ABD Seçimleri Sonrasında Ülkemize Işık Tutabilecek Bir Kaç Değerlendirme

432 views

Seçimi sanılanın ve Trump karşıtlarının iddialarının aksine ırkçılık ve ayrımcılık kazanmadı. Trump, kamusal alanda ifade edilen savlar, söylemler açısından Amerika’nın politik olarak en az temsil edilen kısmı sayılabilecek alt sınıf ve orta alt sınıf beyaz emekçilerin oyları ile seçilmiş gibi gözüküyor. İşin ilginç tarafı Trump’ın seçilmesini sağlayan bu eyaletlerin bir çoğu son iki seçimde Obama’yı seçmişlerdi. Hatta seçim sonrasında yapılan röportajlarda daha önceki seçimlerde Obama’ya oy vermiş önemli bir grubun Trump’a oy verdiği görülüyor.
Neden diye soruyor herkes. Bunu Hillary Clinton’un yanlış, ve sevmesi zor bir aday olmasına bağlayan çok kişi var, ancak bu açıklama yetersiz.

Trump’ın seçilmesi, dünyada yeni bir sınıf savaşı, çaktırmadan devam ettiğini gösteriyor bize. Bundan önce defalarca, ancak farklı formlarda yaşadığımız bir oyun, bu sefer farklı bir biçimde oynanıyor. Uzakdoğuluların dediği gibi “same same, but different”.

Bundan önceki sınıf savaşları sermaye sahipleri (toprak ağaları) ile köleler, sermaye sahipleri (soylular) ile köylüler, sermaye sahipleri (kapitalistler) ve emekçiler arasında yaşandı. Bunların her birinde, emeğin nasıl ve neyin karşılığında sermayenin kullanımına verileceği idi konu. Bu seferki savaş ise bunlardan biraz daha farklı. ABD özelinde konuyu özetlersek, üretim teknolojilerindeki gelişmeler, ulaşım/iletişim teknolojisinin geldiği nokta ve tüm bunların sonucunda globalizasyon sonucu, artık ABD’deki alt ve alt – orta sınıf emekçilere gerek kalmadı.
Ben bundan daha 25 sene önce ABD’deki zamanının en köklü çelik fabrikalarından birinin eteklerindeki üniversitede MBA yaparken bile bu trend hızla ilerliyordu. Bir zamanların müreffeh ve gururlu kasabası, neredeyse tüm halkı beyaz orta sınıf kalifiye işçilerden oluşan Bethlehem, Allentown ve Easton kasabaları, bu çelik fabrikasının rekabete dayanamayıp da çökmesi ile üzerine ölü toprağı serilmiş gibiydi resmen. Hem ekonomik, hem de sosyal durumlarını tehdit ediyordu Bethlehem Steel’in iflası. İşte Trump Bethlehem Steel’in, otomotiv endüstrisinin, ağır sanayinin bu sosyoekonomik statülerini ve bununla beraber gururlarını kaybeden, ve artık hiç kimsenin umurunda olmayan, en kalitesiz tüketimin hedefi olmak dışında ekonomik olarak hiç bir ihtiyaç duyulmayan emekçileri tarafından seçildi gibi gözüküyor.

İşin ilginci bu kitlenin geleneksel olarak temsilcisi olan politik sol da, ne Amerika’da, ne dünyada, ne de ülkemizde artık bu kesimle ilgilenir gibi gözükmüyor. Sol kendi tabanını terk etmiş durumda. ABD’de sol ve liberal kesimi temsil eden Demokrat Parti’nin, Hillary Clinton’ın, hatta Obama’nın politikalarına, vaatlerinde ve uygulamalarına bakarsanız, bu sınıfın adının pek de geçmediğini göreceksiniz. Evet, Obama’nın sağlık politikaları fakirleri desteklemeyi amaçlıyor, ama bu ve benzeri politikalar galiba en fazla en aşağıdaki kesimlere, gettolara, göçmenlere, zencilere fayda sağlamayı amaçlıyor. Öte yandan bu grupların kendileri için seçtikleri politik mücadeleler, örneğin gaylerin ve lezbiyenlerin evlenme hakkı, sınıfsal eşitliğin ilerlemesi, çoğulculuğun değer sistemi olarak yerleştirilmesi, teknolojinin ve innovasyonun ilerlemesi, çevrenin korunması, kürtaj hakkı gibi konular, bu sınıfın çektiği acılara kesinlikle dokunmuyor. Bu gibi konular genellikle bu orta – alt sınıf beyaz ABD vatandaşlarının umurunda bile değil. Bu konularla ilgili herhangi bir pozisyon alacaklarsa da, muhtemelen karşısında olacaklar.

Demokrat parti de ABD’de bu tabanı değil, elitleri, okumuşları, özel bilgi ve beceriye sahip olanları, kent-soyluları, yani toplumun modern ve post-modern bölümünü temsil ediyor artık.
Bu alt – orta sınıf, aynı zamanda orta sağ tarafından da terk edilmiş durumda. Cumhuriyetçi parti şimdiye kadar bu grubun dini, milli ve sosyal hassasiyetlerine dokunarak oy toplamaya alışık olsa da kendini tamamen sermayenin çıkarları ile hizalandırmış durumda. Ve sermayenin artık Amerikan orta – alt sınıfına çok da ihtiyacı yok.
Bu grubun azalan ekonomik gücünün, kaybettiği gururunun, artan gelecek endişesinin ve artan depresyonunun üstüne, artan terör tehdidi ile güvenlik endişesini koyun, işte o zaman Trump gibi çok zeki, kurnaz ve iyi bir tüccar olmasının getirdiği pazarlık ettiği karşı tarafı ve ihtiyaçlarını çok iyi okuma becerisini kullanacak bir demagog’un otoriteyi elde etmesi için gerekli ve yeter koşulları sağlamış olursunuz. Trump sadece ABD’deki sağ ve solun yarattığı boşluğu değerlendirdi, onların terk ettikleri insanların oylarını aldı. Onlara ne kadar umut verdiğini bilmiyorum, ama onları terk eden ve gururlarını ellerinden alan Cumhuriyetçi ve Demokrat partiye bir ders vermek için bir fırsat verdi. Aynı şekilde gururlarını geri kazanmak için de bir fırsat verdi belki de. Ben de varım, ve bu ülkenin gidişatında benim de söz hakkım var dediler.

İşin ilginci, belki dünyanın önemli bölümünde de, ve ülkemizde de olanların bir benzeri oldu. Bu savımda emin olmasam da (bu yazıdaki tüm savlar gibi, bu da bir düşünce alıştırması), sanki şimdiye toplumun orta – alt ve alt kesimleri bir gün bu okumuş adamların kendilerini de kurtaracağına, ne yaptıklarını bildiklerine, kendilerinin bekasına da önem verdiklerine olan inançları yıkıldı. Bu okumuş, elit, modernist ve post-modernist kesimler daha alttakilere “siz bilmezsiniz, siz geri kalmışsınız, bizim gibi olmaya çalışın bak, biz sizi kurtaracağız, vb.” gibi şeyler söylediklerinde eskiden bu alt sınıf inanıyor ve politik sistem içinde orta sağdan ve orta soldan buna benzer söylemler içinde birini seçip destekliyorlardı. Ancak artık bu sınıflar bunca yıldır bu hikayeye inanıp da sistemin içindeki bu partileri desteklemeleri sonucunda bırakın ilerlemeyi, oldukları yeri de kaybettiklerini gördüler. Bu “politikacıların” ve sosyoekonomik olarak üstte olan tabakaların ve eğitilmişlerin aslında kendilerine pek faydalı olmadıklarını, onlara tepeden baktığını, hatta onların varlığından bile rahatsız olduğunu anladılar, ve ellerindeki tek gücü, yani oylarını kendi durumlarını en iyi okuyan ve ona en iyi hitap eden kişiye, özellikle de bu kişi sistem dışından gibi gözüktüğü için verdiler diye gözüküyor.

Bunun sonucunda da çok yakından bildiğimiz bir şey oluyor şu anda: Elitler, okumuşlar, modernist ve post-modernistler, yani toplumun daha sola eğilimli olan kesimi, bu durum karşısında dehşete kapıldılar. Kendi gururunu kaybettiği için Trump’a oy veren kesime “hepiniz ırkçısınız, hepiniz bağnazsınız, hepiniz insanlık uzaksınız” gibi söylemlerle saldırıyorlar, ve bu kesimin tepkisini haklı hale getiriyorlar. Muhtemelen de bu kesimi daha da marjinalleştirip kendi içinde birleştiriyorlar.

Dediğim gibi, sadece düşünce alıştırması bu. Ancak bu durumla ülkemizde son 20 yılda olanlara bakarsak, nasıl benzerlikler bulabiliriz acaba? Yoksa bu sefer biz mi önden gittik, tüm dünyaya yayılan bir trendin öncülerinden mi olduk, ne dersiniz?

Ve tüm dünyada bu olanlar, aslında içinde bulunduğumuz kapitalist sistemin ve onu desteklemek için işletilen ve demokratik gibi gözüken siyasi sistemin derin bir krizi değil mi acaba?

Anlattıklarımdan modernizm ve post-modernizme karşı daha alt seviyeleri savunduğum çıkmasın. Tam tersine. Söylediğim daha çok artık bu söylemlerin ve bu düşünüş kompleksitesinin karşımızda olan dünya problemlerini çözmek için yeterli olmadığı. Böyle gidersek muhtemelen kendi kendimizi imha edeceğiz. Yeni ve daha üst seviyeler aynen bu gibi durumlarda, mevcut zihinsel gelişmişliğimizin artık mevcut problemleri çözemeyecek duruma geldiğinde olmuş hep. Yani belki de yeni bir düşünsel, zihinsel evrimin kıyılarındayız. Ve bu geçiş, her zaman sancılı olmuş.
Bu sancıları geçersek eğer, ve geçtiğimiz zaman, ki biz görebilir miyiz bilmiyorum, acaba kendimizi içinde bulduğumuz sistemler, düşünce yapısı neye benzeyecek? Integral deniyor, ama ancak oraya varınca görebileceğiz.

Dediğim gibi, sadece düşünüyorum.

2 Yorumlar

  1. Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum.
    Selam ve Sevgi ile
    Yeni Yazılarınızı oluyacağımız günlere İnşallah

Yorum Yapın