21:29:41

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...

derKi Sayı 30 ÇIKTI!

derKi Sayı 30 ÇIKTI!

derKi Dergi'nin 30. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.


 
Geçmiş Olsun PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 07 Eylül 2006
Tezkere'nin gündeme gelmesini izleyen kısa dönem içinde herkes eteğindeki taşları döktü ama, onca gürültü arasında "Bu noktaya nasıl gelindi, ne oldu da biz böyle bir karar süreciyle baş başa kaldık?" sorusu güme gitti. Meclis'teki oturumun 55 gün öncesinde, Türkiye'nin ya da herhangi bir BM üyesi ülkenin gündeminde, "Lübnan'a barış gücü yollamak" gibi bir madde var mıydı? Hizbullah, "esir takası" yapmak amacıyla iki İsrail'li askeri kaçırdı; Ehud Olmert hükümeti, aldığı "talimatlar" uzantısında çoktandır hazırlık yaptığı bir operasyonu yaşama geçirebilmek için beklediği bahaneyi buldu; Beyrut başta olmak üzere Lübnan 33 gün içinde yerle bir edildi; neoconlar olan bitenden gayet hoşnut biçimde ellerini oğuşturdu ve birden TBMM (diğer birçok BM üyesi ülke gibi) kendini Lübnan'a birlik gönderme tartışmasıyla baş başa buldu. Bir tek şey söylenebilir, şu an geldiğimiz noktayla ilgili olarak: "Dayatılan ajandayı sorgulamaksızın sineye çekmek". İktidarsız ve basiretsiz BM, artık gitgide neocon stratejilerinin oyuncağı olmaya başlıyor.
2003 yılında da gelişmeler aşağı yukarı böyle bir seyir izlemişti. Bir yanda gücünü, forsunu, itibarını büyük ölçüde yitirmiş, abluka altına alındığından beri hiçbir yana kıpırdayamayan Irak'taki BAAS yönetimi vardı; diğer yandaysa Afganistan'daki uluslararası operasyonla yetinmemekte kararlı olduğunu gösteren ve "Teröre Karşı Savaş" stratejisini, Ortadoğu'daki siyasi ve sosyal yapıyı kendi istediği gibi "elden geçirmek" için kullanan ABD'nin neoconları. Saddam Hüseyin'in elinde "kitle imha silahları" falan olmadığını, El Kaide'yle Irak yönetimi arasında hiçbir bağlantının bulunmadığını bütün dünya biliyordu ama yine de o trajikomik "BM gözlemcileri, müzakereler" oyunu oynanıp durdu birkaç ay. Artan ivmeyle tırmandırılan tansiyon, Irak'ı işgal etmek için "Gözünün üstünde kaşın var" gerekçesini kullanmaya azimli olduğunu çoktan belli etmiş neocon yönetiminin, uzun süredir hazırlandığı operasyonu başlatacak düğmeye basmasını sağladı. Mayıs 2003'te, yani saldırı başladıktan kırk gün kadar sonra, dünya gündemine "Irak'ta şimdi ne olacak?" maddesi oturmuştu bile.

Türkiye o günlerde, 1 Mart tezkeresini geri çevirerek tarihindeki en sağduyulu kararlardan birini verdi ve bu çirkin oyunun dışında kalmayı (büyük oranda) başardı. Bugün dünya kamuoyunun liberal, demokrat, insan hakları savunucusu kesimleri hâlâ Türk parlamentosunun o günkü tavrından övgüyle söz ediyor. Ama ilkesizliği, omurgasızlığı her şeyin üzerinde tutan; ABD'nin peşine takılıp, Ortadoğu'nun yerle bir edilmesi sırasında oluşabilecek küçük çıkar kırıntılarından yararlanmayı "akıllılık" sanan bazı vicdan fakiri oportünistler, buldukları her fırsatta homurdanıp durdular biliyorsunuz: İşi "Ayağımıza gelen kısmeti, solcu, dinci ve manken ittifakı yüzünden yitirdik" demeye dek vardıranlar oldu.

Biraz daha ılımlı ve dikkatli davrananlar, "Ama o zaman ABD unilateral bir karar almıştı, BM onayı olmadan operasyonu kendi inisiyatifiyle başlatmıştı, şimdi BM içinde de bir consensus var ve bizim bunun dışında kalmamamız gerek" diyorlar bugün. Sanki BM üyelerine başka bir seçenek bırakılmış ya da ABD-İsrail ittifakı BM kararlarını çok ipliyormuş gibi.

Aylar önce, George Bush kısa ve yoğun Avrupa turuna çıkıp İngiltere, Fransa, Almanya liderleriyle uzun görüşmeler yaptığında, "Planın yeni aşamaları için Avrupa'yı da yanında sürüklemek istiyor" demiş ve Lübnan-Suriye ekseninde yeni hamlelerin ufukta göründüğüne değinmiştim. Şimdi, oldubittiye getirilen bu sözde İsrail-Hizbullah savaşının sonuçlarıyla birlikte, Ortadoğu operasyonunun içine Avrupalılar da bulaştırılmış oluyor. Bundan bir buçuk yıl öncesine dek, eskinin yaralarını sarmak ve kendi demokratik yapısını biçimlendirmek için debelenen Lübnan, Refik Hariri cinayeti ve 33 Gün Savaşı ile birlikte, ona biçilen yazgıyla yeniden baş başa kalıyor böylece. BM ülkeleri de bu yazgının bekçiliğini yapacak.

5 Eylül 2006 itibarıyla, hepimize geçmiş olsun. Halkın ezici çoğunluğunun karşı çıkmasına, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in de ısrarla uyarmasına rağmen, Türkiye bu çirkin savaş oyunlarından uzak durmayı başaramadı. Verilen bu kararın bedelini, yalnızca AKP hükümeti değil, ülke olarak hepimiz ödeyeceğiz ne yazık ki. Belki yıllar sonra, ihtiyarladığında anılarını yazarken, Başbakan Tayyip Erdoğan "Seçeneği olmadığını, bu kararın 'empoze edildiğini' ve istemeyerek onayladığını, aksi taktirde daha ağır bedeller ödeneceğini" falan söyleyecek. O anıları okuyacak birilerini bulursa tabii.

ABD yönetimini hoşnut ederek, ezeli "güneydoğu sorunu" konusunda birtakım "olumlu gelişmeler" sağlanacağı umudunu besleyenlerin, şunları akıllarının bir köşesine yazmalarında da büyük yarar var: Irak birkaç yıla kalmadan muhtemelen üç otonom devlete bölünecek; bunlardan biri kuzeydeki Kürt devleti olacak ve Musul ile Kerkük'ü kimse bize koklatmayacağı gibi, "sınır ötesi operasyon"un bir daha lafı bile ettirilmeyecek. Bir sonraki aşamada, Şam ya da Tahran'a yönelik adımların desteklenmesiyle ilgili birtakım "heveslendirici" pazarlıklar gündeme gelirse, işler değişebilir mi, bilinmez. Komşuyu sırtından vurup geçici çıkarlar peşinde koşmak gibi, Atatürk'ün dünya görüşü ve ilkelerine son derece aykırı bir fırsatçılığı Türkiye'nin midesi kaldırır mı, orası hiç bilinmez.



Bu yazıya ilk yorumu yazın

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved