derKi'ye Yazar Olabilir miyim?
derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...
derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...
derKi Dergi'nin 30. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.
| Pan-Kürtçüler isyan provası yapıyor - Nazım Güvenç |
|
|
|
| Salı, 04 Kasım 2008 | |
|
Bu hafta ABD’nin dünyaya şantajına karşılık dünyanın ne gibi alternatif çözüm seçeneklerine sahip olduğu ve kullanma olasılıkları üzerinde durmayı planlamıştık, geçen yazımızdan hatırlarsınız. Lakin Türkiye’de siyasal ortam öyle bir noktaya geldi ve şekil aldı ki buna sırt çevirip adeta fildişi kuleden dünya ekonomik krizine ilişkin ahkam kesmeye beynimiz de, gönlümüz de yatmadı. Uzun bir aradan sonra bugünlük yeniden ülke siyasetini konu edinmek gereğini duyuyoruz. ‘Kürt sorunu’ yok, ‘Kürtçülük sorunu’ var ‘Türkiye’nin Geleceği ve CHP’ başlıklı kitabımızda ayrıntılı olarak vurguladığımız bir hususa dikkati çekerek konuya girelim. Türkiye’de yıllardır sorunun adını koymak üzere yürütülen bir tartışma var, bilirsiniz: ‘Güney Doğu Anadolu sorunu’ mu densin, ‘terör sorunu’ mu densin, ‘Kürt sorunu’ mu densin? Hayatın gerçeği yani tanık olduğumuz olaylar, gelişmeler bunun yanıtını apaçık veriyor: yukarda andığımız adlandırmaların hiçbiri sorunun özünü tanımlamaya yetmiyor, anca bir yanını imliyor. Gerçekte Türkiye’de PKK tarafından şiddetle yolu açılmak istenen dava ne o bölgenin veya Kürt kökenli insanlarımızın yoksulluğuna çözüm bulmak davasıdır, ne o bölgenin kalkınması davasıdır, ne de demokratikleşme davasıdır. Tüm bunlar arada bir, o da ajitasyon amaçlı olarak dile getirilmek istenen bahanelerdir. Gerçek ve asıl hedef: bir ‘etnik Kürt milliyetçiliği kışkırtmak’ ve buna dayanarak Kürt etnisitesinden, ilkin Türkiye sınırları içinde resmen bir ‘Kürt milliyeti’ oluşturmak, daha sonra da başta Irak Kürtleri ile olmak üzere coğrafi ve siyasi bir bütünleşme kurmak ve bir büyük ‘Kürt Ulus-devleti’ meydana getirmektir. Bunun adı, ne yönden bakarsanız bakın, ‘Kürtçülük’tür. 2006’dan beri Türkiye içinde de Zana’lar vb. tarafından resmen ve açıkça seslendirildiği üzere başta Irak Kürtleri, ve İran, Suriye Kürtleri ile ilerleyen aşamalarda, birleşmektir. Bu boyutuyla da sorunun adı ‘Pan-Kürtçülük’tür. Teröre takılı kalmak yanılgısı PKK terörü bu davada sadece yolu açan bir buldozer işlevi görmektedir. Onu kullananların asıl amacı bu yoldan giderek bir Kürt ulus-devletinin temellerini atmak, ve fırsat buldukça yeni katlar çıkmaktır. Terörle şantajın ardından ‘siyasal çözüm’ diye dayatılmaya çalışılan şey Kürtlere resmen ve hukuken, siyaseten en azından bir ‘milliyet’ statüsü kazandırmaktır. Kürtlüğü siyasal ve anayasal hiçbir anlamı / uzantısı olmayan düz bir ‘etnik kimlik’ olmaktan en azından anayasal ve dolayısıyla siyasal olarak tanınan bir ‘milliyet’ statüsüne taşımaktır. ‘Kürt kimliğini tanıma’ bunun ifadesidir ve Kürtlere anayasal olarak tanınmış ‘kültürel haklar’ verme bunun asgari düzeyde lakin kurnazca gizlenmiş, masum bir demokratik istek havasına sokulmuş bir aracıdır, asıl hedefe giden yolda bir aşamadan başka şey değildir. Kaldı ki Kürtler çiğ köfteden töre cinayetlerine dek her türlü kültürlerini serbestçe kullanmaktadırlar. Demokratik anlamda ilerleme için ‘siyasal kimlik statüsü’ şart değildir. Ve DTP’lilerin resmen dillendirdikleri ‘tamam biz Türkiye’den ayrılmayalım ama siz de Kürt kimliğini resmen tanıyın ve devlet eşit iki etnik kimlikli bir federasyon olsun’ söylemi, işaret ettiğimiz amaca giden yolda elbette daha ileri bir aşamaya denk gelmektedir. Kırsalda PKK terörü ve özellikle son üç yıldır buna kentlerde eklenmiş / eklemlenmiş olan ‘sivil itaatsizlik terörü’ tamamen Türkiye’ye ‘bu siyasi çözüm’ü dayatmak içindir. Son günlerde Güneydoğu Anadolu illerinde ve yurdun aralarında Kürt etnik kökenlilerin de çokça yaşadığı bazı büyük illerinde tanık olunan sivil kışkırtma ve şiddet eylemlerinin yaklaşan yerel seçimlerle ilgili olarak AKP – DTP rekabeti ile ilgisi yoktur. ‘Teröre takılı’ kalmanın ve ardındaki hedefi göz ardı etmenin sonucu ‘teslimiyet’ olur. ‘Demokratik çözüm’ diye dayatılan bu talepler tanınacak olursa, en asgarisinden ‘Kürtlüğü bir kültürel kimlik olarak’ bile anayasaya sokmak (malum iç ve dış çevrelerin ‘Yeni Anayasa’ diye tutturmaya tam da şu sıralarda hız vermeleri boşuna değil) Türkiye Cumhuriyeti devletinin çözülmesine giden kapının aralanması olur. Kimse kendini aldatmasın. Zamanlama Olaylara sürecin bütünlüğü içinde bakıldığında şu husus belirgin bir biçimde dikkati çekmektedir: ‘karşı taraf’ın inisiyatifiyle ve belli bir stratejik hedef doğrultusunda planlı / programlı olarak yürütülen bir büyük tertip ile karşı karşıyayız. Amaç: Türkiye’yi kırda / dağda PKK terörü ile kentte / varoşta DTP terörü arasında kıskaca alarak pes ettirmek ve ‘barışçı / demokratik / siyasi çözüm’e razı ettirmektir. 2006 yılında Şemdinli’den başlayıp bölgeye yayılan isyan provası tarzında kentte şiddet olayları ve ardından gerçekleştirilen PKK’nın Dağlıca baskını ile elde edilemeyen ve bir ilk prova düzeyinde kalan tertip tam da şu sıralarda PKK’nın bu kez Aktütün saldırısının (gerek çapı, gerekse verdirdiği zayiat açısından Dağlıca saldırısından daha büyük) ardından Ankara’nın Barzani yönetimi ile masaya oturur gibi yaptığı bir sırada yeniden sivil itaatsizlik eylemleri şeklinde sahneye konmaktadır. Yine dikkati çekmiş olmalıdır bu kez sivil itaatsizlik eylemlerinin çapı da 2006’dakilerden büyüktür. Türkiye’ye dışarıda ‘Barzani ile anlaşma’; içeride ‘DTP (PKK) ile uzlaşma’ dayatılmaktadır. Barzani PKK’yı Türkiye’ye karşı bir pazarlık ve şantaj aracı olarak kullanmaktadır ve Ankara’ya akıl öğretmeye kalkışmaktadır! (Böyle bir hükümet bulunca karşısında …) Önce Mersin’i geri alın Bu koşullarda Barzani üzerine askeri olarak yürümenin yararından çok zararı olur. Irak’ta son zamanlarda ulusal Araplık bilincinin Sünnilik ve Şiilik kimliklerinin önüne geçtiği dikkati çekmektedir. Türkiye, Irak’ın kuzeyinde anca Arapların tanıyacağı ölçü ve biçimdeki bir Kürt yerel yönetimini tanımakla sınırlı olarak Barzani ile resmi ilişki kurabilir. Ancak bunun kendi aleyhine dönmemesi için şimdiki roller ve şimdiki denge kesinlikle değişmelidir. Şu anda ne acıdır ki Barzani Türkiye’nin iç güvenliği ve istikrarı konusunda Ankara’ya şantaj yapabilmektedir. İp onun elindedir! Bunu değiştirmek, asıl Barzani’nin Irak’ın kuzeyinde az çok güvenli ve istikrarlı bir yönetimin hüküm sürmesi ve varlığını Araplara karşı da sürdürebilmesi için Türkiye ile iyi geçinmeye kendini zorunlu hisseder hale gelmesi; ipin ucunun Türkiye’nin eline geçmesi gerekmektedir. Yoksa diğer tüm formüller, sonu Türkiye’nin bölünmesine ve bölgede bir Kürt ulus-devletinin, bir büyük Kürdistan’ın Ankara’nın da gafilane katkılarıyla kurulmasına çıkacak bir sürecin tezgahlanması olur. Bunu yapmanın birbirini tamamlayan iki yolu var: 1. Irak’ta Arap milliyetçiliğini desteklemek, mümkün olduğunca yönlendirmek. Böylece Barzani’ye karşı (onun PKK üzerinden Türkiye’ye yaptığı şantajın bir benzerini yapabilecek konuma gelmek. 2. İçeride Barzani’nin Ankara’ya şantaj yapabilme olanağını elinden almak. Bunun için de PKK’yı bitirmek, DTP’yi etkisizleştirmekten önce ve ama o yolda en baştan atılması gereken ivedi ve çok önemli bir adım var. İyi planlayıp dakika kaybetmeden atılması gereken bir ilk adım. O ilk adım: Mersin’i (özellikle de Mersin limanını) Kürtlerden / Kürt mafyasının elinden geri almaktır. Ve bu aynı zamanda Barzani’nin de ‘ümüğünü sıkmak’ olur! Çünkü oradaki Kürt mafyası her düzeyde devletin de içine sızmış olarak Barzani ve PKK yandaşı / uzantısı olarak iki koldan iş çevirmektedir. Tekrar ediyorum: Musul, Kerkük hayalleri kurmak yerine Mersin’den başlayarak Adana’nın, Bursa’nın, İstanbul’un, İzmir’in Kürtlerden değil Kürtçülerden, Pan-Kürtçülük güdenlerden (kimler olduklarını ‘demokratik hak arama’yla ilgisiz sivil itaatsizlik ve şiddet eylemlerinde 7’den 70’e kare kare görüyoruz) temizlenmesi gerekmektedir. Türkiye’nin gönül huzuruyla kabul edebileceği tek ‘demokratik, siyasi, barışçı’ çözüm budur. Gerçek Gündem |