23:03:28

radyoderkibanner.gif
Görkemli

Görkemli "Dönüşüm" Başlıyor!

Olimpos Sırlar Okulu'ndan "Çemberde Nokta Olmak - IV", 6-9 Aralık tarihlerinde Olimpos'ta... Ayrıntılar için tıklayın.

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...

derKi sayı 29 ÇIKTI!

derKi sayı 29 ÇIKTI!

derKi Dergi'nin 29. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.

Bir kitap dünyayı değiştirebilir mi?

Bir kitap dünyayı değiştirebilir mi?

"Tanrı'nın Doğumgünü" kitabının yazarı buRAK özDEMİR'le, "Sevgi Dünyası" dergisinin yaptığı harika röportaj.

Radyo derKi Artık 5 Kanallı!

Radyo derKi Artık 5 Kanallı!

Radyo derKi tekrar karşınızda, hem de 5 yeni kanalıyla. Yeni kanallarımızı dinlemek için lütfen tıklayın.


 
Yo Yo Etkisi PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 27 Eylül 2007
“ Kadınlara pozitif ayrıcalıklar getirdik ama bunlar hiç tartışılmıyor.”
 
“ Avrupa’da hiçbir ülkede başörtüsü yasak değildir, gidin bakın bütün okullara öğrenciler inançları doğrultusunda giyinerek gidebilir.”

“ Halkın eğitimli olmadığını nereden çıkardı şimdi bu seyircimiz?! Halkın arasına bir karışsın bakalım, onlar yeri geldiğinde çok güzel dinlerler, gereğini de yaparlar.”

“ Eskiden kızlarımız okutulmuyor deniyordu, şimdi de kızlar neden başörtüsüyle okula alınacak bunun tartışması yapılıyor. Bu kızlarımız okula gitmese, okumasa daha mı iyi?”

“ Şu mahalle baskısına gelince...Mahalle acaba bir otuz yıl önceki mahalle midir? Bu soruyu sormak lazım.”

“ Yeni Anayasa taslağının açıklanma tarihi daha belli değildir, aramızda tek tek o kadar maddeyi konuşup tartışıyoruz.”

“ Kızlarımız ki onlar da pırıl pırıl öğrencilerdir ( başörtüsü kullanan öğrencilerden bahsediliyor ) başınızı bir perukla ya da şapkayla örtebilirsiniz diyoruz, biz bunu engellemiyoruz ki!”

“ Bizim burada karşı olduğumuz nokta kişinin dini kimliğini ön plana çıkartmasıdır. Çıkartmasın ama kapansın, buna bir diyeceğimiz yoktur”

“ Rektörler kendi işlerine baksın, bizim işlerimize karışmasın!”

“ Ananı da al, gidin bana oy verin!”

“ Efendim, biz bunu Libya’da da gördük, aynı durum mahalle baskısı şeklinde gerçekleşti, mesela nedir bu mahalle baskısı, kapalı kızları gören anne babalar çocuklarına namus yüzünden kapanmalarını öneriyorlar ve bu bir çığ gibi büyüyor. Al sana mahalle baskısı oluşuyor.”

“ Ha, tabi erkeklerin de sarıklı cübbeli okula gelmelerini önlemek amacıyla devrimin karşısında olan kıyafet tarzının gelemeyeceğini belirtiyoruz zaten, o konuda içiniz rahat olsun.”

“ Efendim, bizim mevcut olan sisteme karşı duruşumuz falan yoktur ki, nereden çıkartılıyor bu Cumhuriyeti tehtid lafları? İşte medyamız ve birtakım aydınlarımız sürekli böyle bir endişe içindeler, kendi kendilerine böyle olayı abartıyorlar.”

“ Bakın, devletimiz zaten tanımlanmıştır, ne deniyor orada? Demokratik, laik bir hukuk devletidir. Hukuğun olduğu yerde hükümleri hukuk verir.”

“ Şeriat geliyor, şeriat kaçın!”

“ Ülkemiz Malezya mı oluyor?”

“ Korkmayın! Bakın, hep sizin yüzünüzden! Korka korka bu enerjileri mıknatıs gibi çekiyorsunuz, korktuklarımız başımıza geliyor.”

“ Kardeşim ya, bana ne! Ben cebime bakarım, Anayasa manayasa vız gelir tırıs gider!”

“ Mesela, size bir dahaki programda istatistikleri de getireyim, geldiğimizden beridir rakkamlar gösteriyor ki biz işçiye memura enflasyonun çok üzerinde zamlar verdik”

“ Bu kadar karalayacağınıza biz diyoruz ki halkımıza cebinizdeki paraya bakın!”

“ Cep telefonlarında Hazine vergisi, iletişim vergisi gibi dünyanın hiç bir yerinde alınmayan vergiler alınıyor. Mesela, lahmacuncuya telefon açıp lahmacun mu ısmarladınız? O lahmacunda Hazinecilerin de payı oluyor. Telefonunuz kapansa bile ondan iletişim vergisi alınmaya devam ediyor. Belli bir süre alınıp kaldırılacağı söylenen deprem vergisi de tatlı geldiği için hala kesiliyor. Cep telefonlarında vergi açısından dünya birincisiyiz.”

“ Amaaannn! Amma büyütüyorsunuz, geldikleri gibi giderler. Bunlar yalnızca şimdiki moda!”

Arka fon fısır fısır, bazen gürültülü sesler...

Biz, kadın milleti hep böyle güdülerek, birilerinin bizleri nasıl görmek istediği gibi mi yaşayacağız?

Hep bizlerin yerine konuşacak babalarımız, abilerimiz olduğu için mi onların politikalarını güdeceğiz?

Yıllarca onların düşüncelerine alet olmaktan dolayı mı kendi istediklerimizle, erkeklerin bizleri görmek istedikleri arasında böylesine sıkışıp, neyi istediğimizi bile şaşıracağız?

Ya da bu şekilcilik ve inanıyorum, inanmıyorum tartışmaları hep biz kadınların üzerinden mi yürütülecek?

Erkeklerin inançlı olup olmamasını hangi kriterlere göre değerlendireceğiz?  

Din olmasa onun karşısına höt zöt edecek bir askeriyeyi mi arayacak gözlerimiz?

Hep bizleri kurtaracak birilerini mi bekleyeceğiz?

Kendimize birey olarak, kadın veya erkek olarak güvenip, birbirimize varlığımızdan ötürü saygı duyamayacak mıyız?

Medya aracılığıyla bu yazdığım diyalogların %80’ininin bombardımanı yapıldı, gazetelerden manşetler şeklinde okundu. Bugün, bir sabah programında AKP partisinden bir kişi yorumlarını halktan gelen mesajlara cevaplar şeklinde sunarken Türkiye’deki İslam’ın eski İslam olmadığının altını çizdi.

İslam değişebilir mi?

Hakikaten de Cumhurbaşkanı’nın eşi, altlarında son model arabalar, Gucci kıyafetlerle türban takan, erkeklerinin arkasında değil de yanında dimdik durma atağına geçmiş, onların terimiyle Müslüman kızlarımızın acaba ne kadarı dininin gereklerini yerine getirmek adına bu yolu seçiyor?

İnsanın vicdanını açıp da inançlarının yüzdesini belirleme olanağı olmadığına göre, bir Müslüman ülkesinde yaşayan ve gerçek Müslümanlığın ne olması gerektiğine şöyle bir tanıklık yapan bana göre,pek de standartlara uyulmadığı gözleniyor.

Açıklamalar sürekli kendi içinde çelişiyor.

Kadın, çirkin görünmek ya da kendisini saklamak için kapanmıyor.

Halbuki Allah’a yakınlaşma aşamasında bu yapılmalı.

Güzel olunmamalı, güzel kokmamalı, en pahalı kıyafetler giyilmeye çalışılmamalı.

Erkeğin yanında değil, arkasında durulmalı, bu işin kendi hukuğu elenip de devletin laik hukuğu benimseniyor gibi gözükülüp, laik hukuğu benimserken de başörtüsü ve kadının kapanması ya da kapattırılmasına da bu kadar takılmamalı.

Kadın, kendini cinsel obje olarak gördüğü,bundan sakındığı ve kendini göstermek istemediği için kapandığını bilmeli. Bunun için iddiacı, sert değil dinleyen, itaatkar olmalı ve first lady’yi oynamamalı.

Örtündüğü zaman “ Ben inançlıyım, bu Allah’ın emri ve ben uyguluyorum.” derken, üzerine getirelecek diğer kadınlara karşı çıkmamalı ve mirasdan erkeği ile eşit pay alamayacağını, şahitlikte erkeğin yarısı kadar hakka sahip olduğunu v.s... kabul etmeli.

Yani, istediği yerde laik bir hukuk devletinin kurallarını, istediği yerde şeriat kurallarını tatbik etmemeli.

“ Biz bu kadar iş yapıyoruz ama bir başörtüsüna takılıp kaldınız, gündem oluşturmaya çalışıyorsunuz” diyenler ve kızlarımızı (!) okutmak isteyenler de, öncelikle o toplumun bireylerini aydın, hukuk insanları olarak yetiştirselerdi zaten böyle sorunlarla karşılaşmayacaklarını bilmeli. Bilmiyorlarsa, en azından bizlerin bunun farkında olduğumuzu hissetmeli.

Gerçek bir Müslüman kadının nelere tabi olması gerektiğini, bunun neden yalnızca bir başörtüsü ile sınırlı olmayacağını, başörtüsünü takıp da üniversite kapılarında kalan genç kızlarımızın da anlamalarını ümit ediyorum.

“ Ben, inanıyorum takıyorum.” diyene şunu sorarlar;“ Ne kadarına inanıyorsun?” Sonra,başka bir soru;“ İnanıyor musun? İnanmıyor musun?”

Esas mesele, insanların kıyafetlerle, takılarla kendi kişisel alanlarını ya da düşüncelerini aleni hale getirmeleridir. Bu, yalnızca türban için değil diğer tüm dini simgeler için de geçerlidir. Örneğin, rahibe olmayı isteyen bir kızın okula o kıyafetleri ile gelmesidir, Katolik birinin kocaman haç takıp derse girmesi, işyerinde çalışmasıdır v.s...

Eskiden, okulumuza giderken önlük giyerdik. Kıyafetimizin siyah muz çorap ve iki tane saç örgüsü gibi detayları bizde hep şu soruyu uyandırırdı;“ Neden tek örgü ya da at kuyruğu değil?” Bunu yapanlar okula alınmaz, azarlanır, arkadaşları karşısında küçük düşürülürlerdi.

Hiçbirimiz de kapılara yığılıp saçlarımız at kuyruğu şekilde beklemedik. Ya da diz altı etek kuralı varsa, mini etek giyeceğiz diye ortalığı birbirine katmadık. Her yerin bir kıyafet kuralı vardır düşüncesini benimsedik.

Aynı durum işyerlerimiz için de geçerli değil mi?

Memurların kıyafet tüzüğünde mini etekle işe gelen bir bayana gösterilen tepki ne olur?

Bu, toplum içinde yaşamanın genel bir kuralı değil midir?

Siz, şimdiye kadar “ Devlet dairesine mini eteğiyle giremeyen bayanların” hakkını savunmak için kendini parçalayan politkacı gördünüz mü?

Bu tür bir tepki, inanan kızlarımızdan geldiğinde mübah bir yaşam kavgasına dönüşüyor da, neden diğer tarafı hiç akıllara gelmiyor?

Devlet dairelerine, kamu alanlarına giremeyen bu kızlarımız Allah’ın koruması altında diye mi haklarını alamayan gariban edebiyatı kullanılıyor?   

Namuslu kızlar, bakire kızlar, kendini göstermeyen kapalı kızlar, sevgilileri olamayan 15 yaşında kocaya giden kızlar, bu düşünceye boyun eğen “ Bu bizim demokratik hakkımız!” diyen kızlar, üniversite kapılarında doktor, mühendis, avukat olmayı bekleyen kızlar, öyle kızlar ve böyle kızlar...

Siz, bu iki uç arasında bir yakınlık görebiliyor musunuz? “

“Cennet anaların ayakları altında” olan ama doğurmadan cenneti yakalayamayan kadınların meslek bilgisi için, çalışıp, para kazanıp, kocasıyla çatır çatır iş hayatı yarıştırmaları için üniversite kapılarında beklemeleri, bilmiyorum sizlere ne kadar inandırıcı geliyor?

Şu din ile ilgili olan bölümleri biraz da din hukuğu, erkeklerin giymesi gereken kıyafetler, erkeklerin hakları ve hukukları üzerine yoğunlaştırsak?

Yoksa, bu Müslüman, zavallı, üniversiteye girmek için kuyrukta bekleyen ve demokratik haklarını sonuna kadar savunan kızlarımız bu kuralların ve tartışmaların hep kadınların üzerinde yoğunlaştığının farkına varamıyor mu?

Ya da dini bir bütün olarak görüp, inançtan bahsettiğimizde yapılması gerekenlerin bir bütünü teşgil ettiğinin, içinden canının istediğini alıp gerisini bırakamayacağının ayırdına varamıyor mu?

Ya da birileri bize birsürü laf salatasını bir araya getiriyor, yoğuruyor, harmanlıyor sokuşturuyor ve bizlerin düşünmeyi unutmuş beyinleri verileni duyuyor ama işlemden geçiremiyor mu?

Sahi? Bunları hiç düşündük mü?     


Reyhan Bull



Bu yazıya ilk yorumu yazın

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved