Görkemli "Dönüşüm" Başlıyor!
Olimpos Sırlar Okulu'ndan "Çemberde Nokta Olmak - IV", 6-9 Aralık tarihlerinde Olimpos'ta... Ayrıntılar için tıklayın.
Olimpos Sırlar Okulu'ndan "Çemberde Nokta Olmak - IV", 6-9 Aralık tarihlerinde Olimpos'ta... Ayrıntılar için tıklayın.
derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...
derKi Dergi'nin 29. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.
"Tanrı'nın Doğumgünü" kitabının yazarı buRAK özDEMİR'le, "Sevgi Dünyası" dergisinin yaptığı harika röportaj.
Radyo derKi tekrar karşınızda, hem de 5 yeni kanalıyla. Yeni kanallarımızı dinlemek için lütfen tıklayın.
| 'Enerji barajlarımız boşaldı' |
|
|
|
| Perşembe, 25 Eylül 2008 | ||||
|
![]() “Yap - İşlet - Devret modelleri ile doğal gaza dayalı üretim biçimine yönelik, kamu yararı gözetmeyen birçok hatalı, usulsüz uygulamanın yapıldığı projelerin; enerji maliyetlerinin yanı sıra dışa bağımlılığı da arttırdığını” ifade eden Yıldız, “2009 yılında enerji arzının talebi karşılayamama riskinin çok yüksek olduğu ve doğal gazla üretilen enerji oranının en yüksek düzeye çıkmasının ardından elektrik sıkıntısı yaşanabileceği” uyarısında bulundu. Ülkemiz elektrik enerjisi üretmeye nasıl başladı? Türkiye’de ilk elektrik santrali, 1902 yılında 2 kilovat gücünde Tarsus’ta kurulmuş. Cumhuriyetin ilan edildiği 1923 yılında bu güç 33 megavata çıkmış ve İstanbul, İzmir, Adapazarı ve Tarsus‘ta elektrik üretilmiştir. 1911–1930 yılları arasında Osmanlı döneminden kalma imtiyazlı şirketlerin kontrolünde yürütülen elektrik enerjisi üretim faaliyetleri 1930’lu yıllarda el değiştirmiştir. Bu yıllarda EİEİ, MTA, ETİBANK gibi kurumların kurulmasıyla yabancı şirketlere verilen imtiyazlar, 1939 yılında devletçe satın alınarak bu hizmetler belediyelere devredilmiştir. Merkezi planlama için o dönemde ne gibi çalışmalar yapıldı? 1950’li yıllara gelindiğinde kentlerin elektrik enerjisi gereksinimleri, ETİBANK’ın kömür havzalarında kurup işlettiği kömüre dayalı küçük kapasiteli termik santraller, İller Bankası’nın kurup işlettiği küçük kapasiteli dizel ve hidrolik santraller ve sanayi kuruluşları ile belediyelerin işlettiği dizel santrallerle karşılanmaya çalışılmıştır. İşte bu dönemde merkezi planlama ihtiyacı ve koordinasyonsuzluğun giderilmesine yönelik olarak 1953 yılında “1. Enerji İstişare Kongresi” düzenlenmiştir. Bu kongreden 10 yıl sonra, 1963 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı; 17 yıl sonra 1970 yılında da 1312 sayılı yasa ile Türkiye Elektrik Kurumu kurulmuştur. Böylece elektrik üretim, iletim ve dağıtım işlerinin bir kamu tekeli olarak merkezileştirilmesi gündeme gelmiştir. Bu dönemde barajların yapılmasında DSİ, termik santrallerin yapılması ve işletilmesinde ETİBANK faaliyet göstermiştir. TEK’in kurulması, elektrik üretim yapısını nasıl etkiledi? TEK’in kurulması ile elektrik enerjisi üretim ve iletiminde, ayrıcalıklı şirketler olan ÇEAŞ ve KEPEZ’in üretim ve iletimde sorumlu olduğu Çukurova ve Antalya yöreleri hariç, merkezi kamusal bir yapı oluştu. Bundan sonraki süreçte TEK'in tekel konumunun kaldırılmasının nedeni nedir? 1980’li yıllarda elektrik enerjisi sektöründe de özelleştirme uygulamalarına başlandı. Bu amaçla, 1984 yılında 3096 sayılı yasa ile özel sektörün elektrik üretimi, iletimi ve dağıtımı yapmasının önü açılarak TEK’in tekel konumu kaldırıldı. Buradaki gerekçe ise kamuoyuna, “Devlete gelir sağlamak, alana ileri teknoloji getirilmesi, istihdamın artırılması, verimsiz-hantal işletmelerin zararlarından devleti kurtarmak ve bu sayede sağlanacak mali kaynakların, kamu alanında eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanında yaşanan sorunların çözümüne aktarılması” olarak açıklanmıştı. Ancak bu amaca ulaşılamadı. Kurumsal anlamda yeniden yapılanma süreci nasıl gerçekleşti? 1993 yılında 513 sayılı kanun hükmündeki kararname ile TEK, TEAŞ ve TEDAŞ olarak ikiye bölünmüştü. 2001 yılında ise TEAŞ; Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ), Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ) ve Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt Anonim Şirketi (TETAŞ) olarak üçe ayrıldı. Daha sonra bir Yap - İşlet - Devret döneminin başladığını görüyoruz. 1997 yılında 4283 sayılı “Yap - İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun” çıkarılarak yasal alt yapı oluşturuldu. Son olarak 2001 yılında 4628 sayılı “Elektrik Piyasası Yasası” ve ardından kurulan Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) ile Yap - İşlet ve Yap - İşlet - Devret modelleri sona ermiş ve enerji sektöründe bugünkü dönem başlamıştır. YAP – İŞLET – DEVRET MODELİ İLE DIŞA BAĞIMLILIK ARTTI Yap - İşlet - Devret modeli nedir? Bu modelden istenilen sonuç alındı mı? 4283 sayılı yasa kapsamında 5630 MW kurulu gücünde beş adet Yap - İşlet Projesi gerçekleştirildi. Yap - İşlet ve Yap - İşlet - Devret santralleriyle ağırlıklı olarak doğal gaza dayalı bir üretim biçimine yönelindi. Böylece enerji maliyetlerinin yanı sıra dışa bağımlılık da arttı. Bunun yanı sıra bu projelerde kamu yararı gözetmeyen birçok hatalı, usulsüz işlem ve uygulama belirlendi. Tüm bu sürece dair 2004 yılında Sayıştay tarafından hazırlanan Enerji Raporu kapsamında Yap - İşlet - Devret modeliyle yapılan 24 ve Yap - İşlet modeliyle yapılan beş santral olmak üzere toplam 29 santral incelenmiştir. Sonuç olarak bu santrallerin işletmede oldukları ortalama dört yıllık süre içinde 2,3 milyar Amerikan doları kamu zararının ortaya çıktığı belirlenmiştir. Bu modelle, istenilen sonuç alınamadığı gibi sonuçları bugünkü elektrik maliyetine kadar uzanan olumsuzluklar ve kamu zararı ortaya çıktı. Bugün elektrik enerjisi üretimimiz ne durumda? Son dönemde elektrik enerjisi üretimimizin en karakteristik özelliği 1989 yılından itibaren doğal gaz santralleri ile yapılan üretimin toplam üretim içinde hızla artan oranı olmuştur. Bu artış halen devam etmektedir. Bu yıldan sonra hidroelektrik enerji üretiminin toplam içindeki payında azalma eğilimi başlamıştır. 2007 yılındaki toplam üretim ve bunun içindeki doğal gaz ve hidroelektrik üretim oranları nedir? 2007 yılında 191,5 milyar kWh’lik toplam elektrik enerjisi üretiminin 36 milyar kWh’si hidrolik kaynaklardan üretilmiştir. Hidroelektrik enerji üretimi 2006 yılına göre 8 milyar kilovatsaat azalmıştır. Hidroelektrik enerji üretiminin oranı ise %18,7 olmuştur. 2006 yılı için %25 olan bu oran 2007 yılında %18,7’ye düşmüştür. Bu oran uzun dönemdir hidroelektrik üretiminin toplam elektrik enerjisi üretimi içindeki en düşük oranıdır. 2007 yılında doğal gaz ile üretilen enerji toplam elektrik üretiminin yarısına yaklaşmıştır. ÖZEL SEKTÖRLE BİRLİKTE, KAMU ÖZERK YAPISI KORUNMALI Bu üretimde kamunun payı ne kadar? Üretimde kamunun payı % 48,5’e çekilmiş olacak. Ancak bu oran giderek azalıyor. Büyük barajların ve termik santrallerin işletmelerinin de özelleşmesiyle kamu bu alandan çekilmiş olacak. Elektrik enerjisi gibi çok stratejik bir konuda, özel sektörle birlikte kamunun güçlü ve etkin bir biçimde özerk bir yapıda varlığını koruması gereklidir. Kamunun piyasada yer alması durumunda bu alanda zorunlu yatırım kararları alınabilecektir. Bunun yanı sıra, kamu karşısında rekabet edebilmek için özel sektör daha makul kâr hadleri ile çalışmaya zorlanacak ve sonuçta elektrik fiyatlarındaki zamların kontrol altında tutulması sağlanacaktır. Bunun yanı sıra kamunun piyasada yer alması arz güvenilirliğinin garanti edilebilmesi açısından da önem taşıyacaktır. 2008 yılında hidroelektrik enerjinin payı ne olur? Bu seneki toplam üretimde hidroelektriğin payının daha da düşerek %12 civarında olacağını düşünüyorum. Çünkü hidroelektrik enerjimizin yarısını ürettiğimiz Dicle ve Fırat havzalarındaki barajlar boşalmış durumda. Enerji barajlarının doluluk oranlarındaki düşüş, hidroelektrik enerji üretimini de otomatik olarak azaltır. ENERJİ ARZI, TALEBİ KARŞILAMAYACAK Mevcut enerji açığı nereden karşılanacak? 2009 yılında bu açık giderilebilir mi? Bu düşüşten ortaya çıkan açık 2008 yılı içinde doğal gaz santralleri ile kapatılacaktır. Böylece doğal gazın elektrik enerjisi üretimindeki payının %55'e ulaşacağını düşünüyorum. Dicle ve Fırat havzalarındaki barajlar ile Akdeniz Bölgesi'ndeki bazı barajlarda halen düşük olan aktif doluluk hacimleri enerji üretimi zorunluluğu nedeniyle önümüzdeki yağışlı döneme kadar azalmaya devam edecektir. Bu barajlar 2009 yılına boşalmış depolarla ve en düşük su seviyesinin de altındaki hacimlerle girecektir. Bu durum TEİAŞ’ın 10 Yıllık Üretim Kapasite Projeksiyonu Raporu'nda da belirtiliyor. Bu raporda yeni ilave tesisler açılmazsa 2009 yılında toplam güvenilir üretim kapasitesinin altında kalacağından söz ediliyor. Rapor, bu yıl elektrik üretiminin yedeksiz olarak gittiğini ve 2009'da ise negatif bir seyir izleyeceğini ortaya koyuyor. Yani herhangi bir elektrik kesintisi veya bir santralde arıza olduğunda bunun yerine devreye girecek yedekleme sistemi tükenmiş durumda. Oysa elektrik sisteminin %20’lere varan bir yedekleme sistemi ile gitmesi gerekiyor. Tüm bu koşullar, 2009 yılında enerji arzının, talebi karşılayamama riskinin çok yüksek olduğunu ve doğal gazla üretilen enerji oranının en yüksek düzeye çıkacağını ortaya koymaktadır. Tüm havzalarda kuraklık yaşanması, hidroelektrik enerjinin istenildiği kadar üretilemeyeceği anlamına mı geliyor? Hayır. Öncelikle aynı nehir üzerindeki barajlar birlikte işletilir. Bu barajlarda suyun enerjisi nehrin debisi azalmış da olsa birkaç kez türbinleneceği için enerji üretimi artar. Bunun yanı sıra, kuraklık tüm havzalarımızda aynı derecede etkili değil. Örneğin bu yıl Dicle - Fırat, Antalya, Doğu Akdeniz havzalarındaki barajların aktif doluluk oranları azalırken Çoruh, Kızılırmak, Yeşilırmak, Doğu Karadeniz havzalarındaki doluluk oranları da artmıştır. Bu nedenle enerji potansiyeli olarak dördüncü büyük kaynak olan Çoruh Havzası’ndaki barajlar yapılmış olsaydı, diğer havzalarda oluşan hidroelektrik enerji üretimi düşüşünün belirli bir bölümü bu barajlardan karşılanarak dengelenebilirdi. Hidroelektrik enerji potansiyelimizin tümüyle ve bir an önce geliştirilmesinin temel sebeplerinden birisi de budur. Diğer taraftan “küresel ısınma” olarak adlandırılan sürecin olumsuz sonuçlarının da tüm akarsu havzalarımızda aynı olmayacağından söz edilmektedir. Örneğin Doğu Karadeniz ve Çoruh havzalarında yağışların artması beklenmektedir. Enerji üretimi hangi amaçlar doğrultusunda yapılır? Enerji üretiminde temel amaçlar, üretilecek enerjinin temiz, güvenilir, ucuz, sürekli ve çevreye duyarlı olarak üretilmesidir. Bu nedenle hem yerli kaynakların kullanılması hem de enerjinin kaliteli ve ucuz olması önem taşır. ENERJİDE DIŞA BAĞIMLILIK, ULUSAL GÜVENLİĞİ TEHDİT EDER “Olmayan enerji en pahalı enerjidir” tanımı doğru değil mi? Enerji talebinin karşılanamıyor olması, maliyeti tabii ki yükseltir. Sanayi üretimi düşer, yaşam kalitesi azalır. Ama bu; plansız, programsız, stratejisiz, her ne pahasına olursa olsun enerji üretilmesi anlamına gelmez. Bu durumda da farklı sorunlar yaşarsınız. Enerji üretimi planlı bir şekilde ve öncelikleriniz dikkate alınarak yapılmalıdır. Aksi takdirde, enerji maliyetleriniz ve dışa bağımlılığınız artar. Bu bağımlılık, ulusal güvenliğinizi doğrudan tehdit edecek boyutlara da ulaşabilir. Bu nedenle, enerji üretimi aynı zamanda stratejik bir konudur. Geçen ay yapılan %50’ye varan zamlardan sonra maliyet bazlı fiyatlandırma sistemine geçilmesinin fiyatlara yansımasını ve bu günlerde TETAŞ’ın %35 oranında yeni bir zam talebinde bulunmasını nasıl yorumluyorsunuz? Bu durum enerjide yabancı kaynaklara olan bağımlılığın doğal sonucu. Ancak doğal gaza zamdan söz edilmemesine rağmen, elektrik enerjisine zam talebi önümüzdeki yıl yerli yenilenebilir kaynaklardan üretilebilecek enerjinin payının azalma olasılığına karşı bir hazırlık olabilir. Kamu tarafından yapılan hidroelektrik enerji üretimi, enerji fiyatlarında dengeleyici ve çok önemli bir rol oynuyor. Bu üretimin önümüzdeki yıl azalacağı kesin. Barajlarımızın doluluk oranındaki düşüş enerji üretimini nasıl etkiledi? 1 Eylül 2008 itibariyle işletmede olan enerji amaçlı barajımızda doluluk oranı %23,5’e düştü. Geçen yıl aynı tarihte bu değer %40 olup barajlarımızda geçen yıla göre yaklaşık %16,5 daha az su bulunuyor. 2007 yılında aşırı yüklenilen barajlarımızın bu yükü 2008’de halen devam ediyor. Bu üretimin önümüzdeki yılı da dikkate alan bir işletme programına göre acilen yeniden düzenlenmesi gerekir. DSİ Genel Müdürlüğü bazı işletme kotlarının altına düşülmemesi konusunda Enerji Bakanlığı'nı uyarıyor. Ancak üretim devam ediyor. Seviyelerdeki düşüş de paralel olarak sürüyor. Bu durumda barajların tekrar dolması uzun zaman alabilir. GEREKLİ ENERJİ MODELİ VE STRATEJİSİ OLUŞTURULMALI Bu dönemde yaşanan enerji üretimindeki düşüşü, hidroelektrik enerjinin güvenilir olmadığı şeklindeki yaklaşımları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu daha çok hidroelektrik enerjinin gelişmesinden rahatsız olan bazı yabancı kaynaklı enerji lobilerinin iddiasıdır. Türkiye yıllık ortalama yağış olarak, belirli aralıklarla kurak periyotlar yaşıyor. Bu 1955–56, 1972–73, 1989–90 yıllarında da yaşandı. Bu kurak dönemler, oluşturulan güvenilir güç yedeği planlı bir şekilde işletmeye alınıp, barajlardaki işletme daha dikkatli yapılarak daha az sorunlu bir şekilde atlatılabilir. Diğer taraftan, daha önce de sözünü ettiğimiz gibi yağışlarda azalma tüm akarsu havzalarında aynı değil. Bazı havzalarımıza düşen yağış geçen yıldan daha fazla oldu. Bu da hidroelektrik potansiyelimizin tümünü hızla geliştirmemizi gerekli kılıyor. Bundan sonra ne yapılmalı? Öncelikle, ulusal kaynaklarımızı verimli bir şekilde geliştirmeyi öne çıkaran bir enerji modeli ve stratejisi oluşturulmalıdır. Her alanda karşılaştığımız sorunları, bu sorunların oluşturduğu olumsuz sonuçları bir an önce ortadan kaldırmak için değil, bunu yaratan nedenleri ortadan kaldırmak için çalışmalıyız. Bunun için gerekli olan strateji ve politikalar belirlenmeli ve uygulanmalıdır. ZEYNEP FAZLILAR - Cumhuriyet Strateji
Yorum yaz Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||