Arap coğrafyasında 2010’da başlayan siyasi hareketlenme 2011 yılında müthiş bir noktaya ulaştı. Facebook, Twitter ve diğer sosyal medyalar Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da devrimlerin en büyük silahı oldu. Tunus, Mısır ve Libya’da büyük sarsıntılar oldu. Zeynel Abidin Bin Ali, Hüsnü Mübarek ve Muammer Kaddafi “artık yok”…
2011 boyunca sadece bu ülkeler değil, neredeyse bütün Arap ülkeleri “Arap Baharı’nın” etkisi altındaydı. Kuşkusuz bu sürecin ne kadar “Arap” ne kadar da “devrim” olduğu üzerinde çokça tartışılması gereken bir konu! Ama her durumda Cezayir, Bahreyn, Yemen, Suriye çok kritik bir dönemden geçiyorlar.
Arap Dünyası’nda “her şeyi tetikleyenin” ne olduğu uzun süre tartışıldı. Ama şu gerçeğe kimsenin bir itirazı olmadı; Arap Dünyası’nda aslında her şeyi tetikleyecek pek çok unsur zaten vardı. Yüksek işsizlik, kritik seviyede gıda enflasyonu, muazzam siyasi yozlaşma, neredeyse yok olan ifade özgürlüğü, olağan hale gelen ve hayatı zorlaştıran usulsüzlükler ve çok kötü yaşam koşulları vardı.
Bunun için Tunus'ta Muhammed Bouzazi adlı üniversite mezunu gencin elinden resmi nedenle alınan işporta tezgâhını geri alamayınca kendini yakması bütün denklemde nereye konulmalı, o pek net değil. Ama Bouzazi’nin öfkesinden başlayan tepki bütün Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da domino etkisi gösterdi. Protestolar 18 Aralık 2010’da başladığında pek çok kimse üzerinde durmadı. Ama kısa sürede öfkeli insanlar sadece Tunus’ta değil, Mısır, Yemen, Cezayir ve Ürdün’de de sokağa çıktı.
Arap Baharı ilk somut sonuçlarını 2011’in ilk aylarında elde etti. Tunus’ta 23 yıldır yönetimde olan Zeynel Abidin Bin Ali ile Mısır’ın 30 yıllık hükümdarı Hüsnü Mübarek devrildi. Ağustos ayında onları Muammer Kaddafi de izledi. Sadece 2011’in ilk çeyreğinde bu ülkelerin dışında Moritanya’da, Umman’da, Suriye’de, Filistin’de, Fas’ta, Cibuti’de ve Irak’ta ciddi gösteriler ve eylemler oldu. Şüphesiz bu ülkelerin tümünde en eziyetli ve uzun süreçler Libya’da ve Suriye’de yaşandı.
Arap Baharı neticesinde Kuveyt’te kabine istifa etti. Bahreyn’de siyasi tutuklular salıverildi ve ekonomide bazı imtiyazlar tanındı. Irak’ta Başbakan Maliki bir sonraki seçimlerde aday olmama sözü verdi. Ayrıca bazı mahalli idareciler ve valiler görevden alındı. Fas’ta referandum kararı alındı ve yolsuzlukla mücadele başladı. Ayrıca seçimlerde iktidar değişti. Umman’da yasama yetkisi meclise verildi. Ürdün’de hükümet görevden alındı. Yemen’de iktidar partisinden bazı milletvekilleri istifa etti. Ayrıca Devlet Başkanı Salih de dokunulmazlık karşılığında istifa etmeyi kabul etti. Cezayir’de 19 yıldır devam eden olağanüstü hal kaldırıldı. Sudan’da Cumhurbaşkanı Beşir 2015 seçimlerinde aday olmayacağını açıkladı.
Suriye’de siyasi suçlular serbest bırakıldı. Ayrıca olağanüstü hal uygulamasına son verildi. Şam bölgesel valileri de görevden aldı. Bazı bakanlar ve parlamenterler istifa etti. Ancak Esad göstericilere karşı en sert biçimde ağır silahlarla tepki gösterdi. Suudi Arabistan bütün bu olup bitenlerden çok fazla etkilenmedi. Bazı gösteriler oldu, ama rejim yeni ekonomik imtiyazlarla bu evreyi atlatıyor. Cibuti ve İran’da ise rejim sertleşti ve muhalifler tutuklandı. Cibuti ayrıca yabancı gözlemcileri sınır dışı etti.
Sürecin sonuna henüz gelmedik. 2012 2011’den daha hızlı bir yıl olabilir. Öyle olacak gibi görünüyor. Çünkü Arap ülkelerinde rejimlerin hemen hepsi ilk tedbir olarak halka birtakım ekonomik imtiyazlar tanıdı. Bu iyileştirmeler –ülkesine göre- ya işe yaramadı ya da “büyük krizi” öteledi. Bundan sonra Arap dünyasında tempo daha da yükselebilir…
Elbette şu olasılıkları özellikle dikkate almakta fayda var; belirsizliğin ve umutsuzluğun olduğu yerde öfke birikir. Öfke birikmesi daima siyasette aşırlık yanlısı akımların sahip olduğu desteğin artmasına yol açar. Bunun yanı sıra devrim yaşayan veya devrim sürecinde ilerleyen ülkelerin herhangi biri henüz yapısal bir reform yapacak kabiliyete sahip değil. O nedenle yolsuzluk, usulsüzlük, enflasyon, açlık ve kötü yönetim gibi sorunların etkileri kendisini ağırlaştırarak gösterebilir.
Hâlihazırda demokratik geleneğe sahip olmayan bu ülkelerde uç akımların güçlenerek iktidara gelmesi ve ülkelerde iyileşmenin sağlanamaması, birtakım yeni ve sert rejimlerin ortaya çıkmasına ve bölgesel kutuplaşmaları desteklemesine neden olabilir.
Örneğin Orta Doğu’da Esad ayakta kalırsa neler olabilir? Veya Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da “silahsız el Kaide” gelişirse neler yaşanır? Ya da aynı coğrafyada farklı ülkelerdeki “silahlı muhalif gruplar” örgütlenip, koordinasyonu sağlarsa neler yapılabilir? Dahası bazı ülkelerdeki iktidarlar ve bazı ülkelerdeki muhalefetler “asimetrik ittifaklar” kurar mı?
Kuşkusuz birçok olasılık gündeme gelebilir. Ama Rusya ve Çin’in Arap Baharı konusundaki tutumu düşünüldüğünde BM Güvenlik Konseyi’nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika ile ilgili konularda işlevsel olmayacağına kesin gözüyle bakılabilir. Moskova ve Pekin muhakkak “veto kartını” sürekli elinde tutacaktır.
Kıvanç Galip Över
Yazarımızın biyografisi elimizde mevcut değildir.
Web site: www.diplomatikgozlem.com/ Eposta Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

