derKi'ye Yazar Olabilir miyim?
derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...
derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...
derKi Dergi'nin 30. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.
| Davet? |
|
|
|
| Cuma, 09 Haziran 2006 | ||||
|
Harcadığınız Paranın Kimlere Gittiğini Biliyor musunuz? Dirse Erdem Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır Hangimiz hatırlamıyoruz Demirbank’ın iyi günler dilediği reklamları. Önce, onu kaybettik. Bir günlük farkla, değerinin dörtte birine satıldı Demirbank. Günler geçti. Burnundan kıl aldırmayan, kredi kartı vermek için, yeni gelin gibi nazlanan Amerikan bankası da piyasaya girdi. Onun kartına sahip olmak prestijin en büyüğüydü. Hele bir de altın veya platin renkliyse, deme gitsin. Matah bir edayla, garsonlara veya kasiyerlere uzatılan kartlardı. Ben var ya, ben. Öyle zenginim, öyle önemli bir insanım ki; bana ancak böyle bir kart yaraşır. O kadar param var. O kadar okuduk. Olacak haliyle.. Yine günler geçti. Bir gün Osmanlı Bankası’nın Garanti Bankası çatısında birleştiğini öğrendik. Artık Garanti Bankası’nın dört yapraklı yoncası, ülkenin en büyük özel bankasıydı. Yine günler geçti. Yapı Kredi Bankası’nın Koçbank tarafından satın alındığını öğrendik. İki Türk bankasının evliliği, değil mi? Hayır, ne yazık ki değil. Çünkü 1981de kurulan American Express Bank hisselerinin %51 inin 1986 yılında Koç Grubu tarafından satın alınmasıyla kurulan Koçbank’ın bugün arkasında, en büyük İtalyan bankalarından biri olan UniCredito bulunuyor. Öyle ki, bankanın bugün dağıttığı bütün krediler UniCredito nun yabancı sermayesi tarafından karşılanıyor. Yine günler geçti ve bu sefer Dışbank’ın, karanlık bağlantıları olduğu iddia edilen bir yabancı bankaya satıldığı haberi geldi. Hemen ardından çarpıcı reklamlarıyla dikkat çeken, Avrupada tanınmış bir banka olduğunu söyleyen (ve gerçekten de öyle olan) Finansbank’ın bir Yunan bankasına, NBG (National Bank Of Greece, Yunanistan Ulusal Bankası) satıldığını duyduk. Ama bitmedi. Aynı günlerde, sessiz sedasız Amerikan General Electrics’in Garanti Bankasına ortak olduğunu anlatan bol ampullü reklamlar gördük. Nereye kadar? diye düşünüyordum ki Denizbank’ın da Belçikalı bir bankaya satıldığını öğrendim. Artık yeter! Bir ülkenin finans sistemi de, bu derecede yabancılara bırakılamaz. IMF nin neden devlet bankası istemediğini, arka arkaya gerçekleşen banka satışlarını, artan tüketici kredisi kullanımını aynı tencereye koyun ve üstüne de kriz sosunu ekleyin.. Ortaya ne çıkar? Türk halkı, iki yıldır büyük miktarlarda konut kredisi kullanıyor. Öyle ki konut kredisinin, kredi kartları kadar bir hacmi olduğu söyleniyor. Bu kredilerle alınan konutların ipotekleri de bankalarda. Yani eğer borçlu, borcunu ödemezse konutlar bankaların mülkü olacak. Aslında doğal, değil mi? Alacaklı, eğer alacağını tahsil edemezse borçlunun malına el koyar. Doğal, ama piyasaları yalnızca sıcak paraya endeksli bir ülkede bu olmaz. Neden? Çünkü sıcak para sahipleri, işlerine gelmeyen (veya daha kötüsü, işlerine gelen) bir anda, paralarını alıp giderler ve bu durum ülkede öyle bir sarsıntıya neden olur ki; 2001 krizi, bunun yanında maytap gösterisi kalır! Böyle bir krizde onbinlerce kişi işsiz kalır. Böylece ödenemeyen krediler yurtdışına yol olur. Konutlar, büyük bir hızla yabancı sermayeli bankaların mülkü olur. Onlar da bu mülkleri, parayı veren herhangi birine istedikleri bedelle satarlar. Çünkü artık yabancıların Türkiyede sınırsız şekilde mülk edinme hakları bulunuyor! Bu korkunç bir gerçek. Önce krizle, devlet organları IMF politikalarına kayıtsız şartsız teslim edildi. Sonra, devlet bankalarının kolu kanadı kırıldı. Ardından, bir yandan millete ‘Konut sahibi olun! Faizler düştü! Mortgage (morkıç?!) yasası çıkartacağız! Borçlanın!’ gazı verilirken, diğer yandan kredi piyasasında ağırlığı olan bankaların usulca yabancı sermayeye satışı gerçekleşti. Yabancıların mülk sahibi olmasını sağlayacak yasal düzenlemeler yapıldı. Yabancılar önce tarım arazilerini, su havzalarını, sınır bölgelerini ve turistik yöreleri satın aldılar. Şimdi de yaşamak için konut ihtiyaçları var. Bunun gerçekleşmesi için koşullar hazır. Sadece, kredilendirilmiş konutların yasal yollarla yabancı sermayeli bankaların üzerine geçmesini sağlayacak krizin gerçekleşmesi gerekiyor. Onun da eli kulağında! Şimdi bana kızacak olanlar da var. Diyecekler ki, kriz diye diye krize neden olacaksınız. Kriz, bir şeyi kırk defa söylersen olurmuş sistemiyle olmaz. Ama gelirinin iki katı kadar giderin oluyorsa, işte o zaman kriz olur! Bir şey olmaz mantığıyla borçlanırsan, kriz olur! Bunu da bütün temel ekonomi kitapları yazar. En basit akıl ve mantık da bunu gösterir. İşte, bu yazının başlığı olan DAVET bu noktada devreye giriyor. Arkasında yabancı sermaye olan bankalarla çalışmayın. Onların kredi kartlarını kullanmayın. Devlet bankaları ile çalışın. Zorunlu olarak kredi kullanmanız gerekiyorsa Devlet bankalarından alın. Devlet bankalarının hem kredi kartı, hem de tüketici kredisi faizlerinin, her zaman diğer bankalardan daha düşük olduğunu biliyor musunuz? Varsın devlet bankalarının kartları 36 taksit yapmasın... Varsın kredi kullanmak için 2 devlet memuru kefil istesinler... Yoksa kiralık vatandaş olmak üzereyiz! Kendi vekillerimizin hazırladığı yasalarımızla, kendi elimizle, kendi ülkemizde bu duruma düşeceğiz. Yalnızca bir tek küçük adım kaldı.
Yorum yaz Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||