21:31:53

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...

derKi Sayı 30 ÇIKTI!

derKi Sayı 30 ÇIKTI!

derKi Dergi'nin 30. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.


 
Nereye? PDF Yazdır E-posta
Cuma, 14 Nisan 2006
İki-üç haftadır ülkede çok ciddi gelişmeler var. Şemdinli'deki "kalkışma"dan sonra (bildiğiniz ayaklanma işte) sular ülkede hiç durulmadı.

Önce Hakkari Belediye Başkanı Metin Tekçe, Meclisteki Şemdinli komisyonuna verdiği ifadede "PKK terör örgütü değildir bana göre. Türklüğümle gurur duymuyorum. Türk değilim ki Türklüğümle gurur duyayım. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun Kürtlüğü benim için beş para etmez. Ben bunu açıkça söyleyeyim; insan olması benim için önemlidir." dedi. Demokratik Toplum Partisi (DTP) eşbaşkanı Ahmet Türk Tekke sahip çıktı.

Diyarbakır Valisi, "Kürdistan'a gidiyorum" diyerek Diyarbakır'a gelen AB yetkilileri ile geçen yıl Diyarbakır'daki Nevruz törenlerinde PKK bayraklarını sallayan yabancı misyon temsilcilerini makamında ağırladı.

Aynı vali, Cumhuriyet Bayramı'nda Atatürk posterlerinin indirtilmesi nedeniyle ADD yetkilileriyle mahkemelik oldu. Mahkeme konusuna bak.

Şemdinli iddianamesinde hiç bir kanıt olmadığı halde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en tepe noktaları çetecilikle suçlandı. İddianameyi  hazırlayan savcı hakkında soruşturma açıldı.

Aynen "perşembenin gelişi çarşambadan bellidir" deyişindeki gibi, PKK'nın fırsatını bulur bulmaz Diyarbakır'ı savaş alanına çevireceği biliniyordu. Terör örgütü bu niyetini, önceki haftaki Nevruz törenlerinde belli etmişti.Bingöl-Muş sınırında güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmada ölen teröristlerin dördünün cenazelerinin Diyarbakır'da defnedilmesi, terör örgütüne aradığı fırsatı verdi. Ancak Diyarbakır valiliği ve emniyeti, öyle anlaşılıyor ki bu tehlikeyi görmedi ve olayları çıkmadan önleyecek caydırıcı güvenlik önlemlerini almadı. Sonuç ortada.. Diyarbakır polisi, PKK'nın güdümünde sokaklara dökülen bin kadar çapulcunun ortalığı kırıp dökmesine engel olamadı. Danimarka'dan yayın
yapmasına izin verilen Roj TV'nin "kepenkleri kapatın" çağrısına uymayan 70 kadar işyeri ile 3 banka şubesi, bir sağlık ocağı ve İnönü Caddesi'ndeki PTT binası, molotof kokteylleri ve taşlarla tahrip edildi. Önceki günkü olaylar ancak gece geç saatlerde, çevre illerden, özel timden, askeri birliklerden takviye alınarak ve çok sayıda güvenlik görevlisinin yaralanması sonrasında önlenebildi. O da geçici bir süre için..Ertesi gün olaylar başka şehirlere de sıçradı. 10'dan fazla yurttaş öldü. 100 kadarı çocuk 400 kişi tutuklandı.

Bugünkü gerçek, güneydoğuda akıl almaz bir devlet otoritesi boşluğu var. Askeri çözümlerin önü, AB'ye giriyoruz teranesiyle kapalı. AKP (Arap Kürt partisi demek mi?) bu boşluğu doldurmak konusunda hiç bir şey yapmıyor. Bir takım söylemler var. Bu yaklaşımın bir süredir hükümet politikalarını da yönlendirdiği gözleniyor. Yurdun dört bir yanında birbirini izleyen gösterilerde, PKK bayraklarının ve Öcalan posterlerinin açılması genellikle görmezden geliniyor. Nevruz'da olduğu gibi buna izin verilmeyeceği söylense de, gereği yerine getirilmiyor.

Bu olay, bir süreden beri yurdun dört bir yanında izlenen PKK damgalı isyan provalarının klasik terör eylemleri olmanın ötesine geçtiğini, ülke bütünlüğünün yanında kent merkezlerinde yurttaşların can ve mal güvenliğini de tehdit eden bir noktaya vardığını göstermektedir.

Cumhurbaşkanı, TBMM ve Hükümet bu konuda seyirci konumunda kalamazlar. Olayı kınamakla da yetinemezler. Devletin bütün kurumlarıyla harekete geçmesi ve bölücü teröre karşı Türk ulusunun kararlığını gösterecek güvenlik odaklı yeni politikaları geliştirmesi kaçınılmazdır.

En son olarak da, içinde yolcu bulunan bir İETT otobüsüne molotof kokteyli ile saldırıldı. 3 kadın öldü. Bu eylem, türünün ilk örneği. Hatırladığım kadarıyla böyle bir eylem, daha önce yapılmamıştı.

Diyarbakır'ı "bölgesel başkent" ilan eden BBC, yanlı haberlerini sürdürüyor. Özellikle radyo yayınlarında, deyim yerindeyse PKK'nın sözcüsü gibi davranıyor.

BBC'nin 1 Nisan Cumartesi günkü yayını bu bakımdan tam bir rezaletti. "PKK bağlantılı" olduğu belirtilerek, "Kürdistan Özgürlük Şahinleri" adlı bir bölücü terör grubunun tehditlerine haber bülteninde yer veriliyordu. Bu kan emicilerin, bundan böyle kendilerine yönelik her güvenlik operasyonuna çok daha vahşi karşılık verecekleri, malın yanında cana da zarar vermeye başlayacakları, eylemleriyle Türkiye'yi cehenneme çevirecekleri ilan ediliyordu.


Hiç olacak iş mi bu?

İçindeki yolcuları ile beraber bir şehir otobüsünü ateşe vermek vahşetin ve terörün üst sınırı olsa gerek. Terör olaylarının neden olduğu ölümlerin hepsi üzücü. Çocuk-genç-yaşlı, Türk-Kürt, tüm ölümler isyan ettirici. Hele IETT otobüslerinin genel yolcu tiplerini gözünüzde canlandırdığınızda, isyanınız daha da artıyor.

Türk ulusu bugüne değin, PKK militanları ile Kürt kökenli yurttaşların arasına net bir çizgi koydu.

Ancak son günlerde bu çizgi alabildiğine zorlanıyor. "Daha fazla saflığa yer yok, artık yeter" diyenlerin sayısı hızla artıyor.  PKK'nın yandaşları ve sempatizanları ile normal Kürt kökenli yurttaşlar arasındaki ayrım giderek kayboluyor.

Özellikle Batı illerimizdeki her Kürt kökenli yurttaşımız, potansiyel bir terör tehdidi olarak algılanmaya başlıyor. Açık anlatımıyla, yıllardır kaçınılan kardeş kavgasının tohumları her zamankinden çok daha güçlü bir biçimde ekiliyor.


Bu tehlikeli gelişmede, hiç kuşkusuz, devlet erkini ellerinde bulunduranların son olaylardaki zaafları da tetikleyici oluyor.

Günlerce başta Diyarbakır olmak üzere Güneydoğu'daki belli başlı iller ile ilçelerde PKK'lı saldırganlar, kamuya ait çok sayıdaki binayı yakıp yıkıp yağmalar ve yaşamı durdururken, kimi yetkililer "cana gelen, cama gelsin" edebiyatıyla olaylara seyirci kalmıştır. Ötesinde, devlet erkini bazı belediye başkanları marifetiyle bölücü terör örgütüyle paylaştığı izlenimi veren yetkililer de görülmüştür.


Öğrenim harçlarının artışını protesto eden üniversite öğrencilerine ve dünya emekçi kadınlar gününü kutlamak isteyen kadınlara karşı sergilenen "güvenlik reflekslerinin", sokağa inen PKK'lılar için akla getirilmemesi, olayların daha da büyümesi yanında, Türk ulusunda da "iş başa düştü" duygusunu tetiklemiştir.

Bu ortamda, İstanbul sokaklarında halkın ellerinde döner bıçağı, satır ve sopayla terörist kovalaması, bahsettiğim güvenlik zaafının doğurduğu bir sonuçtur. Bu zaaf ivedilikle giderilmelidir. Aksi halde Türk ulusu, kendi güvenliğini kendisinin sağlayacağı düşüncesiyle öylesine bir tuzağa düşürülmüş olur ki, ülkeyi böyle bir kargaşadan çıkartmak hiç de kolay olmaz.



Bu yazıya ilk yorumu yazın

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved