Görkemli "Dönüşüm" Başlıyor!
Olimpos Sırlar Okulu'ndan "Çemberde Nokta Olmak - IV", 6-9 Aralık tarihlerinde Olimpos'ta... Ayrıntılar için tıklayın.
Olimpos Sırlar Okulu'ndan "Çemberde Nokta Olmak - IV", 6-9 Aralık tarihlerinde Olimpos'ta... Ayrıntılar için tıklayın.
derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...
derKi Dergi'nin 29. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.
"Tanrı'nın Doğumgünü" kitabının yazarı buRAK özDEMİR'le, "Sevgi Dünyası" dergisinin yaptığı harika röportaj.
Radyo derKi tekrar karşınızda, hem de 5 yeni kanalıyla. Yeni kanallarımızı dinlemek için lütfen tıklayın.
| Kıbrıs için Zaman Boşa Akıyor |
|
|
|
| Pazartesi, 29 Ekim 2007 | ||||
|
Kıvanç Galip Över'den bir Kıbrıs analiz yazısı. Tassos Papadopulos’un liderliğindeki Güney Kıbrıs’ın tutumunda bugüne kadar hiçbir değişiklik olmadı. Güney Kıbrıs bugüne kadar Birleşmiş Milletler’in getirdiği hiçbir çözüm önerisine gerçek anlamda destek vermedi. Her ne kadar Güney Kıbrıs, yürütülen süreçlerde masada yer almış olsa da, hiçbir sürecin sonucunda Adada kalıcı, adil ve uzun soluklu çözüm önerilerini kabul etmedi. Bunun en somut göstergesi ise, öncekilere göre Güney Kıbrıs’a çok daha fazla avantaj sunan Annan Planı oldu. Güney Kıbrıs‘ın Annan Planı konusundaki tutumuna bakıldığı zaman, Kıbrıs anlaşmazlığında oynadığı rol çok daha iyi görülüyor. Güney Kıbrıs başlangıçta planı destekledi. Büyük ölçüde Güney Kıbrıs’ın taleplerini de içeren ve bu doğrultuda hazırlanan plan, öncelikle Güney Kıbrıs’ın onaylayacağı ve ardından Kuzey Kıbrıs’ın uzlaşmaz taraf konumuna düşeceği varsayımı ile hazırlandığı izlenimi veriyordu. Çünkü Rumların neredeyse bütün talepleri planda yer aldı. Buna karşılık Türklerin talepleri ise Rumlara uygunluğu ölçüsünde plana girdi. Ancak Güney Kıbrıs, başlangıçta destek verdiği bu planı daha sabote etti ve hayata geçmesini engelledi. Çünkü Güney Kıbrıs ve lideri Tassos Papadopulos için esas olan, Adada çözümün sağlanması değildi; Esas olan Rumların Adanın bütününe egemen olması ve Adada Türklerin can, mal ve namusunun Rumların vicdanına terk edildiği döneme dönülmesiydi. Güney Kıbrıs ve Tassos Papadopulos aynı nedenle Türk tarafının bütün barış ve çözüm yönündeki girişimlerini de karşılıksız bıraktı. Kuzey Kıbrıs’ın hiçbir adımına karşılık vermedi. Kuzey Kıbrıs’ın uzattığı elini her zaman havada bıraktı. Çünkü Güney Kıbrıs açısından her zaman en önemli konu “gasp ettikleri Kıbrıs Cumhuriyeti’ni elinde tutmak ve Türklerle paylaşmamak” hedefiydi. Bunun böyle olduğu maalesef bir varsayım değil, bizzat Papadopulos’un açıklamaları ile teyit edilen bir gerçek. Adanın geleceğine yönelik bir merakla yapılan fikir egzersizlerinde ve projeksiyonlarda, Bugün Adada hakim siyasi iklime bakarak bazı durum tespitlerini adlı adınca ortaya koymakta fayda var; İlk olarak şunu belirtmekte yarar var; Kıbrıs Sorunu; iki farklı etnik kimliğe, dine, milliyete ve lisana sahip olan iki farklı kesim arasında yaşanan bir ihtilaf. O nedenle bu anlaşmazlığın gerçekçi bir biçimde “etnik bölgesel ihtilaf” kategorisinde ele alınması gerekiyor. Dolayısıyla ihtilafın temel parametreleri arasında sayılan bazı hususların, “yanlış teşhisin hastayı öldüreceği” gerçeği ile gözden çıkarılması gerekiyor. Kıbrıs ihtilafı, Türkiye’nin müdahalesi ile ortaya çıkan bir anlaşmazlık değildir. Keza Kıbrıs ihtilafı, Adadaki taraflar arasındaki diplomatik, hukuki veya siyasi bir farklılık veya çatışmadan da doğmamıştır. Kıbrıs’taki anlaşmazlık, sadece Adada yaşayan iki kesimin ortak bir rüyaya inanmaması ile de sınırlı değildir. Anlaşmazlıktaki tarafların sayısı Güney Kıbrıs ve Kuzey Kıbrıs’tan ibaret değildir. Türkiye ve Yunanistan da anlaşmazlığın “doğrudan” tarafıdır. Çünkü hem Ada ile tarihten gelen sosyo-kültürel bağları hem de milli güvenlik anlayışları Ankara’yı da Atina’yı da konu ile doğrudan irtibatlı kılmaktadır. Bunun yanı sıra Kıbrıs, sahip olduğu jeopolitik avantajlar nedeniyle, İngiltere ve ABD açısından, uluslararası enerji piyasaları bakımından ve hem de Orta Doğu’nun ve Akdeniz’in güvenliği için doğrudan ve küresel süreçler için dolaylı olarak etkendir. Medeniyetler arası çatışmanın kışkırtıldığı, dinler ve kültürler arasında önyargıların pekiştiği ve ayrımcılığın uzlaşmacılığı alt ettiği küreselleşme sürecinde, Kıbrıs anlaşmazlığı ciddi anlamda bir “nevraljik nokta” konumundadır. Kıbrıs ihtilafı, bugün; Avrupa Birliği’nin hukuku, Avrupa kurumlarının ahde vefa ilkesine inancı, Avrupa’nın gelecekteki mimarisi ve kendi ile ilgili sınır, aidiyet ve kimlik tarifleri, ABD’nin, İngiltere’nin ve Fransa’nın Doğu Akdeniz politikalarının gelişimi, Yunanistan’ın Türkiye politikasının samimiyeti, İslam Konferansı Örgütü üyelerinin üye oldukları örgütün ilkeleri ile uyumu, Türkiye’nin milli güvenliğinin temini, Kıbrıs Türklerinin haklarının ve kazanımlarının muhafazası açısından kritik eşik konumunda. Bu pencereden bakıldığında, Kıbrıs’taki anlaşmazlığın çözümünün, sadece bir veya birkaç konuya veya ülkeye bağlı olmadığı anlaşılıyor. Kıbrıs’ta çözümün sağlanmasının, küresel ve bölgesel dengelerin baskısı ile gerçekleşebileceği veya gerçekleşemeyeceği görülüyor. Buna mukabil, küresel ve bölgesel süreçlerin baskısı Adanın gerçeklerinin dikkate alınmaması durumunda çözüm için yeterli olmayabilir. Adada çözüm için Kuzeydeki ve Güneydeki yönelimlerin dikkate alınması gerekiyor; Kuzeyde uzlaşmacı, uyumlu olmaya özen gösteren, barışçıl, haksız ve adaletsiz ambargolar altında ezilen bir yönetim var. Güneyde ise, uzlaşmayı ret eden, kuzey ile ahengi ret eden, silahlanan, Kuzeye uygulanan yaptırımlardan siyasi ve iktisadi avantaj sağlayan ve Avrupa Birliği üyesi olan bir yönetim var. Bu açıdan bakıldığında batının Kuzey Kıbrıs’ın müzakere masasına gelmemesine değil, gelmesine şaşırması gerekir. Çünkü Kuzey Kıbrıs’ın yaşadığı diplomatik tecrübelerin ışığında yeniden masaya oturmak için çok haklı ve inandırıcı bir neden görmesi gerekir. Çözüm umudu olmayan çözüm girişimlerine katılmak, her şeyden önce gelecekteki gerçek çözüm çabalarına ve çözümün ruhuna katkı sağlamaz. Ayrıca Kuzey, “Avrupa Birliği’nin ambargo uyguladığı tek Avrupa Birliği toprağı” olma özelliğine sahip. Burada Güney’in daha önce Kuzeye soykırım girişiminde bulunduğunu ve bunun mesullerinin halen yönetimde olduğunu da belirtmekte yarar var. “Uzlaşma” ve “anlaşma” eşitler arasında mümkün olabilir. Tarafların uzlaşabilmek için hareket edecekleri zeminin kendilerine eşitlik tanıdığını görmeleri gerekir. O nedenle, “Kıbrıs Cumhuriyeti” ile “Türk cemaati” arasında veya “Avrupa Birliği üyesi” ile Avrupa Birliği’nin ambargo uyguladığı ülke” arasında çözüm beklemez. Uluslararası planda, Birleşmiş Milletler “mevcutların en iyisi” veya daha doğru bir ifade ile “kötülerin en az zararlısı” olarak değerlendirilebilir. Kıbrıs’ta tarafların çözüme razı olması için –örneğin şu anda yaşandığı gibi- iç politik kaygıların gözetilmemesi gerekir. Şubat 2008’de Güneyde yapılacak seçimler nedeniyle, Güney Kıbrıs’ın seçim sonrası döneme kadar çözüme zorlanmayacağı görülüyor. Fakat Adanın hem kuzeyinde hem de güneyinde demokratik rejimler var olduğuna göre, başkanlık, cumhurbaşkanlığı, milletvekili ve belediye seçimleri her zaman olacaktır. Ayrıca kritik ve önemli atamalar, yasa değişiklikleri ve yasa teklifleri her zaman olacaktır. Kıbrıs’ta gerçekçiliğe dayanan bir çözümün hayata geçebilmesi için, Adadaki tarafların bildireceği temel parametrelerini esas alan ve Birleşmiş Milletler’in koordinasyonunda garantör devletlerin kuracağı bir komisyonun geliştireceği bir paket, Adada tarafların yönetimlerince parlamentolarına sunulabilir. Avrupa Birliği’nde birçok ülkenin Avrupa Anayasası tasarısını da aynı şekilde meclislerinden geçirdiği unutulmamalıdır. Kıbrıs’ta hayata geçirilmesi öngörülen çözümün mümkün olduğu en yüksek seviyede topluma dayanması için, temel ölçütlerin ve yönelimlerin tespit edilmesi amacıyla Adanın tamamında çok sorulu bir referandum yapılıp, o referandumdan çıkacak sonuçlara göre yine Birleşmiş Milletler, taraflar ve garantör devletlerin işbirliğinde bir çözüm planı kurulup, halk oyuna veya parlamento onayına sunulabilir. Böyle bir çaba ortaya konulacaksa, bunun için –herhangi bir tehiri ve ertelemeyi öngörmeyen- bir zaman sınırı konulmalıdır. Birleşmiş Milletler’in ve Avrupa Birliği’nin çözüme katkı sağlayan tarafa aktif destek vermesi ilkesi de dikkate alınarak, söz konusu zaman sınırı ile ilgili bazı refleksler öngörülmelidir. Şayet tarafların bir arada yaşama arzusu ortak bir çözüm için yeterli değilse veya taraflardan birisi diğeri ile ortaklık konusunda irade göstermiyorsa, o takdirde tarafların” dostane ayrılması” gerçekleştirilmelidir. Kıvanç Galip Över
Yorum yaz Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||