23:40:01

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...

derKi Sayı 30 ÇIKTI!

derKi Sayı 30 ÇIKTI!

derKi Dergi'nin 30. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.


 
Davet? PDF Yazdır E-posta
Cuma, 09 Haziran 2006
Harcadığınız Paranın Kimlere Gittiğini Biliyor musunuz?  
Dirse Erdem
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

Hangimiz hatırlamıyoruz Demirbank’ın iyi günler dilediği reklamları.
Önce, onu kaybettik. Bir günlük farkla, değerinin dörtte birine satıldı
Demirbank.

Günler geçti. Burnundan kıl aldırmayan, kredi kartı vermek için, yeni
gelin gibi nazlanan Amerikan bankası da piyasaya girdi. Onun kartına sahip
olmak prestijin en büyüğüydü. Hele bir de altın veya platin renkliyse,
deme gitsin. Matah bir edayla, garsonlara veya kasiyerlere uzatılan
kartlardı. Ben var ya, ben. Öyle zenginim, öyle önemli bir insanım ki;
bana ancak böyle bir kart yaraşır. O kadar param var. O kadar okuduk.
Olacak haliyle..

Yine günler geçti.

Bir gün Osmanlı Bankası’nın Garanti Bankası çatısında birleştiğini
öğrendik. Artık Garanti Bankası’nın dört yapraklı yoncası, ülkenin en büyük
özel bankasıydı.

Yine günler geçti.

Yapı Kredi Bankası’nın Koçbank tarafından satın alındığını öğrendik. İki
Türk bankasının evliliği, değil mi? Hayır, ne yazık ki değil. Çünkü 1981de
kurulan American Express Bank hisselerinin %51 inin 1986 yılında Koç Grubu
tarafından satın alınmasıyla kurulan Koçbank’ın bugün arkasında, en büyük
İtalyan bankalarından biri olan UniCredito bulunuyor. Öyle ki, bankanın
bugün dağıttığı bütün krediler UniCredito nun yabancı sermayesi tarafından
karşılanıyor.

Yine günler geçti ve bu sefer Dışbank’ın, karanlık bağlantıları olduğu
iddia edilen bir yabancı bankaya satıldığı haberi geldi.

Hemen ardından çarpıcı reklamlarıyla dikkat çeken, Avrupada tanınmış bir
banka olduğunu söyleyen (ve gerçekten de öyle olan) Finansbank’ın bir
Yunan bankasına, NBG (National Bank Of Greece, Yunanistan Ulusal Bankası)
satıldığını duyduk.

Ama bitmedi.

Aynı günlerde, sessiz sedasız Amerikan General Electrics’in Garanti
Bankasına ortak olduğunu anlatan bol ampullü reklamlar gördük.

Nereye kadar? diye düşünüyordum ki Denizbank’ın da Belçikalı bir
bankaya satıldığını öğrendim.

Artık yeter!

Bir ülkenin finans sistemi de, bu derecede yabancılara bırakılamaz.

IMF nin neden devlet bankası istemediğini, arka arkaya gerçekleşen banka
satışlarını, artan tüketici kredisi kullanımını aynı tencereye koyun ve
üstüne de kriz sosunu ekleyin..

Ortaya ne çıkar?

Türk halkı, iki yıldır büyük miktarlarda konut kredisi kullanıyor. Öyle ki
konut kredisinin, kredi kartları  kadar bir hacmi olduğu söyleniyor.

Bu kredilerle alınan konutların ipotekleri de bankalarda. Yani eğer
borçlu, borcunu ödemezse konutlar bankaların mülkü olacak.

Aslında doğal, değil mi? Alacaklı, eğer alacağını tahsil edemezse
borçlunun malına el koyar. Doğal, ama piyasaları yalnızca sıcak paraya
endeksli bir ülkede bu olmaz. Neden? Çünkü sıcak para sahipleri, işlerine
gelmeyen (veya daha kötüsü, işlerine gelen) bir anda, paralarını alıp
giderler ve bu durum ülkede öyle bir sarsıntıya neden olur ki; 2001 krizi, bunun
yanında maytap gösterisi kalır!

Böyle bir krizde onbinlerce kişi işsiz kalır. Böylece ödenemeyen krediler
yurtdışına yol olur. Konutlar, büyük bir hızla yabancı sermayeli
bankaların mülkü olur. Onlar da bu mülkleri, parayı veren herhangi birine
istedikleri bedelle satarlar. Çünkü artık yabancıların Türkiyede sınırsız
şekilde mülk edinme hakları bulunuyor!

Bu korkunç bir gerçek.

Önce krizle, devlet organları IMF politikalarına kayıtsız şartsız teslim
edildi.
Sonra, devlet bankalarının kolu kanadı kırıldı.
Ardından, bir yandan millete ‘Konut sahibi olun! Faizler düştü! Mortgage
(morkıç?!) yasası çıkartacağız! Borçlanın!’ gazı verilirken, diğer yandan
kredi piyasasında ağırlığı olan bankaların usulca yabancı sermayeye satışı
gerçekleşti.
Yabancıların mülk sahibi olmasını sağlayacak yasal düzenlemeler yapıldı.
Yabancılar önce tarım arazilerini, su havzalarını, sınır bölgelerini ve
turistik yöreleri satın aldılar.

Şimdi de yaşamak için konut ihtiyaçları var.

Bunun gerçekleşmesi için koşullar hazır. Sadece, kredilendirilmiş
konutların yasal yollarla yabancı sermayeli bankaların üzerine geçmesini
sağlayacak krizin gerçekleşmesi gerekiyor. Onun da eli kulağında!

Şimdi bana kızacak olanlar da var. Diyecekler ki, kriz diye diye krize
neden olacaksınız.

Kriz, bir şeyi kırk defa söylersen olurmuş sistemiyle olmaz. Ama
gelirinin iki katı kadar giderin oluyorsa, işte o zaman kriz olur! Bir
şey olmaz mantığıyla borçlanırsan, kriz olur! Bunu da bütün temel ekonomi
kitapları yazar. En basit akıl ve mantık da bunu gösterir.

İşte, bu yazının başlığı olan DAVET bu noktada devreye giriyor.

Arkasında yabancı sermaye olan bankalarla çalışmayın.
Onların kredi kartlarını kullanmayın.
Devlet bankaları ile çalışın. Zorunlu olarak kredi kullanmanız gerekiyorsa
Devlet bankalarından alın.

Devlet bankalarının hem kredi kartı, hem de tüketici kredisi faizlerinin,
her zaman diğer bankalardan daha düşük olduğunu biliyor musunuz?

Varsın devlet bankalarının kartları 36 taksit yapmasın...
Varsın kredi kullanmak için 2 devlet memuru kefil istesinler...

Yoksa kiralık vatandaş olmak üzereyiz!


Kendi vekillerimizin hazırladığı yasalarımızla, kendi elimizle, kendi ülkemizde bu duruma düşeceğiz.

Yalnızca bir tek küçük adım kaldı.




Bu yazıya ilk yorumu yazın

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved