20:45:23

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...

derKi Sayı 30 ÇIKTI!

derKi Sayı 30 ÇIKTI!

derKi Dergi'nin 30. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.


 
ABD'de Kritik Seçim PDF Yazdır E-posta
Pazar, 15 Ekim 2006
Amerika, tarihinin belki de en önemli seçimine gidiyor. Her ne kadar asıl büyük kapışma 2008'deki başkanlık seçimlerinde olacaksa da, 8 Kasım günü yapılacak ara seçimler, bu yoldaki önemli dönüm noktalarından birini oluşturacak. Senato ve Temsilciler Meclisi seçimlerinin sonuçlanmasıyla, 2008'deki Beyaz Saray yarışı arasındaki dönem, her yönüyle sancılı, hareketli ve büyük değişikliklere gebe bir ortam yaratacak. Çoğu Amerikalı bu seçimlerin öneminin bilincinde ve bu nedenle, şimdiye dek hiçbir seçimde olmadığı kadar gergin. Amerikan halkı içinde giderek keskinleşen farklılıklar ve kutuplaşmaysa, iki yıl öncesinin Maviler - Kırmızılar ayrımının fazlasıyla ötesine geçti.
Yapılan son kamuoyu araştırmaları, Cumhuriyetçilerin büyük oranda oy kaybına uğrayacağını ve ara seçimlerde Senato ile Meclis'in denetimini Demokratların ele geçireceğini gösteriyor. Bunun en büyük nedenlerinden biri, Irak Savaşı başta olmak üzere "Teröre Karşı Savaş" stratejisi adı altında gerçekleştirilen tüm büyük operasyonların net biçimde "başarısız" olduğu yolunda kamuoyunun ikna olmaya başlaması. Cumhuriyetçilerin son dönemde Mark Foley sayesinde yaşadıkları "seks skandalı"ysa yalnızca işin tuzu biberi.

Demokratlar, yönetim organlarını elinde tutan Cumhuriyetçilerin birkaç hafta sonraki ara seçimlerde büyük darbe alacağına inanıyorlar ama yine de rahat değiller. Çünkü parti içinde kimse, karşı tarafın bu olası büyük kaybını, nasıl kendi kazançları haline getirecekleri yolunda somut ve elle tutulur bir plan ya da strateji üretmedi henüz. Demokratların, Irak Savaşı başta olmak üzere, ABD'nin son dört yılda Ortadoğu'da yarattığı sorunları ortadan kaldırmak ya da "hataları onarmak" için, üzerinde anlaşılmış, sağlam bir planları yok. Çöküşün eşiğinde gezinen Amerikan sağlık sistemini, dağlar gibi büyümüş sosyal güvenlik sorunlarını, afetlerle başa çıkacak mali kaynaklar yaratmanın alternatif yöntemlerini bilmiyor ve düşünmüyorlar. Yalnızca, bol bol yuvarlak ve bulanık laf üretiliyor. Her şey zamana ve olayların akışına bırakılmış görüntüsünde.

Cumhuriyetçilerdeyse, daha önce değindiğim gibi, anlaşılması çok da kolay olmayan bir rahatlık var; özellikle partinin üst kademelerindeki yöneticiler, 8 Kasım'dan hiç de sanıldığı gibi büyük zararla çıkmayacaklarını düşünüyorlar. George Bush'un geçen yıldan bu yana inişe geçip Mayıs ayında dibe vuran kamuoyu desteği, Ağustos'tan bu yana kıpırdanmaya ve yeniden yükselmeye başladı. Amerika'da "ulusal güvenlik" bağlantılı kaygıların ve özellikle radikal İslam'a karşı tepkilerin büyümesi, neocon'ların özgüvenlerini hatırı sayılır biçimde artırıyor.

Ara seçimlerde ciddi oy kaybına uğrayacaklarını görmeyecek kadar kör değiller tabii. Ama ilginç biçimde rahat ve kendilerinden emin bir görüntü çiziyorlar ve bütün konsantrasyonlarını, 2008'deki başkanlık seçimlerine yöneltmiş durumdalar. Hani şu eski Osmanlı anekdotunda olduğu gibi, "Siz ara seçimlerde bizim sakalımızı traş edeceksiniz ama biz iki yıl içinde sizin kolunuzu keseceğiz," der gibi bir halleri var.

İşin daha karmaşık ve düşündürücü yönü, ABD'deki kamuoyu profilinin son iki yıl içinde radikal bir değişim içine girmiş olması. Son başkanlık seçimleri sırasında ortaya çıkan Kırmızı ve Mavi Eyaletler ayrımının geçerliliği, bir hayli tartışılır hale geldi ve Amerika'daki politik ve felsefi kristalleşme, bugüne dek pek de alışılmadık yeni kutuplaşmaları ortaya çıkardı. Hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin içinde, birbirinden hızla farklılaşan ve "geleneksel seçmen" davranışından uzak duran büyük gruplar oluşuyor ve bu durum, "cephe içi kutuplaşmaları" beraberinde getiriyor.

Söz konusu yeni "kategorizasyonları" ortaya çıkaran ana eksenler, kısaca "din, militarizm ve sosyal refah" olarak özetlenebilir. Kırmızı Eyaletler'in muhafazakâr ve inançlı seçmenleri arasında giderek büyümekte olan bir grup, ABD'nin son dört yıl içinde yarattığı olumsuz uluslararası imajdan ve savaşın ortaya çıkardığı sorunlardan fena halde rahatsız. Bush yönetimine bu kanattan gelen eleştiriler, savaş ve ciddi biçimde düşen yaşam standartları üzerinde yoğunlaşıyor. Amerikalılar, hiç alışık olmadıkları biçimde yaşam kalitelerinden ödün vermek zorunda kaldıkça, homurdanmalar da artıyor tabii. Yapılan çoğu araştırma, son dört yılda ücretler reel olarak gerilerken orta sınıfın giderek kıskaç altına alındığını; eşitsizlik makasının hızla açılmakta olduğunu gösteriyor. Muhafazakâr seçmenlerin bir bölümü, bunu Bush yönetiminin "sürekli savaş" stratejisinin getirdiği ağır mali yüklere bağlıyor.

Diğer yandan, alternatif strateji üretemeyen; süregiden savaşlar ve ülke içindeki ekonomik çöküntüyle ilgili, durumu düzeltmeye aday, inandırıcı ve elle tutulur bir program geliştirmeyen; demokrasiyle ilgili özellikle son iki yılda ortaya çıkan soru işaretlerini giderecek bir "onarım" planı bulunmayan; bütün hesaplarını Cumhuriyetçilerin yıpranıp oy yitirmesi üzerine kuran Demokrat Parti de, Mavi Eyaletler'deki çalkantıyı dindiremiyor. Liberal Amerikalılar, partinin, bugün kördüğüm haline gelmiş sorunları çözmekte başarılı olabileceğine eskisi kadar inanmıyorlar artık. Demokrat seçmenler arasında görece daha muhafazakâr (ve küçük) bir kesimse, "ulusal güvenlik" ve "İslamcı terörizm" konularında kafası karışınca, oy tercihlerini değiştirebileceği sinyalleri veriyor.

Kısacası, Kırmızılar-Maviler ayrımı gerçekçiliğini yitiriyor yavaş yavaş. Arada, her iki kutupta yer alıp, karşı tarafın renklerinden biraz ödünç alarak farklılaşmış, değişik "Mor Tonları" da var. Daha doğrusu, Amerikan politikasının geleneksel Filler-Eşekler ayrışmasının yerini, yeni döneme özgü daha farklı politik eğilimler almaya başlıyor. Savaş, militarizm, din, sosyal refah, uluslararası ilişkiler ve insan hakları kaygılarına bağlı yeni bir kristalleşme.

Bir tarafta "dünyayı kontrol altında tutma" hırsını benimsemiş; göze göz, dişe diş askeri güç gösterilerinden yana tercih yapan; yobazlık sınırında dindar; kendi köklerini unutup, tüm yeni göçmenlere düşman kesilecek kadar milliyetçi; sosyal refahı değil "bireysel zenginleşme"yi savunanlar var. Diğer yandaysa, ABD'nin uluslararası saygınlığını yeniden kazanmasını isteyen; Kurucu Babalar'ın (unutulmaya yüz tutmuş) ilkelerine gönülden bağlı; savaşa değil, diplomasiye inanan; din ve inançları günlük yaşamdan, özellikle de siyasetten uzak tutma konusunda kararlı ve ısrarlı; çok kültürlülüğü toplumsal bir zenginlik olarak gören; büyük şirket gruplarının değil, insanların çıkarlarını gözetecek bir sosyal refah anlayışını destekleyen Amerikalılar.

Sorun yalnızca hangi grubun diğerine üstünlük sağlayacağı değil; bu kutuplaşma ve kristalleşme sırasında dozu iyice artan gerginliğin, ülke içinde nasıl sonuçlar doğuracağı. Tabii bir de, şu an iktidarı elinde tutan ve en az önümüzdeki on yıl boyunca da bu durumu korumak isteyen, kararlı ve azimli neocon elitlerinin, gelişmeler karşısında nasıl davranacağı. Şimdiden birçok Amerikalı aydın, demokrasinin askıya alınma olasılığından, "polis devleti" ve "despotik yönetim" sevdalılarının yarattığı kaygılardan söz ediyor. Amerika nezle olduğunda dünyanın birçok yerinde öksürme-tıksırmalar ortaya çıktığı için, bu sorun bütün dünyayı çok yakından ilgilendiriyor.



Bu yazıya ilk yorumu yazın

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved