İki Bin On İki Yılı Krizlerle Geçecek, Belki de Maya Takvimi Doğrudur…
2012’nin gündemine şöyle bir göz atınca, herhalde herkes iştahının kaçtığını düşünüyordur. Yeni yılın sorunlarını alt alta dizince, ortaya çok kötü bir tablo çıkıyor. Bu sorunlar listesiyle hiçbir devlet tek başına mücadele edemez.
2012’de neler olacağını merak ederken, akla ilk gelenleri peş peşe listeleyelim. Elbette birinci sırada küresel mali kriz var. Roubini ve diğer pek çok akademist 2012’de de krizin devam edeceğini, hatta 2012’den sonraki yıllarda da süreceğini ifade ediyorlar. Şüphesiz küresel mali krizin reel sektör üzerindeki baskısı -azalmadan artarak- devam edecek. Pek çok ülkede istihdam rakamları olumsuz gelişebilir. Pek çok ülkede düşen yaşam standartları ciddi komplikasyonlara neden olabilir.
Örneğin “kronik işsizlik”, “kronik fakirlik” ve “şehir isyanları” giderek daha yoğun görülebilir. Nitekim bunun ilk işaretleri de dünya basınında yer aldı. Bunun yanı sıra “Avro krizi” daha da büyüyecek gibi görünüyor. Dolayısıyla 2012’nin Avrupa Birliği için de çok zor olduğu muhakkak. Fakat çok önemli bir detay daha var. “Avro krizi” Birlik için sadece sıradan bir mali sorun değil. Birlik bu sorunu aynı zamanda doğrudan “siyasi varlığı” ve “idari yapısı” boyutlarında da “kriz” olarak yaşıyor. Görünen o ki, bunu yaşamaya da devam edecek.
2012’deki gündem defterine -hiç şaşırtıcı olmayan biçimde- şu isimleri de yazmak gerekiyor; Mısır, Tunus, Libya… Ayrıca Afganistan ve Irak… Bundan başka İsrail ve Filistin… Belki Bahreyn, Ürdün, Sudan ve Yemen… Ama unutmadan mutlaka İran!...
Orta Doğu’nun 2012’yi “aynen” atlatması çok şaşırtıcı olur. Büyük bir olasılıkla 2012’nin birinci ve üç yüz altmış altıncı günü arasında Orta Doğu’nun siyasi panaromik durumu çok değişecek. Belki 2012’yi uğurlarken bölge için yeni ve farklı bir terminoloji de kullanılmakta olur. Nihayetinde “Orta Doğu” veya “Kuzey Afrika ve Orta Doğu” kavramları mevcut durumu tanımlamaktan çok uzak… Bu eskiyen çerçeveler yerine yeni dönemin yeni kavramlarını üretmek gerekebilir.
Nasıl bir gün hepimiz aniden “Arap Baharını” gördüysek veya daha önce “Turuncu Devrim” ve türevleri ile karşılaştıysak, yine yeni kavramlar ortaya çıkabilir. Çünkü Orta Doğu için artık tek bir zemin denilemez. Orta Doğu’da çok ciddi bir “ayrışma” söz konusu. Bunun devamında “cepheleşme” de gelebilir.
2012’de “Arap Baharı ülkelerinin” yaşayacağı kargaşa sürebilir. Mısır’daki siyasi kutuplaşmanın aşılması kolay olmayacak. Libya’nın ise “Afganistanlaşması” olasılığı halen mevcut... Libya’da yaşanan “sosyal polarizasyonun” ürettiği “atomizasyon riski” giderek büyüyor.
Rusya’daki siyasi gerilim ve devlet-yurttaş ilişkisinin deformasyonu “korkutucu gelişmeleri tetikleyebilir”. Moskova-Brüksel ilişkilerinde yaşanan son gelişmeler ve Washington-Moskova rekabetindeki yeni adımlar bunun olabileceğini gösteriyor. Henüz taraflar ellerindeki kartları açmadılar, ama masadaki poker fişleri giderek artıyor. 2012’yi bitirmeden önce kimin blöf yaptığını öğrenebiliriz…
Her durumda Avrupa Birliği liderlerinin “Avro fetişi” Birlik üyesi ülkelerin yurttaşlarına çok ciddi bir ek yük getirecek. Zaten bankaların yol açtığı krizin faturasını ödeyen Avrupalılar bundan hoşlanmayabilir. Avrupalılar -ve Amerikalılar- için “krizin nedenleri arasında yer alan “Afganistan ve Irak” savaşlarından sona yeni savaşları finanse etmek de cazip olmayabilir. Belki Tunus, Mısır ve Libya “kısmen” ve “düşük maliyetle” atlatıldı, ama bunun devamı “çok pahalı” olabilir ve çok sert muhalefet görebilir…
Bundan başka; Acaba kaç Avrupalı veya Amerikalı İsrail’in anlamsız, amaçsız barbarca politikasını finanse etmeyi mantık ile açıklayabilir? Kaç kişi İsrail’in saplantılı siyasetinin yol açacağı felaketlerin maliyetini üstlenmek isteyebilir?
Eğer bir sabah Netanyahu “sesler duymaya başlarsa” ve İran’a, Suriye’ye saldırırsa, bunun finansal komplikasyonlarını kim öngörebilir? Belki de “olası krizler” ve “kriz olasılıkları” hesaplanıp, sıralanır ve ortaya yeni bir “takvim” çıkar…
Elbette 2012’yi “gerilim filmine” benzeten temel unsur “dünya ve insanlık tarihinin başlangıçtan bugüne hiç değişmeyen kuralı”; Kaynaklar kıtlaşırsa, onları paylaşmak zorlaşır. Bu da krize neden olur. Eğer bir kriz varsa, onu aşmak daha büyük bir krizle mümkündür.
Yeni krizin getireceği fırsatlar ve avantajlar önceki krizin verdiği zararı telafi edebilmelidir. Bunun anlamı “faturasını başkasının ödemesi gereken, başkasına zararı olan, ama maddi değer üretmeye zemin sağlayan büyük bir kriz” için olasılığın yüksek olduğudur…
2012 başlarken dünya siyaseti, küresel siyasi konjonktür ve iktisadi mimari adeta “elektrik yüklü bulut” gibi. Artık yağması gerekiyor. Sele de yol açacaksa da, yine de yağması gerekiyor. Önemli olan bu elektriğin boşalımının ve yağışın küresel ölçekte doğru yönetilmesi... Fakat bu konuda “çok kötümser” olmak için neden çok!
Kıvanç Galip Över
Yazarımızın biyografisi elimizde mevcut değildir.
Web site: www.diplomatikgozlem.com/ Eposta Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

