21:30:29

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'ye Yazar Olabilir miyim?

derKi'mize yazar olmak hususunda sık sık sorulan sorulara bu başlık altında yanıt vermek ve aramıza katılmak isteyen arkadaşlarımız için yol gösteri...

derKi Sayı 30 ÇIKTI!

derKi Sayı 30 ÇIKTI!

derKi Dergi'nin 30. sayısı çıktı. Yeni sayımızı okumak için sağdaki bannerı veya http://www.derki.com/dergi adresine tıklayabilirsiniz.


 
3310 Gramlık Tekamül PDF Yazdır E-posta
Pazar, 15 Ekim 2006

Spiritüel gelişim için onca çalışma, çabalama, kendini dinleme, etrafı gözleme, Reiki, meditasyon vs. vs.; hepsi boşmuş. Geçtiğimiz ağustos ayında en kısa yoldan aydınlanmanın yöntemini keşfettim ben ve bu büyük sırrı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu kısa yolun adı: Baba olmak.

Tabii ki ilk cümlemde yazdıklarım ruhun gelişim için faydalı etkinlikler, “hepsi boşmuş” demem de işin şakası, amma velakin kızım hayatıma girdiğimden beri geçirdiğim şu 1.5 ayda yaşadığım gelişimi, başka hiçbir dönemde yaşamamıştım. Peki nasıl mı?

Bir kere şunu söyleyeyim: o kişinin üzerine çöken ve birçoklarının şikayet ettiği “sorumluluklar” yükünü hiç hissetmedim, bilakis ona baktıkça herşeyi yapabileceğimi hissediyorum bu gezegen üzerinde. Ben o “sorumluluklar” yükünü bugüne kadar hep taşıdım zaten üzerimde, ama o yükün esas adı “sorumluluklar” değil, “korkular”dır. “Çocuğuma bakabilecek miyim?”, “Ona iyi bir gelecek sağlayabilecek miyim?”, “Geçinebilecek miyim?” vs. vs. gibi düşünceleri biz “sorumluluklar” olarak nitelendiririz, ama bunlar aslında endişelerdir. Gerçekten “sorumlu insan”, bu endişeleri üzerinde yük olarak taşımaz. Çünkü “sorumluluk”, esasında bu dünya üzerinde kişinin yaşadığı ne varsa, hepsini kendisinin seçtiği ve yarattığı gerçeğini kabul etme gücüdür. Bunu kabulleniş içindeki kişi de çocuğunu geçindirebilme gücü dahil, her türlü yetinin kendisinden kaynaklandığını bilir ve endişe etmez, bilakis gelecek günler onun için yeni ve pek güzel yaratımlar için bir tuvaldir ve kişinin baktığı o canlı da ona ilham veren bir ruhtur. Şimdi böyle hissederse kişi, endişe eder mi? Etmez tabii. Bu açıdan bakıldığında “sorumluluklar” kişiye yük olmaz, bilakis güç verir.

Peki onu ilk gördüğüm anda neler hissettim? Bana hep bunu soruyorlar ve yanıtım şu? Hiçbirşey. Evet, sadece ona baktım, sonra çevreme baktım, annemlerin ağlayarak “ay ne tatlı, ne tatlı” demelerini izledim. Açıkcası “Er Ryan’ı Kurtarmak”ta Tom Hanks’in çıkartma esnasında yanında patlayan top güllesinden dolayı sersemleyip, etrafına öyle boş gözlerle bakması gibi bir haldi benimkisi. Zaten az sonra şaşkın şaşkın bakınan bendenizin kucağına paketleyip verdiler 3 kilo 310 gramlık insan yavrusunu ve o da once nerde olduğunu anlamaya çalıştı ve ardından da yaygarayı patlattı.

O ilk yaygarasından bugüne sayısız kere viyakladı benim minik kızım Duru Sonsuz. Viyaklamalarının arasındanda da bol bol uyudu ve o uyurken de ben onu defalarca izledim. Onun o saf enerjisini hissettim ve kendimi çok yıpranmış, kirlenmiş ve odaktan kaymış hissettim. Benim için saf bir odak aynası oldu o ve kendimi “daha iyi” bir adam olmak zorunda hissettim. Evet, “daha iyi” bir adam olmak. Tabii ki bundan kastım dünyada “kötü” olarak nitelendirilen tipik şeylerden arınmak değil ki çok şükür o bağlamda çok bir kusurum yoktur. Ama “kendine destek olmama”, “kendinin değerini bilmeme”, “kendini aşağı görme”, “kendini dışlanmış hissetme” ve aslında “kendinin kim olduğunu görememe” gibi ruhsal açıdan kendimi kötü hissettiren duygu ve düşüncelerden arınma isteğini hepten yarattı bende. Diyeceksiniz ki “Eee yok muydu bu hisler sende birader, geçmişsin bir de bize spritüellik anlatıyorsun, sen once kendini düzelt de sonra gel bize cak cak et.” Evet, ben hep bu olumsuz duygularımdan kurtulmak için çabaladım, ama ona baktığımda gördüğüm ruhsal saflık, bana bir nev’i yol haritası oldu ve bir yandan da beni harekete geçirdi. Ben bu konuda birçok şeyi biliyordum, ama deyim yerindeyse bir taraflarımı kaldırıp da harekete geçmiyordum. Ama şimdi inatla bırakmayı reddettiğim tüm bu hislerimden kurtulma konusunda ben de motive olmuş durumdayım. “Cak cak yapmak” konusunda gelirsek, eh ben bu hisleri iyice yaşayayım ki anlatırken tamamen yaşanmışlıklar üzerinden hareket edebileyim. Yoksa yazdıklarım haybeye ahkam kesmekten öte olur muydu? Ayrıca “kendini tanıma yolu”, sonsuz bir yol ve yürüyebildiğin kadar ilerlemişsindir orada ve ben de kendi çapında yürümeye çalışan biriyim işte tıpkı bu yazıyı okuyan herkes gibi. Ufak bir farkım sadece, çenem fazlaca çalışır ve yazarım da yazarım. Yoksa herhangi bir “hidayete ermişliğim”, “olmuşluğum” falan var da sizlere gelmiş burda spiritüellik anlatıyor değilim. Sadece “yol”daki deneyimlerimi paylaşıyorum. Zaten öyle “olmuş”, “ermiş”, “bitirmiş” bir halim olsa, 3 kilo 310 gramlık bir bebek, beni böyle bir anda hareketlendirmez değil mi bir anda?

Huzurlarınızda minik kızım Duru Sonsuz’a tekrar “aramıza hoşgeldin” demek istiyor ve yazımı da burada noktalıyorum. Bu yazıyı okuyan ve babalık hissini henüz tatmamış tüm ademoğullarının, birgün bu hissi tatmalarını dilerim.

 




Bu yazıya ilk yorumu yazın

Yorum yaz
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

Güvenlik kodu:* Code

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved