01:37:20

radyoderkibanner.gif
Görkemli

Görkemli "Dönüşüm" Başlıyor!

Olimpos Sırlar Okulu'ndan "Çemberde Nokta Olmak - IV", 6-9 Aralık tarihlerinde Olimpos'ta... Ayrıntılar için tıklayın.

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...

derKi sayı 29 ÇIKTI!

derKi sayı 29 ÇIKTI!

derKi Dergi'nin 29. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.

Bir kitap dünyayı değiştirebilir mi?

Bir kitap dünyayı değiştirebilir mi?

"Tanrı'nın Doğumgünü" kitabının yazarı buRAK özDEMİR'le, "Sevgi Dünyası" dergisinin yaptığı harika röportaj.

Radyo derKi Artık 5 Kanallı!

Radyo derKi Artık 5 Kanallı!

Radyo derKi tekrar karşınızda, hem de 5 yeni kanalıyla. Yeni kanallarımızı dinlemek için lütfen tıklayın.


 
Güneşin Zaptı PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 29 Ekim 2007
Marşlara, türkülere de devam. Ama artık izbe kahvelerde değil, pahalı mekânlarda.

Talebeliğimiz “güneşi zapt etmeye çalışanlar” ile “siyasal İslam” sayesinde yeryüzünde İslam’ın siyasi rejimini kurmaya çalışanların cenderesinde geçti. Baskıcı lise hayatından sonra sudan çıkmış balığa dönenler, fakültede hemen kendisine bir taraf seçerdi.

Milletimin “şekil disiplinine” olan merakından, bir-iki hafta içinde hemen herkes kendisine uygun kostümü yapardı. Ya türban ya parka. Traş olmaya üşenenlerin işi de kolaydı, ya İslami sakal ya solculuktan dolayı sakal. Makyaj yapmayı beceremeyenlerin de kolaycılığı aynı olurdu, paspallığa bir ulvi mana yüklemek için acele tarafından bir siyasi kimlik bulunurdu. Çünkü makyaj ya “burcuvazi’nin” ya da “taklitçi gavur batı zihniyetinin” meselesiydi...

Okul başlayalı birkaç ay olmuştu, solcu arkadaşlar Lenin için ağlaşacak hale gelmişlerdi. İslamcı kardeşler ise neredeyse gidip Arabistan çöllerinde yaşayacaklardı. Sanki ömürlerini verdiler de, o hale geldiler.

Beni ise ne biri severdi ne de diğeri. Çünkü benim performansım düşüktü. Mesela “devrim kırlardan kentlere doğru mu yapılsın, kentlerden kırlara doğru mu yapılsın” konulu derin fikir tartışmaları beni pek açmazdı. Saz dinleyip, marş söyleme konusunda ise –yalana gerek yok- pek hevesli değildim. Bir de zaten yaz günü parka mı giyilir kardeşim?

İslamcılar ise zaten önümden bile geçmezdi. Buna da pek üzüldüğümü söyleyemem. Ne mizahtan anlıyorlardı ne de kendilerinden başkası ile ortak noktaları vardı.

Ama yine de “temokratük deavrüm” ile “Allahu Ekberler” arasında okuduk işte. “Kalkın lan ayağa, sol yumruklar havaya” ile “kalkın lan ayağa, sağ yumruklar havaya” arasında.

Üniversite serbest fikir zemini ya. Her iki taraf da demokrasiye inanıyor, hürriyetçi ya, o bakımdan...

Ama esas “şahane” olanlar deavrümcülerdi. Birkaç ay sonra kendi içlerinde “Leninci”, “Trokçici”, “Bolşevik”, “Menşevik” ve bilmem neci diye bölündüler. Hem birbirilerini hem de herkesi dövdüler.

Parka giyenlerin solculuğundan şüphe etmezlerdi, racona uyanlar elbette en hakikisinden devrimciydi. Ama bir itirazı olan varsa, muhtemelen “faşistti”...

Kırın kentle, kasabanın metropolle, ilçedeki taş mektepteki Hüsmen Hoca’nın “biyoloci” dersinin, fakültede “anayasa hukuku” dersi ile kucaklaşması böyle oldu.

Bacım-gözüm muhabbetinde, arkadaş-kardeş geyiğinde, daha fazlası zaten olmazdı. Ama sonra bir gün bir “garip” şey oldu; Sovyetler Birliği çöktü. Bir de bütün Doğu Bloku! Yani, o kadar çatlak su kaçırmaz diyeceğim, ama çatlak hakikaten büyük!

Devrimin halkı, devrimin liderlerini kovaladı. Lenin’in heykellerini söktü, resimlerini indirdi, hatta Çavuşesku’yu kurşuna dizdi. Sonra da Laleli’ye gelip, o devrimin madalyalarını-doyurmak için karnını- litrelik gazlı meşrubat parasına sattı. Güneşin zaptı yakın ya, o bakımdan. Yolda meşrubat lazım. Aynı günlerde ise bizim fakültenin kantinine pankart asıldı; Halkın Babası Çavuşesku’nun Katillerinden Hesap Soracağız” diye!...

Hesap sordular mı, bilmiyorum. Ama Sovyetlerin kapitalizmi idrakının üzerinden geçen 20 sene sonra, hala aynı fakültede “deavrümcüler” “faşistleri” kovalamaya devam ediyor. İnsanın doğası hep gelişmeden ve ilerlemeden yana ya, o bakımdan...

Bildiğim kadarı ile “güneşi zapt etme” inadı da sürüyor. Bu yoldaşlardan bazıları parayı vurdu. Büyük bölümü “JB” seviyor. Gerçi JB ucuz, ama uzun süre ulaşılamayan olunca, ulaşıldığında da vazgeçilmez oluyor. Artık şiirler, marşlar illaki pahalı masalarda, ama mutlaka bir zamanların uzaktan seyredilen ucuz viskisi ile. Artık sinema da, edebiyat da “burcuvanın gizli silahı” değil. Reklâmcılık ise halen ve kısmen “kapitalizmin uşaklığı”, ama parası çok iyi...

Marşlara, türkülere de devam. Ama artık izbe kahvelerde değil, pahalı mekânlarda. Hayatta duruş önemli ya, milletim “şekil disiplinine” meftun ya, o bakımdan. Şu meşhur “devrimciler ölmez” sloganı bana hep “rakı içinler öldü de, su içenler ölmedi mi” lafını hatırlatır. Belki de 20’li yaşların başı romantizme çok müsait, hele ki siyasetin romantizmine. 70’lerde delikanlı olanların masalları ve hurafeleri ile 80’lerde büyüyenler, güneşin peşinde halen, zapt etmek için. Ama kırdan kente mi, kentten kıra mı, o da henüz belli değil!

 

Kıvanç Galip Över




Bu yazıya ilk yorumu yazın

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved