01:59:55

radyoderkibanner.gif
Görkemli

Görkemli "Dönüşüm" Başlıyor!

Olimpos Sırlar Okulu'ndan "Çemberde Nokta Olmak - IV", 6-9 Aralık tarihlerinde Olimpos'ta... Ayrıntılar için tıklayın.

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...

derKi sayı 29 ÇIKTI!

derKi sayı 29 ÇIKTI!

derKi Dergi'nin 29. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.

Bir kitap dünyayı değiştirebilir mi?

Bir kitap dünyayı değiştirebilir mi?

"Tanrı'nın Doğumgünü" kitabının yazarı buRAK özDEMİR'le, "Sevgi Dünyası" dergisinin yaptığı harika röportaj.

Radyo derKi Artık 5 Kanallı!

Radyo derKi Artık 5 Kanallı!

Radyo derKi tekrar karşınızda, hem de 5 yeni kanalıyla. Yeni kanallarımızı dinlemek için lütfen tıklayın.


 
Paşa Çayı PDF Yazdır E-posta
Pazar, 02 Aralık 2007
AKP iktidara geldiğinden beri, belki de tek argümanları "demokrasi" olduğu için hemen her ortamda demokrasi bıçak altına yatırılmaya başlandı. Tabii ki önceki siyasi yönetimlerde de tartışma mevzularının çoğu bu minvaldeydi fakat son 5 senedir demokrasi tanımlarıyla yatıp kalkıyoruz tam anlamıyla.
 
Her ülke kendi demokrasisini uygular. Her anayasa halkının geleneksel yapısını, değerlerini baz alır. Almanya demokrasisi ile Fransız demokrasisi uygulama anlamında bire bir örtüşmediği gibi her ne kadar gelişmiş olduğunu düşündüğümüz devletlerin anayasalarını kendimize numune olarak alsak da yazdığımız, yürüttüğümüz anayasa Türkiye anayasasıdır. Bu görüşe kimsenin itiraz edeceğini düşünmüyorum.
 
Diğer taraftan, bir de devletlerin silahlı kuvvetleri vardır. Ülke anayasalarıyla görev alanları belirlenir. Silah askerin elindeyken yetki siyasi iradede olmalıdır. En azından akademik öğreti bunu var sayar. Güçlü siyasi iktidarlar devletlerinin ordusunu avuçlarında tutar, bir yazılı emirle dünyanın öbür ucuna göreve gönderir. Yine iktidarın bir emri ile bir ülkenin semalarına bir atom bombası bırakılabilir. Generaller belki görüş belirtir ama emir emirdir.
 
Gelelim Türkiye ordusuna. Biz Türkler çok severiz ordumuzu. Bizim milletimiz kadar ordusuna güvenen, askerine duygusal bir bağ ile bağlı bir halk daha yoktur koca dünyada. Dolayısıyla bizim ordumuz özeldir. Davul zurnayla uğurlarız asker adaylarını. Düğün bayram yaparız. Bazı aileler askerlik yapmayan adama kız vermez. Askerlik yapamayacak kadar sıhhatsiz bir kişi ailesine nasıl bakacaktır? Biz buyuz. Saçma gelir ama biz enteresan bir milletiz. Enteresanlığımız tamamen yediğimiz aştan, içtiğimiz sudan gelir, DNA'larımızdan değil. Facebook'taki info fotoğrafına Atatürk'lü Türk bayrağı koyan Yahudi Türkler vardır aramızda.  
 
Böylesine asker aşığı bir ulusun ordusu da diğer devletlerin ordularına göre farklı olmalıdır. Halkın sevgilisidir her bir er, astsubay, subay. Her general bir ağabey, bir babadır bize göre. Ağabeylerimize, babalarımıza ne kadar güveniyorsak paşalarımıza da o kadar güvenir, severiz. Paşa deriz generallerimize. Paşa tabiri Osmanlı'dan kalma askeri bir terim olsa da bizdeki anlamı farklıdır. Paşalık kutsaldır, büyüklük temsilcisidir. Çocuklarımıza soğuk suyla ılıştırılan "Paşa Çayı" veririz. Çocuk egosu büyükleri gibi sıcak çay içmek ister ama paşa çayı tamlamasıyla yumuşatılır yürekleri, "paşalar böyle içer çaylarını" der, çocuklarının dillerine, damaklarına kıyamayan analar. Bu bir tarzdır çünkü.
 
Bizim paşalarımızın tarzları vardır. Bizim paşalarımız her sene defalarca katıldıkları milli bayram törenlerinde ağlar. Bizim paşalarımız asker idare etmez, evlat yetiştirir. Ağabeylik, babalık sorumlulukları vardır öncelikle. "Uncle Sam Wants You!" demez bizim ordumuz, "Vatanın sana ihtiyacı var!" der. Zaten konu vatan olunca akan sular da duracaktır. Gerisinin teferruat olduğunu bildirir bir başka büyük paşamız. 
 
Bizim milletimiz farklıdır. Özgür olmayınca yaşamanın bir anlam ifade etmeyeceğine inanır. Vatansız olmak özgür olmakla ters kutuplardadır. Böylece vatana yapılan maddi manevi küçük bir saldırı çıldırtır halkımızı. Askerimiz devreye girer işte o an. Ağabeydir, babadır ya paşalarımız, müdahale edecektir evlatlarının, kardeşlerinin özgürlüklerine tecavüze kalkan beyinlere, ellere, bacaklara, yüreklere. 
 
Milli marşımız bile "Kahraman Ordumuza..." diye başlar. Koca 10 kıtalı bir marş sırt verir kahramanlara. "Korkma!" der, "bu memlekette tüten en son ocak sönene kadar buradayız".  
 
Bütün bunlardan sonra "asker otursun oturduğu yerde, karışmasın haddi olmayan konulara" demek bu ülke topraklarında makul karşılanamaz. Mantık dışıdır bu kadar halkla iç içe olan bir kurumun halkının değerlerine el/dil uzatacak unsurlara bir şekilde müdahale etmesi.   
 
Bizim demokrasimiz budur. Biz hep böyle yaşadık binlerce yıldır. Kabul etsek de etmesek de, farklı ülkelerin demokrasilerini tecrübe ederek "bu işin aslı budur, falan büyük, demokratik ülke bu işi böyle yapıyor; doğrusu bu olmalı" desek de değişmeyecektir bizim demokrasi anlayışımız. Bizi biz yapan değerleri değiştirmek bizi biz olmaktan uzaklaştıracaktır. Biz de biz olmazsak kim olacağız ki?
 
Terör örgütü içimizden yetişen elemanlardan oluştuğu için çok iyi bilir yapımızı. Onun içindir ki sivil hedeflere yönelik eylem yapmaz. Asker öldürürler ki yüreğimizin ortasından yaralanalım. El Kaide gelir İstanbul'un göbeğinde toplu katliam yapar. Bir sürü insanımız ölür, yaralanır. Ne olur sonra? "Kahrolsun El Kaide" denir geçilir. İki askerimiz şehit düştüğünde Taksim'e yürür bizim milletimiz. Bayraklar portmantodadır, hazırdır.
 
Askerdir bu ülkenin yegane bekçisi, koruyucusu. İthal demokrasiler değil. Asker, kan gölüne dönerse sokaklar sağ-sol kavgalarıyla alır demokrasiyi bir süreliğine rafa kaldırır. İktidar mensupları kendi milletvekillerini bile takibe alacak kadar düşerse bencil çıkarlarının peşine demokrasi de iptal edilir, silahlar da çekilir. Bir devlet yöneticisinin canı ile er Mehmet'in, Başçavuş Ahmet'in, Yüzbaşı Süleyman'ın canları arasında bir fark mı var?
 
Askeri sistem Türkiye'nin genel sağlığını gözetecek şekilde iyi yapılanmış, iyi uygulanmaktadır. Olması gereken en uygun ortak parantezde yetiştirilir subaylarımız, astsubaylarımız. Bu ortak parantez de Atatürkçülük'tür. Bu ulusun ayakta kalabilmesi, huzur, refah içinde yaşayabilmesi için gereken yegane alt yapıdır Atatürkçülük. Atatürkçülüğün tanımı için bir takım kitapları karıştırmak yeterli olacaktır. Bunu kabul ettiğimizde, içimize sindirdiğimizde ne PKK terörü ne şeriat akımı.. bir şeycikler yapamaz, merak buyurmayalım.   





Bu yazıya ilk yorumu yazın

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved