derKi'ye Yazar Olabilir miyim?
derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...
derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...
derKi Dergi'nin 30. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.
| Sahtekarlık İçimizde |
|
|
|
| Pazartesi, 08 Mayıs 2006 | ||||
|
Herkesin içinde küçük bir sahtekâr yatar! Daha küçücükken bile kendi sahtekârlıklarımızı yaratırız. Genelledim ama bence böyle. Kendimden örnek vereyim, kaç yaşındaydım anımsamıyorum ama okula gitmiyordum. Benden yedi yaş büyük ablamla sürekli didişirdik. Didişmelerimiz zaman zaman saatlerce sürerdi, bir ipi çekiştirmek, birbirimizi itip kakmak, onun bana garip isimler (kukuleta, Moby Dick, Foxy gibi) takması ve benim bu nedenle sinir krizi geçirmem türünden. Yedi yaş küçüktüm ama evelallah, doğuştan gelen, içgüdüsel bir kendini savunma (aikido) yeteneğine sahip olarak ablamın hakkından rahatlıkla gelirdim J Bir keresinde ablamla itişirken ranzanın üst katından dolabın altında açık duran çorap çekmecesinin üzerine düştüm. Canım bayağı yanmıştı, omzumun üstüne düşmüştüm. Ağlamadım, gözyaşlarımı içime atıp acımı intikam duygusuna yönelttim. İlk işim gidip anneme şikâyet etmek oldu, ablam çok sert bir tepki gördü, o kadar sert ki odaya dönünce bana yapacaklarından endişe duydum ve bu nedenle de işin ciddiyetini ve haklılığımı kanıtlamak için gidip omzuma mor pastel boyayla kocaman bir çürük çizdim. Annem ve ablam çürüğü görünce annem kızmakta haklı olduğuna, ablam da beni rahat bırakmaya karar verdi, hatta şefkat bile gösterdi. Ancak bu ayrıcalığı koruyabilmem için o çürüğe daha bir süre ihtiyacım vardı; her gün itinayla oraya aynı çürüğü çizmeyi sürdürdüm. O günlerde bu nedenle koyu renk giysiler giyiyor, giysilerdeki boya lekesinden annemin olaya uyanmasını önlüyordum, tabii çürüğün rengini her gün biraz daha açmaya, morken açık mor, yeşilli mor, yeşilli sarı ve sarı şeklinde zamanla soldurmaya başlamıştım. Bu nedenle kendi kendime banyo yapmayı öğrenmem gerekti, çürüğümün süngere yapışıp gitmesini göze alamazdım. Ablacım, burayı okumazsın sen değil mi? Daha da küçükkenki anımsadığım ilk sahtekarlığım 3–4 yaşlarıma ait. O yaşlardayken beni erkenden yatırırlardı, annem, babam ve ablam televizyon izler, benim aklım da onlarda kalırdı. İki dakikacık da olsa televizyon izlemek için yapmayacağım şey yoktu. Annem beni uyuturken baştan aşağı kadar çıtçıtlı tulumlar giydirirdi, tabii ki tuvaletim gelince ve tuvalete gittiğimde onların annem tarafından tekrar teker teker kapatılması gerekirdi, bu da televizyon karşısında en az 5 dakika demekti. Hele bir de rahat durmazsam… Önceleri tuvaletim gelsin diye dua ederek başladım işe, yatakta oturup “çişşş… çişşşş” diye inliyordum… Bazen işe yarıyordu bazen yaramıyordu. Sonra işi garantiye almak için tuvaletim gelmiş olsa da olmasa da tuvalete gitmeye karar verdim. Oturunca geliyordu zaten çoğunlukla. Sonra o kadar uğraşmaya ne gerek var diye düşünmeye başladım, tuvalete gidip, ışığı yakıp elimi yıkıyordum… Sonra mı? Yatakta çıtçıtları aç, doğru salona “ben geldim!” Bir dönem bu operasyonu başarıyla sürdürdükten sonra olay benim idrar yollarımın kontrolü için doktora götürülmemle sona erdi. Bütün özel okul sınavlarına hazırlanma yılımı test kitaplarının arasına koyduğum romanları okuyarak ve testleri cevap anahtarlarından arada birkaç yanlış bırakarak çözmekle geçirdim. Bütün okul hayatım boyunca yorganın altında el feneriyle sabaha kadar kitap okuduğumu da atlamayalım. Ve okul yıllarındaki yazılı sınavlar… Bu yöntemleri kimse size öğretmez ama herkes kendi kendine keşfeder… Özellikle yabancı dil sınavlarında… O kelime “a” ile mi yazılıyor, “e” ile mi? Ne fark eder, oraya “a” ile “e” arası bir harf koyarsın, öğretmenin doğrusunu yazdığını sanacağına güvenirsin. Bilmediğin sözcüklerde yazın birden küçülür, harfler iç içe geçer, emin oldukların inci gibi kocaman dizilir… Matematikte de aynı şey sayılar için geçerlidir. Bildiğin konuları ya da konuların bildiğin kısımlarını nasıl da uzata uzata yazarsın, gören de o olayları sen yaşamışsın zanneder, bilmediklerinden tek kelime yok ama! Ya da laf yuvarlamaca… Mesela soru şu: Zıttırı savaşı hangi yıl kiminle kim arasında yapılmıştır, kim kazanmış, sonunda hangi antlaşma imzalanmıştır, maddeleri… Benim cevap: Zıttırı savaşı çok önemli bir savaştır, tarihte çok önemli yer tutar. Zıttırı’yı çok isteyen ülkeler arasında yapılmıştır ve çok önemli bir savaştır. 15. yy.da yapıldığı herkes tarafından bilinen bu savaş yani Zıttırı Savaşı sonuç alınana kadar sürmüştür. Bitiminde bir antlaşma yapılmıştır, aslında Zıttırı Antlaşması denebilecekken nedense başka isimle anılır. Bu antlaşma savaşan ülkeler ve Zıtıtrı ile ilgilenen ülkeler arasında yapılmıştır. Antlaşma maddeleri, Zıttırı’nın kime verileceği, kimlerin kime ne vereceği ve kimlerin ne kazanıp ne kaybettiğini ayrıntılı olarak açıkladığı için çok önemli bir antlaşmadır. Eğer derste konu anlatılırken aklımda bir şey kalmışsa tabii araya özenle o ayrıntıyı da eklemek lazım. Savaş hakkında kayda değer tek bilgi yok ama dedikodu kısmı sular seller gibi… Savaşın tam ortasında bir gece, kumandan uykusundan uyanmış, rüyasında ak kartalı görmüş, hemen karısını uyandırmış, karısı da çok akıllı bir kadınmış, buna demiş ki… diye uzat da dur artık. Aslında tarih dersleri ne kadar da zevkli olabilir isteseler… Kimsenin aklından çıkmaz. Küçük yaşlardaki bu yavru sahtekârlıklar bizi bugünlere, şimdiki bizlere getiriyor. Ufak tefek sahtekârlıkları hangimiz yapmıyoruz? Aldığımız şeyin fiyatını az söylemeler, telefonu duymamış olmalar, ben biraz daha dolaşıp sonra geleyimler, bilmediğimiz konularda ahkâm kesmeler… Hayatın tadı tuzu değil mi? Konu uzar gider… Kısaca: Sahtekârız hepimiz, hem de doğuştan!
Yorum yaz Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||