22:46:51

radyoderkibanner.gif
Görkemli

Görkemli "Dönüşüm" Başlıyor!

Olimpos Sırlar Okulu'ndan "Çemberde Nokta Olmak - IV", 6-9 Aralık tarihlerinde Olimpos'ta... Ayrıntılar için tıklayın.

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...

derKi sayı 29 ÇIKTI!

derKi sayı 29 ÇIKTI!

derKi Dergi'nin 29. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.

Bir kitap dünyayı değiştirebilir mi?

Bir kitap dünyayı değiştirebilir mi?

"Tanrı'nın Doğumgünü" kitabının yazarı buRAK özDEMİR'le, "Sevgi Dünyası" dergisinin yaptığı harika röportaj.

Radyo derKi Artık 5 Kanallı!

Radyo derKi Artık 5 Kanallı!

Radyo derKi tekrar karşınızda, hem de 5 yeni kanalıyla. Yeni kanallarımızı dinlemek için lütfen tıklayın.


 
Sabetay Bereketi PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 27 Eylül 2007
Cezaevindeyken orada bulunma sebebim olan büyük ve yüce “dava”nın ete kemiğe ve bir “mikro devlet”e bürünmüş haliyle yüzleşmek ve hesaplaşmak zorunda kalmamdan kaynaklanan bir anlam bunalımının sonucunda, 1995 yılında yazı yazmayı bıraktım. Örgüt yayınlarında takma adlarla ya da imzasız pek çok yazım yayınlanmıştı. “O kadar yanlış şeyler yazmışım ki, yazdıklarımın tersi bile doğru çıkmadı” deyip duruyordum yakın çevreme. Tam 11 yıl sonra yayınlanan ilk yazım ise, derKi’nin 18. sayısında editörlük makamının “Sabetaycılar ve Küçük Hoca” şeklinde değiştirmeyi uygun gördüğü başlıkla yayınlanan yazı oldu. Planlanmış bir yazı değildi. Eski müritlerinden olduğum Yalçın Küçük, PKK macerasını da sonlandırdıktan sonra müzmin ve hastalıklı ilgi görme ihtiyacıyla giriştiği son faaliyeti olan Sabetaycı avcılığında hızını alamayarak işi koca bir cemaati bir dinsel eylem olarak grup seks yapmakla itham edecek noktaya vardırmıştı. Bu iddialarıyla Tempo dergisine kapak, onlarca gazete ve dergi ile yüzlerce internet sitesine haber olmuştu. “Sabetaycılar ve Grup Seks” diye bir kitap yazdığını, iki ya da üç ay sonra kitabının piyasaya çıkacağını söylüyordu. Öfkelendim, öfkemi kâğıda döktüm, yazı oldu.

Yazı, Küçük’ün zırvaları kadar değilse bile ilgi gördü. Binlerce kişiye ulaştı. Çok küfür yedim ama eleştiri almadım.

Şu sıralar Türkiye’den Wordpress blog alanlarına erişim mahkeme kararıyla engellendiği için bir süredir kendi haline terk etmiş olsam da, “’öteki’ni bırak, aynaya bak” sloganıyla hayata geçirdiğim bir blogum var. Sözünü ettiğim yazım orada da bulunuyor. derKi’den ve iktibas edildiği diğer sitelerden farklı olarak, blogumda bir yazıya nerelerden ve hangi arama terimleriyle ulaşıldığını izleme olanağım var. Yılbaşından beri ziyaretçi sayım 5 bini buldu. Bloguma benim ya da 19 Aralık katliamı kurbanlarından olan kardeşim Murat Ördekçi’nin adını aratarak gelenler var. Aranan terim kombinasyonları tesadüfen blogumun bir sayfasında bir araya gelmişse yazı konularımla alakası olmaksızın yolu düşenler de oluyor. Ama yüzde 80’in üzerinde diyebileceğim oranda ziyaretçilerim orada orijinal başlığıyla yayınladığım “Sabetaycılar, Küçük Hoca ve ‘Usturuplu’ Faşizm” yazısının bulunduğu sayfaya ulaşıyor arama motorlarından. Arama terimlerini hep izledim ve ilginç bulduklarımı bir kenara kaydettim. Bunlardan tekrar söz edeceğim. Ama önce şu “Sabetaycılar ve Grup Seks” kitabının encamını biraz sorgulamak istiyorum.

Yukarıda belirttiğim gibi, Yalçın Küçük, 22 Eylül 2006 tarihli haftalık Tempo dergisindeki söyleşisinde kitabın Kasım ya da Aralık ayında piyasada olacağını söylüyordu. Şirin Sever’le yaptığı ve 1 Nisan 2007 tarihli Pazar Sabah’ta yayınlanan, aslında “Ben ben ben ben ben ben ben” başlığı daha uygun olabilecekken “Cinayet işlemeye mahkûmum” şeklinde başlıklandırılmış söyleşisinde ise aynı kitaptan bu kez “benim bundan sonra yaz kitabı olarak yazmayı planladığım 'grup seks' kitabında…” diye söz etti. Umutlandım. Ama kahretsin, işte yaz da geçti! Kitaptan ses yok. Buradan görebildiğim kadarıyla kıvranıp duruyor hocam. Bu kitap konusundaki kabızlığında benim yazımın etkisi var mı bilmem, ama doğrusu ben de geriliyorum kitabın çıkışı yılan hikâyesine döndükçe. Önceki yazım “usturuplu” olsun diye kendimi çok frenlemiştim. Özellikle “birader sana mı kaldı aileyi, tekeşliliği, ‘düzgün’ ilişkileri savunmak” minvalindeki bölümü yazarken kelimelerimi kuyumcu terazisinde tartmıştım. Oysa benim de hakkım değil mi artık kelimeleri çimento kantarında tartabileceğim şöyle 44 okkalık bir Yalçın Küçük eleştirisi yazmak? Bunu o kitabın çıkışına ertelemiştim. Hâlâ bekliyorum…

Ha, en önemli konuyu unutuyordum o röportajdan. Diyor ki Yalçın Küçük, “siz hemen Sabetayizm diyeceksiniz ama bu kitapta Sabetayizm yok ama Sabetayizmin kendisinde de kıskançlık yok!” Haydaaaa! Sadece kıvranmıyor, kıvırıyor da hoca! Dünyaya ilan etmemiş miydi 2006 Eylülünde, Sabetaycılar grup seks yapar, bu inançlarının gereğidir, Kasım ya da Aralıkta çıkacak kitabımda bunları anlatıyorum diye? Tempo’ya kapak olmamış mıydı? Öfkelenip o yazıyı yazdım o zaman Tempo’yu okuyunca, 1 Kasım 2006’da derKi’de yayınlandı. Kasım geçti, Aralık geçti, 2007 geldi. 1 Nisan’da yayınlanan Şirin Sever’le söyleşisinde 2007 yazında yazacağım dedi, gelgelelim kitap Sabetay’sız, “sade” bir grup seks kitabına dönüştü! Eylül 2006’da iki ya da üç ay içinde çıkacağı söylenen kitap yazılıp bitmiş olmalı ki kamuoyuna duyurulsun. Dizgiydi, tashihti, filmdi, kapaktı, kâğıttı, matbaaydı, mücellitti derken zaten kitabın geçirmesi gereken haftalar, bazen aylar alan bir süreç var. Hadi Eylülde son bir kez elden geçiriyor olsun; kitabın yazılması 2007 yazına nasıl kalmış, anlamadım. Yazı bitirdik, kitabın sansasyonel bir şekilde duyurulduğu Eylülün yenisi geldi, hatta onun da son günlerindeyiz; ama yeni söyleşilerde kitaptan bahis yok. Hem bu kitaptaki Sabetaycılar nereye uçtu onu da anlamadım. Sabetaycıların grup seks geleneğini yazacaktı, Sabetaycıları çıkarmış, geriye grup seks kalmış! Galiba okuduğu bazı yazılar, ya da ne bileyim kitaplar falan Yalçın Küçük’ü kendine getirmiş. Frene basmış…

İster frene basmış olsun, ister “önce hipotezi kuruyorum, sonra araştırıyorum” diye kendi açıkladığı saçma sapan (en azından böyle konularda saçma sapan) yöntemle hipotezinin doğru olmadığını görmüş olsun; ok yaydan çıktı, kendilerinden olmayanlar hakkında taşıdıkları gerzekçe önyargılarına böyle dayanaklar arayan düşmanseverler sürüsü alacağını aldı. Bir yıldan beri internette “Sabetaycı kadın adları”nı, “Sabetayist aileler”i, “Sebetaycıların Nişantaşı’ndaki buluşma yerleri”ni, “Ankara’daki Sabetaylar”ı (aynı şekilde Bursa’daki, Manisa’daki, Malatya’daki vs. vs.) arıyor; “Sabetay mum söndü”, “Sabetaist kuzu günü”, “Sabetaistler ve grup seks” gibi ağır bilimsel konuları “araştırıyorlar”!

Tahmin edilebileceği gibi bu saydıklarım benim bloguma ulaşılan arama terimleri. Ve onlardan sadece birkaçı. Daha neler var. Kim o günlerde gündeme gelse hemen birkaç ziyaretçi o isimlerin yanına “sabetay, sabetaycı, sebetayist, sabetaist…” gibi terimleri de ekleyerek internetten malumat toplamaya çıkıp benim bloguma da düşmüş oluyorlar. Abdullah Gül, Mehmet Ağar, Deniz Baykal, Kenan Evren gibi belli ki sevmedikleri kişilerin aslında Sabetaycı olduğunu öğrenmek ümidiyle Google’a koşuyorlar. Bunlara mankenleri, yazarları, şarkıcı ya da oyuncuları da siz ekleyin…

Sabetaycılar hakkında yazılan kitapların eski lira ile yüzlerce milyarın döndüğü bir pazar oluşturduğu söyleniyor. Ben Yalçın Küçük için ilgi görmenin, kendisinden söz edilmesinin, hatta kendisine “çatlak profesör” vs. denilmesinin trilyonlardan daha değerli olduğunu biliyorum. O bunları para için yapmıyor. Daha önemli ihtiyaçları var. Bu furyaya karşı –ve zayıf- cepheden dâhil olmanın bana da bir yazımın tahminen on bin kadar kişi tarafından okunmuş olduğunu hissetmek gibi bir yararı oldu. Yeni hayatımdaki ilk yazımdı. Sabetaycılık konusundan açılış yapmak bana uğurlu ve okur sayısı bakımından bereketli geldi. Editörümüz Hasan ‘Sonsuz’ Çeliktaş derKi’nin şu an bulunduğunuz portal kısmına daha sık periyodlarla köşe yazıları yazmamı teklif ettiğinde aklıma gelen ilk konu da işte bu yüzden yine Sabetaycılar oldu. Şimdilik on beş günde bir, bir süre sonra ise haftada bir yazılarımla burada olacağım…

Mehmet Ördekçi




Bu yazıya ilk yorumu yazın

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved