20:42:28

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...

derKi Sayı 30 ÇIKTI!

derKi Sayı 30 ÇIKTI!

derKi Dergi'nin 30. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.


 
Piç Edilen Aşk PDF Yazdır E-posta
Salı, 14 Şubat 2006
Siz bu yazıyı okuduğunuzda bütün o tantanalar, yapay geyikler, "özel programlar" falan çoktan bitmiş olacak büyük bir olasılıkla. Günler öncesinden başlatılan "büyük gerilim"den yeni yeni sıyrılmaya başlarken, aklı kafası yerinde olanlar kendi kendilerine "Ulan bir daha ..... Günü dolduruşuna gelirsem beni eşekler kovalasın" diye söylenecekler. Burada "nokta nokta" olan bölümü istediğiniz gibi doldurabilirsiniz: İster adete uyarak "Sevgililer" deyin, ister "Hıyarlar" ya da "Kafası Fingirdeşmekten Başka bir Şeye Çalışmamaya Koşullanmış Olanlar".

Bu yıl da yine, bu önemli günün "tarihçesi" ya da "kökeni" niyetine düzinelerce palavra ve düzmece hikâyeyi okumuşsunuzdur; o yüzden bunlara değinip vakit yitirmek istemiyorum ama şunu da söylemeden geçemem: Anlatılanların hiçbirine inanmayın, "Aziz Valentine" falan diye biri yok, hiç olmadı, geçmişte de böyle "sevgilileri bir araya getirme" gibi muhabbet tellallığı ayinleri falan yapılmadı. Bütün bu gördükleriniz, size anlatılanlar, her zaman olduğu gibi, uyanık burjuvazinin, protestan kültürüyle el ele vererek, kendi kendine uydurup yaldızlı ambalajlar içinde sunduğu bir masalın parçaları.

Birazcık zekâ ve duyarlılıktan nasibini almış insanların çoğunlukta olduğu hiçbir toplumda, hayatın kesitlerinden biri cımbızla seçilerek içinden bir "özel gün" yaratma çabaları rağbet görmez. "Sevgili" dediğiniz kişi, hayatın kendi akışı içinde yolunuzun kesiştiği, sizin gibi bu irrasyonel dünyada ayakta kalmaya çalışırken duygusal ve cinsel paylaşım, güvenlik ya da destek arayan ve hepiniz için ayrı önem taşıyan "özel" insanlardır; öyle "anonim" kişiler değil. Dolayısıyla, eğer özel bir kutlama ihtiyacı duyuyorsanız, bunun "size özel" bir günde ve sizin seçtiğiniz koşullar altında gerçekleşmesi gerekir. Kafanıza kakar gibi her yerde, geri zekâlı "aşk meşk mesajları" eşliğinde kuru, beylik, iç bayıcı tema ve şarkı bombardımanı yapılan; sokağa çıktığınız andan itibaren gözünüze gözünüze sokulan afiş, pankart ve vitrin süsleriyle kabak tadı veren, çirkin ve yapay bir "tüketim bayramı"na malzeme olmayı hangi akıllı insan evlâdı kendi isteğiyle güle oynaya kabul eder ki?

Sevgiliniz ya da eşiniz, "size özel" bir kişidir; siz de "ona özel"siniz. Çok iyi anlaşmasanız da, arada öyle bu düzmece medya kültürünün pompaladığı gibi "büyük aşk" falan yaşanmasa da, zaman zaman birbirinize hırlayıp incitseniz de, sözü edilen şey, sizin hayatınızdaki belli bir kesiti şu ya da bu ölçüde anlamlandıran, sizi siz yapan ilişkilerden biridir. Aranızda başka hiç kimsenin anlayamayacağı, yalnızca siz ikiniz için özel bir değer taşıyan bir sürü paylaşılmış yaşam ayrıntısı, sözcük, espri, tartışma, güzel an vardır. İlişki sürer gider ya da belli bir noktada yollar ayrılır, o ayrı hikâye; ama bu kadar "kişiye özgü" bir olguyu, cümle alemle beraber bir tür "toplum pezevenkliği" halini almış saçma sapan bir "jenerik" güne malzeme haline getirerek maymun etmek ister misiniz?

Daha birkaç hafta önceden başlar "gerilim tırmandırma" oyunu. Kuş beyinliliği toplumun bütün hücrelerine pompalamayı misyon edinmiş medyanın verdiği gazla, "Ee, n'apıyoruz bu Sevgililer Günü'nde" geyikleri gündeme gelir. Sonlara yaklaşıldığında, mutlaka "ambiyanslı bir yerde" rezervasyon yapılması gerekir ve bilmiyorum söylemeye gerek var mı, hem zor yer bulursunuz, hem de normal zamana göre cebinizden epey fazla para çıkması gerekir. İşler bu kadarla kalmaz: Her şey sizi bu günün "çok özel" olduğuna koşullamaya çalıştığından, o gün "çok şık olmak" gerektiğine inandırılmışsınızdır ve olanaklarınız ölçüsünde "sıkı bir alışverişe" yönelirsiniz. Yalnızca kendiniz için de sanmayın bu alışverişi: Ne yani, sevgilinize bu kadar önemli bir günde çok özel bir hediye almayacak mısınız? Haydi oturun düşünün bakalım, ne alsam da ona kendini özel hissettirsem, gözündeki karizmamı arşıâlâya çıkarsam diye. Sakın üzülmeyin, medya size yine büyük desteğini sürdürerek, "Sevgilinize hediye alma rehberleri" yayımlıyor çarşaf çarşaf. (Tabii "reklamveren"leri hoşnut edecek "promosyon" sayfaları eşliğinde ama orasını karıştırmayın hiç.)

Her şey bitip mâlum gün geldiğinde, trafiği aşacak; yalnızca bütün restoran ve kafeleri değil, bok varmış gibi caddeleri de tıka basa dolduran insan selinin içinden geçip, rezervasyon yaptırdığınız yere gideceksiniz. Bir sürü insanla dip dibe oturup, "sağır olduğunuz için müziği duymakta güçlük çektiğinize" inanan zibidi bir diskjokeyin bangır bangır bağırttığı salak aşk şarkıları arasında, "unutulmaz bir gün" yaşayacaksınız. (İşin en "unutulmaz" bölümü, hesabı öderken olacak - tabii bu arada servisteki bir sürü aksamayı, "mükerrer rezervasyon" nedeniyle çıkan itişmeleri falan hiç saymıyorum.) Eğer o gürültü ve patırtıda fırsatını bulursanız da, sevgiliniz ya da eşinize, onu ne kadar sevdiğinizi "fısıldayıp", hediyenizi dramatik bir hareketle sunacaksınız.

Tamam, yazarken bile fenalık geldi içime, daha fazla bir şey söylemeyeyim. Ama bu akıl dışı histerinin unutulmaması gereken bir yanı daha var: İnsanların hayatın akışı içinde her daim bir sevgilileri, eşleri olmayabilir. Bekârdır mesela, sevgilisinden yeni ayrılmıştır, uzun zamandır karşısına aynı değerleri paylaştığı, onu heyecanlandıracak biri çıkmamıştır. Yahu insan salt "Sevgili olsun, taştan olsun" diye ille de birilerini bulup fingirdeşmeye çalışmaz ki! Hayatın kaç farklı boyutu, kaç derinliği var; sevgili bunlardan yalnızca biri. Evet, önemli gerçekten ama "yalnızca biri".

Ama aşk yazarlarından, aşk romanlarından, aşk köşe yazılarından, aşk dizilerinden, aşk şarkılarından, aşk talk-show'larından, aşk reklamlarından, aşk filmlerinden oluşturulmuş plastik bir kültürün vazgeçilmez bayramı haline gelen bu özel günde, o an için bir sevgilisi olmayan insanların kendilerini yalnız, değersiz ve kötü hissetmeleri için de elden ne geliyorsa yapılır. Salt bu baskıdan kurtulmak için, "Abi bu Sevgililer Günü boş geçmesin be, birilerini bulalım" geyikleri de kutlama hazırlıklarına paralel olarak ayyuka çıkar.

İçeriğinden koparılıp kapitalizmin "köpek maması" haline getirilen, bu dejenere kültür içinde iyice piçleştirilmiş bir "aşk" kavramının gazına gelmeyen çok az kişi var. Onlara "geçmiş olsun" diyorum: Bir 14 Şubat'ı daha atlattınız hayırlısıyla, şimdi bir yıl kafa dinleyebilirsiniz. Geriye kalan ezici çoğunluğunsa, "Hıyarlar Günü" kutlu olsun. Ya da "Beyni Uyuşturulmuşlar Günü"... Ya da, "Hayatta Fingirdeşmek ve Düzüşmekten Başka Bir Şey Olmadığına İnandırılmışlar Günü". Artık her neyse...





Bu yazıya ilk yorumu yazın

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved