00:39:41

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...

derKi Sayı 30 ÇIKTI!

derKi Sayı 30 ÇIKTI!

derKi Dergi'nin 30. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.


 
Oyunu Bozmak PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 08 Şubat 2006
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, medyanın hassas ve dikkatli davranması konusunda uyarıda bulunarak, "karikatürlerin yeniden basılmasının açık bir provokasyon anlamına geleceğini" yinelemiş. Ancak ABD ve Avrupa'da onunla aynı fikirde olmayanların sayısı oldukça fazla. 

Bir Fransız dergisi, karikatürleri yeniden yayımladı bugün. Danimarka Başbakanı, yaşananların yalnızca bir Danimarka gazetesini ve Danimarka'yı bağlamadığını, bunun İslam dünyasıyla Batı arasında patlak veren "global bir kriz" olduğunu söylüyor. Time dergisinin son sayısında Andrew Sullivan imzasıyla çıkan ve "Bu sizin tabunuz, benim değil" başlığını taşıyan yazı da, meselenin Batı'dan bakıldığı zaman nasıl göründüğü ve nasıl algılandığıyla ilgili net ipuçları sunuyor.
 
"Müslüman olmayanlar, bu tabuya saygı göstermeli midir?" diyor Sullivan yazısında, Peygamber'in resminin yapılmasının "günah" olduğuna değindikten sonra. "Bunun için hiçbir gerekçe göremiyorum. Bir dine, onun tabularını onurlandırmadan da saygı duyabilirsiniz. Ben domuz eti yerim ama bir anti Semitik değilim. Bir Katolik olarak, ateistlerden sunak önünde diz çökmelerini beklemem." Geçen günkü yazımda söylediğim gibi, Batılıların en güçlü argümanını Müslüman dünyasının tabularla bu denli içli dışlı olması ve onlar uğruna kolayca şiddete başvurabilmesi oluşturuyor.

Londra'daki gösterilerde, "İslam'a saygısızlık edenleri yok edeceğiz!" ve "Gerçek soykırım nasıl olur, yakında göreceksiniz!" başlıklı pankartlar taşındığına değiniyor Sullivan. Sonra, kolayca tahmin edileceği üzere, yakın geçmişte Müsümanlarla Batı arasında yaşanan sevimsiz olayları bir kez daha anımsatıyor: Hollanda'da köktendinci teröristler tarafından öldürülen politikacı Pim Fortuyn ve filmci Theo Van Gogh'a değiniyor; tabii bir de Salman Rushdie'nin bir "çete" falan değil, alenen bir Müslüman "devlet" tarafından tehdit edilmesine. Son olayların da eklenmesi sonucu oluşan tabloyu "Bizim dünyamızla onların dünyası arasında köprü kurulamayacağını gösterdi" diye yorumluyor. Bu ifade, oldukça kritik. Yakın gelecekte yaşanması beklenebileceklerin anafikrinde de hep aynı cümle yatacak: Batı ile İslam dünyası arasındaki nihai kopuş.

Sullivan, karikatür krizinde yalnızca "tabu" faktörüne değil, içeriklere yönelik öfkeye de "hoşgörüsüzlük" yorumunu getiriyor ki, ustaca demagojisi de o noktada ortada çıkıyor zaten. Karikatürlerdeki "politik mesajın", Müslüman ülkelerdeki demokratik eksikliği ve baskıcılığı hicveden "güçlü" espriler olduğunu söylüyor. Yani işi bir adım daha ileri götürerek, "O karikatürlerde karşı çıkacak bir şey yok, bu bir politik yergidir" demeye getiriyor. İşte asıl tehlikeli ve düşündürücü olan da bu ifadeler.

"İyi de güzel kardeşim, İsrail'deki anti-demokratik bir uygulamayı eleştirmek için Musa'nın karikatürünü çizip, Tevrat'ın içeriğini alaya mı alıyorsunuz? Herhangi bir Hıristiyan ülkesinde olan bitenlerle ilgili 'politik' bir eleştiri yapmaya kalksak, İsa ve İncil üzerinden mi gitmemiz gerekecek? Papalık ile ilgili 'hiciv'lerde İsa'yı 'mafya babası' olarak çizse birileri, bunu çok mu anlamlı ve 'politik açıdan güçlü' bulacaksınız? Madem o karikatürlerin ardındaki mantık, Müslüman ülkelerin sosyokültürel ve siyasi yapısıyla ilgili bir eleştiriyi içeriyor, niçin gündemdeki politikacıları, bilinen teröristleri ya da bağnaz uygulamaları konu almak yerine doğrudan Peygamber'e hakaret etmek gibi 'ucuz' bir yolu seçiyorsunuz?"

Bunları söyleyeceksiniz de, kimse duymayacak tabii. Adamlar ne yaptıklarını biliyorlar çünkü. Eleştirilerini ciddi ve kapsamlı yazılar yoluyla dile getirseler, istedikleri sonucu alamayacaklar; Müslüman ülkelerin halkı yazı, makale falan okumaz ki. Hele uzun ve ciddi eleştiri yazılarıyla hiç uğraşmaz. Dolayısıyla, yaratmak istedikleri "manzara" da asla ortaya çıkmaz; bütün tepki, bir avuç İslam entelektüelinin karşı yazıları ve eleştirileriyle sınırlı kalır.

Amaaa... Şöyle, sıradan, okumamış insanın bile dikkatini çekecek biçimde ayağına aniden basıp, canını acıtmayı becerebilirsen, "işi hallettin" demektir. Sonra yaslan arkana, çıkan gürültüleri, patırtıları, şiddeti keyifle izle. Senin yüzlerce yazı ve makaleyle veremeyeceğin mesajı, öfkeli kalabalıklar dünyaya versin bir anda: "Müslümanlarla barış içinde bir arada yaşamak mümkün değil! Görüyorsunuz işte!"

Sullivan'ın yazısından niye söz ettim? Çünkü Internet'teki popüler forumlarda, yazışma gruplarında şöyle bir dolaşırsanız, bu yazının nasıl güçlü etkiler yarattığını görebilirsiniz. Bir kere adam teknik olarak da "işi biliyor", ideolojik anlamda da. Verileri, kendi argümanlarını güçlendirecek ve iyi tanıdığı Batılı insanların "bam tellerine" dokunacak biçimde, ustaca kullanıyor. En önemlisi bu yazı, Batı'dan bakıldığında manzaranın nasıl görünebileceğine ilişkin çok çarpıcı bir ipucu oluşturuyor.

Ortadoğu ülkeleri halklarının, başlarına çorap örmeye hazırlananlarla başa çıkabilmek için dinlerini kullanmamaları, onun birinci plana çıkarılarak yıpratılmak istenmesine izin vermemeleri gerekiyor. Olan bitenin inançla, dinle hiçbir ilgisi yok: Birileri Ortadoğu'yu tümüyle emperyalist bir iştahla "ham yapmaya" hazırlanıyor çünkü. Değer verdiğiniz inançlarınızı, bu çirkin savaşın içine çekerek yıpratmak isteyenlere karşı koymak istiyorsanız, dininizi ayrı bir yerde, kendi kutsallığı içinde koruyup, oyunu onların "zayıf noktalarına" doğru çekmek durumundasınız. Dininizi tartışma konusu haline getirmelerine izin vermek istemiyorsanız, siz onların "politik değerleri"nin çürümüşlüğüne indirmelisiniz darbeyi.

Bakın adamlar bütün Ortadoğu'ya ağabeylik taslayarak "Sen kendini yönetmekten acizsin, ancak teokratik diktatörlük kurmayı bilirsin, ben sana demokrasiyi getireceğim" diye dikiliyorlar karşınıza. Topraklarınıza giriyor, kaynaklarınızı talan ediyor, bir yandan da "özgürlük abidesi" havalarına girmeye çalışıyorlar. O halde onlara kendi terminolojileriyle, kendi jargonlarıyla gereken yanıtı vermekten başka çare yok: "Demokrasi" diye pazarladıkları düzmece sistemin göz göz olmuş gediklerini işaret etmeniz; "küreselleşme" adı verilen stratejilerinin yalnızca Doğu'yu değil, Batı'yı da köleleştirme anlamına geldiğini Batılılara öğretmeniz lazım. Bunu yaptığınız sürece, Batı'nın muhalifleri ve ezilenleri arasında da destek, hatta yandaş bulabileceksiniz. Ortadoğu halkları, kendilerini yalnızca dinleriyle ifade etmekten, duyarlılıkları yalnızca inanç alanında oluşturmaktan vazgeçmedikleri sürece, bu oyunu ters çeviremeyecekler ve her şey birilerinin planladığı gibi yürüyecek ne yazık ki.




Bu yazıya ilk yorumu yazın

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved