derKi'ye Yazar Olabilir miyim?
derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...
derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...
derKi Dergi'nin 30. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.
| Babam ve Oğlum |
|
|
|
| Pazartesi, 12 Haziran 2006 | ||||
|
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Bu film hakkında yazılabilecek en güzel yazılardan birini bizim Çisel Onat 14. sayımızda yazdı. Keza daha birçok kişiden de okuduk çeşitli yorumları. Benim ise bu kadar geç kalmamın nedeni, benim ayıbım kesinlikle, daha yeni izlemiş olmam bu filmi. Hele benim gibi Çağan Irmak yapıtlarına, özellikle de “Çemberimde Gül Oya”ya aşık birisi için affedilmesi güç bir durum. Söz “Çemberimde Gül Oya”dan açılmışken söylemek istiyorum ki bence bu dizi Türk dizi tarihinin en iyi üç dizisinden biridir. Hiç öyle tipik TV dizilerinde yaşanan “TV yöneticileri ile anlaştık, o zaman uzatalım duralım (Bkz. Aliye)) gibi bir durum söz konusu olmadı bu dizide. Evet, en başta film olarak çekilecekti, sonra 13 bölüm olarak düşünüldü, ama en sonunda bir rakamda sabitlendi ve Çağan Irmak, daha ilk haftasından dizinin “Bu 39 bölümlük bir hikayedir” dedi ve dizi, bir fazla ile, yani 40 bölümde bitti. Evimde DVD’leri mevcut ve ilerde çocuklarıma da izleteceğim. İzleteceğim ki Türkiye’nin pek de yüzleşmek istemediği bir dönemini görsünler. Bu ülke ne aşamalardan geçti öğrensinler. Ha bunu kitaplar veya belgesellerden de öğrenebilirler belki, ama yaşanan olayların, insanlarımızın hayatlarını nasıl etkilediğini ben en güzel Çağan Irmak yapıtlarında izledim. Tıpkı “Babam ve Oğlum” gibi… Filmin konusunu anlatmama falan pek gerek yok, internette gani gani bilgi var hakkında. Yine filmi izleyenlere sorulan soruya da hemen yanıt vereyim: “Ağlamak ne kelime, daha ilk dakikasından başladı gözyaşlarım ve çağlayarak arttı.” Bu, Çağan Irmak’ın duyguları sömürmesinden kaynaklanmıyor ki bizde adettendir, sizi duygulandıran ne varsa “duygu sömürüsü” yaftası yapıştırılır bazı çok bilmişlerce. Hayır, bu böyle bir şey değil kesinlikle. İnsanın ruhuna dokunulmasının yarattığı bir duygusallık. Aslında hayatta “büyümek” adına girdiğimiz çeşitli mücadeleler esnasında, neleri unuttuğumuzun bizlere hatırlatılması sadece. Ne kadar naif varlıklar olduğumuzun bizlere tekrar fısıldaması. Küçük çocuk Deniz mesela, bugüne kadar izlediğim binlerce filmin içinde kendime en yakın bulduğum karakter o. Çünkü benim çocukluğumda aynen öyle geçti. Televizyon akşam 6’da açıldığı için kitap okuyabilecek bir sürü vaktim vardı ve ben de elime ne geçerse okur ve hayaller kurardım. (Peki ya benim çocuklarımın televizyondan ne kadar vakitleri kalacak acaba okumaya?) Büyümek hayallerimin yönünü değiştirdi biraz ama neyse ki halen içimde o hayalperest küçük Hasan yaşıyor ve onu özenle korumaya çalışıyorum. Ama işte filmlerde gördüğümde de ağlamadan edemiyorum hani. Peki ya diğer karakterler? Dede Hüseyin, oğul Sadık… Neyse benim gibi filmi hiç izlememişler ve hakkında pek de bilgi sahibi olmadan izleyecekler için fazlasına girmiyorum ayrıntıların. Kısaca şunu söyleyeyim: Halen izlemediyseniz, çok şeyler kaçırıyorsunuz ve hatta babanızın izlemediğini de biliyorsanız, DVD’den bir kopya da alın ve ona hediye edin. :) Seni “Çemberimde Gül Oya”da ayakta alkışlamıştım Çağan Irmak, sen böyle ürettikçe sanırım ayakta alkışlamaya devam etmekten, koltuğa oturmam mümkün olmayacak…
Yorum yaz Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 |
||||