derKi'ye Yazar Olabilir miyim?
derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...
derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...
derKi Dergi'nin 30. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.
| ABD derin devleti ve Barack Obama- Nazım Güvenç |
|
|
|
| Cuma, 07 Kasım 2008 | |
|
Geçen Perşembe günkü yazımızda, içinde bulunduğumuz büyük finansal ve ekonomik krizde ABD’nin kendi yükünü dünyanın geri kalanının, özellikle de yeni yükselen ekonomilerin sırtına yıkma ve bedelin büyüğünü onlara ödetme niyeti içinde birtakım dayatma arayışlarına girdiğini anlatmış, söz konusu ülkelerin ellerinde ne gibi seçenekler olduğunu sergilemeyi ve analiz etmeyi ise bu haftaya ertelemiştik. Ama pazartesi günü iç siyaset yazısı girmek gereğini duyduğumuz için bugüne sarkan konuyu yine öteleyeceğiz çünkü bu kez de başkanlık seçimi dolayısıyla ABD üzerinde öncelikle durmamızda yarar var. İlkin kısaca ABD’nin yeni başkanından ve o’nun resmen ve fiilen dümene geçeceği 21 Ocak’ta nasıl bir ekonomi devralacağından söz edelim. Obama’yı kim seçti ? Başkan seçilmesini Obama’nın bireysel bir başarısı mı yoksa 1929 Krizi sürecinde yürüme engelli birini, Roosevelt’i (tekerlekli iskemlesinde başkanlık yaptı) başkan seçen Amerikan seçmeninin bu kez de yine 29 Krizine denk bir kriz sürecinde ‘zenci olmak gibi bir özrü/engeli bulunan’ birini, Obama’yı seçme geniş görüşlülüğünün bir eseri mi olduğu veya Amerikan demokrasisinin erdeminin sonucu mu saymak gerektiği konusunda açıkçası emin değilim. Hatta daha doğrusu, ben bunu asıl güç sahiplerinin, ABD derin devletinin bir operasyonu olduğu şeklinde yorumlamaya daha çok eğilimliyim. Bu nedenle Obama’nın başkan seçilmesinden ziyade o’nun Demokrat Parti’den başkan odayı olarak ve hem de Hillary Clinton’ı saf dışı ederek belirlenmesi üzerinde durmak gerekir diye düşünüyorum. Zenciler Demokrat Parti içinde bu kadar mı etkililer yoksa o’nun Protestan ama Müslüman kökenli; ABD’li ama Afrika kökenli gibi özellikleri dolayısıyla bir yandan ülke içinde sosyal ve etnik çözülmeyi durdurabilecek; diğer yandan, dünyada özellikle İslam dünyasında ve ekonomik stratejik önemi artmış olan siyah Afrika üzerinde ABD’ye yeniden sempati kazandıracak biri olacağı öngörüsü/hesabı içinde bulunan derin devletin mi etkisi söz konusu? ‘Derin devlet’ derken CIA’yi veya CFR’i kast etmiyorum. Onlar aslında ‘derin devlet’ sayılamayacak denli ön plandalar, cephedeler. Aslında bunların ve benzerlerinin (NSA veya Trilateral Commission) da arkasında, cephe gerisinde ‘kurmay’ konumunda bulunan ve işte o gerçekten ‘derinde olan’, gerçekten ‘derin’ düşünen kurumdan yani 1973 yılında Pentagon içinde kurulan ve başında o günden buyana demek ki Nixon’dan beri tüm ABD başkanlarına suflörlük yapan, hiçbirinin de başka birini atamayı aklından bile geçir(e)mediği bugün itibariyle 87 yaşındaki Andrew Marshall’ın bulunduğu Office of Net Assessment’tan [ONA- Net Değerlendirme Ofisi] söz ediyorum. Görevi siyasi, diplomatik, ekonomik ve askeri planlarda ülke içi ve dışı bilgi ve verilerin, istihbarat raaporlarının süzülüp damıtılıp net bir değerlendirmeye tutulduğu ve sonuç olarak ortaya ABD’nin siyasal ve askeri stratejisinin, keza bunun gerektirdiği iç ve dış operasyonların tasarlandığı merkez veya daire. Anlaşılacağı üzere, CIA aslında bir ‘cephe’ örgütüdür. Her türlü kirli iş de dahil operasyon yapar. İstihbarat toplar, vs. CFR ‘kamuoyuna yönelik diplomasi’ doğrultusunda özellikle yabancı ‘aydın kesim’ üzerinde çalışır, etkiler, devşirir, beyinlerini yıkar, biçimlendirir vs. En geride ise ONA bulunuyor sanki. O Ofis gerçek ‘beyin’ ve ‘bellek’. Emperyal vizyonlu devletler strateji belirlerken en az 50 yıllık bir geleceği hedef alırlar ve bunu hakkıyla yapabilmek için de aslında en az 50 yıllık bir belleğe dayanmak gerekir. Onun için ONA’nın başında 35 yıldır aynı kişinin, 1921 doğumlu Andrew Marshall’in yani olaylara en az 50 yıllık bir bilgi, deneyim, bellek sahibi birinin gözüyle bakan ve akıl yürüten, analiz ve sentez yapan birinin bulunmasına şaşırmamak gerekir. Ve hangi rolü oynayacak? Her neyse. Biraz da Obama’nın hangi rol için seçildiğini irdelemeye bakalım. Obama’nın enkaz devraldığı ortada. Hem de birkaç yönlü. Biri malum ekonomik. Üstelik içerdeki ayağı ayrı, dışarıdaki ayrı farklı çözümler gerektiriyor. Bir diğeri askeri. Afganistan ve Irak’ta Bush’un neo-con takımının Pentagon’a (askerlere) de kulak asmayarak Dick Cheney’in güdümünde batağa saplandığı da açık. Beyaz Saray – Pentagon ilişkisinin Bush dönemine kıyasla çok daha uyumlu olacağı güvenle düşünülebilir. Ancak ne yönde karar alacak? Irak’ın kuzeyini üs tutacakları, İran ve Suriye ile uzlaşacakları şimdiden kesin gibi. 29 Krizi ortamında başa geçen ve çok istisnai olarak 4 kez üst üste o makamda tutulan Roosevelt’le kıyaslayacak olursak Obama da içerde kendi ‘New Deal’ini oluşturacak mı? İstese de oluşturabilecek mi? Çünkü dünya aynı dünya değil. O devirde var olmayan devletler (bir Hindistan) veya zayıf devletler (bir Çin, bir Brezilya) bugün birer dünya devleti, birer küresel ekonomik güç. Keza Araplar emirlikler halinde önemli bir finansal güce sahipler. En önemlisi Roosevelt başkan olduktan 7 yıl sonra dünya savaşıyla karşı karşıya kaldı, daha sonra da faşist devletler karşısında saf tuttu. ABD o savaştan muzaffer çıktığı için bugüne dek gelen ama artık gidemeyeceği anlaşılan bir düzeni, Bretton Woods uluslararası finans ve para sistemini dayatmıştı. SSCB’nin çöküşüyle sona eren ve bir düşük yoğunluklu Üçüncü Dünya savaşı gibi de sayılabilecek Soğuk Savaş’ın ardından yeni bir dünya düzeni kurumsallaşması ise gelmedi. Çünkü ABD bir dönem tek süper güç olarak kaldı. Lakin bu yolun sonuna gelindi. SSCB’den sonra şimdi ABD de ekonomik olarak göçtü ve 2009 yılında çöküş çok daha derinleşecek. ABD Hazine Bakanlığı’nın Salı günü yaptığı açıklamaya göre, 1 Ekim 2008’de başlayan ve 30 Eylül 2009’da sona erecek olan mali yılda 1.4 triyon dolar borç bulması gerekecek. Bu mali yıl içinde ABD bütçe açığının 988 milyar doları bulacağı tahmin ediliyor. Geride kalan mali yıla ait bütçe açığı ise 454.8 milyar dolar. Yeni başkanın iki katına çıkmış, görülmemiş bir bütçe açığıyla baş etmekte, içerde ve dışarıda borç bulmakta hayli zorlanacağı açıktır. Aslında dünya Avrupa ve Asya, Latin Amerika ve Orta Doğu şu veya bu şekilde yeni bir dünya düzeni istiyor ve bu Washington’un, Amerikan derin devletinin tasarladığı ve tasarımlamaya çalıştığı, gerçekleştirmeyi hedeflediği tek kutuplu düzen olmayacak. 15 Kasımda Washington’da hem Bush’un hem de Obama’nın katılacağı G-20 zirvesinde bu yeni uluslararası ekonomik sisteme ilişkin pazarlık başlayacak. Bush, giderayak işi yuvarlak sözlerle geçiştirmekten yana bir tavır izliyor. Diğer devletler ise somut ve ciddi bir yeniden yapılanma için bastırmakta kararlı davranacağa benziyorlar. Obama dümene bilfiil kendisi geçtiğinde önünde çok net iki seçenek olacak: * Dünya ile uzlaşmak ve dolayısıyla tek kutuplu (ABD) dünya yerine çok kutuplu bir dünyayı ve bunun gerektirdiği kurumsal ve ilkesel yeni bir düzeni kabullenmek (bu kapsamda doların küresel para olmaktan çıkmasını kabul etmek de var) * veya böyle bir gerilemeyi önlemek, keza ABD ekonomisinin çöküşüne çare olmak üzere dünyayı yeni bir savaşa sürüklemek (ki bu yönde de çeşitli düzeylerde fiili hazırlık ve fikri alıştırmalar söz konusu.) 1933 yılında ay farkıyla Roosevelt ve Hitler başkan olmuşlardı. Şimdi Obama, henüz bilmiyoruz, Roosevelt’e benzer bir rol mü oynamaya çalışacak yoksa Hitler’in rolüne mi o da heves edecek Bush’tan sonra? Bir yargı için elde henüz yeterli veri yok. NOT: Geçen yazıma ilişkin bazı yorumlara ve sorulara buradan yanıt vermem istendi. Kısaca Mersin’le ilgili yazdıklarıma biraz daha açıklık getireyim. Bilmiyorum Sayın Doğrucu’dan başka yanlış anlayan var mıdır? Elbette mafyaya karşı çıkmak için etnik kökenine bakmak gerekmez. Mersin limanına Türk mafyası egemen olsaydı yine aynı derecede karşı çıkardım. Ben Mersin limanını Kürt mafyasının elinden kurtarma çağrımı bazı fazla ateşli Türk milliyetçilerinin PKK bataklığını kurutmak adına ‘Musul ve Kerkük’ü alma’ önerilerini eleştirme bağlamında yaptığım için o mafyanın Kürt kimliğini ve bu arada Barzani ile işbirliği içinde iş tuttuğunu özellikle vurguladım. Bu bağlamda Kerkük’ü fethetmeden önce asıl Mersin’i geri alın dedim. Yine aynı fikirdeyim. Bugün Mersin Barzani yönetiminin ve aşiretinin ticaret ve kaçakçılık limanı işlevini görmektedir. Bir yandan Barzani yönetimini ve aşiretini zenginleştirirken, diğer yandan Türkiye’nin içini kaçakçılıkla zehirlemektedir. Öncelikle kurutulması gereken bataklık budur ve içerdedir. Ve yine Mersin’in, Adana’nın, Bursa’nın, İzmir’in, İstanbul’un bazı semtlerinin ayrılıkçı, PKK yanlısı, etnik Kürt milliyetçiliği güdenlerin adeta birer ‘kurtarılmış bölgesi’ durumunda bulunduğunu vurguladım. Son günlerde olayların da doğruladığı bu görüşümde de ısrarlıyım. Yalnız elbette ki bu güruha karşı kesin önlemler almak ile devlete sadık Kürt kardeşlerimizi özenle ayırt etmek ve etnik iç savaş kışkırtma tuzağına düşmemek gerekir. Devletin mücadelede kesin kararlı tavrı bu bakımdan da önemlidir yoksa eline pompalı tüfeği alan bu mücadeleyi kendi yapmaya kalkar ve 1980 öncesindeki ülkücü katillerinkine benzer sonderece tehlikeli, acı olaylar olur. Bu vesileyle Adana Valisi İlhan Atış’ı da kişilik sahibi, yürekli ve doğru tavrından ötürü kutluyorum. Gerçek Gündem |