.) 2007 Ed. Su Raporu. Ulusal Su Politikası İhtiyacımız .USİAD. Yayını .Ulusal Sanayici ve İşadamları Derneği Haziran 2007 Ankara (2)Water Barons 2003 The Center For Public Integrity .2003
(3)World Bank 2006 İrrigation and Water Resources with a Focus on Irrigation Prioritisation and Management Economic Sector Work (ESW).Working Paper.Water Resources and Instittions .June 2006.
(4)Birgül Ayman Güler.(Ed.) 1999 Su Hizmetleri Yönetimi -Genel Yapı. TODAİE Yerel Yönetimler Araştırma ve Eğitim Merkezi. Yayın No: 289 .Aralık 1999 Ankara
(5)Kudret Ulusoy 2007 Küresel Ticaretin Son Hali Su Pazarı Kristal Yayınları
(6)Tayfun Çınar,Hülya K.Özdinç (Ed.) 2006 “Su Yönetimi” Küresel Politika ve Uygulamalara Eleştiri Memleket Yayınları Ankara Temmuz 2006
Yorum yaz Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||||||||||||||