Ölümsüz Tanrıların Topraklarına Dönüş – 1

8.412 views

“İnanamıyorum buna. Yeniden Kahire’deyim. Sonunda geri döndüm. Rüya gibi bir şey bu yahuuu, çooook mutluyum…” Havaalanının sarı renkli koridorlarında yürürken yanımdaki arkadaşıma bunları söylüyordum ama birden uyandım ve kendimi İzmir’de yatak odamda buldum. İçimdeki hayalkırıklığını anlatmaya kelimeler yetmezdi. Mısır’a son gidişimden beri yirmi ay geçmişti. Neredeyse her günü o büyülü topraklarda yeniden olma isteğiyle dolup taşan yirmi ay… Araya Devrim girdiği için de maalesef gitme ihtimali mümkün görünmüyordu. Ben de özlemimi belgesellerle, yabancı ajanslardaki haberlerle, Google Earth’ten Mısır’ı gezerek ve önceki gezilerimden aldığım heykellerimle gidermeye çalışıyordum; ama yetmiyordu haliyle. Christian Jacq’nun “Hiram Usta ve Süleyman Peygamber” romanında Mısır’a gitmesi yasaklandığı için özlemden yanıp tutuşan Mısırlı usta Hiram’ın halini sonuna kadar içimde hissediyordum. Ruhum “Mısır’ım” diye inliyordu…

Derken günlerden bir gün Facebook’ta “Aswan’ımı çok özledim, Mısır’ımı çok özledim. Ama ne zaman, nasıl gidebilirim bilmiyorum” yazdım. Derken Mısır’a iş icabı gidip gelen iki arkadaşım Ersun ve Serdar’dan yanıtlar geldi “Buralar sakin, endişe edecek bir şey yok, gelmek istiyorsan gel” şeklinde. Ben de bu haberi alır almaz araştırmaya başladım nedir ne değildir diye ve ilk iki yolculuğumuzda bize rehberlik eden Mahmoud’a mesaj attım. Mahmoud, “Hiç merak etme, buralar gayet güvenli” deyince de artık içimde kıpırdanmalar başlamıştı, ama halen oralara yeniden gitmek hayal gibiydi…

Gül’ün Mesajı

Benim İzmir’de kafam çok karışık olduğunda fikir aldığım canım arkadaşım Gül’e gitmiştik bir cumartesi günü ki Gül’ün kahve falları meşhurdur yakın dostlarına baktığı. Dedim, Gül baksana bir Mısır hakkında bir şeyler var mı? Gitmek istiyorum ama bilemiyorum. Gül’ün yanıtı: “Oğlum ne duruyorsun. Çağırıyorlar seni Mısır’a. Hem Tanrıça seni kanatları altına almış, hiçbir endişen olmasın. Nasıl yapıyorsan yap ve git!” O gece eve vardığımda doğrudan Mahmoud’u aradım ve dedim ki “Mahmoud ben Mısır’a geleceğim, ama tur falan olmayacak önceki gibi. Nasıl bir süreç olsun. Grupla gelmem şart mı?” Mahmoud’un yanıtı beni iyice rahatlattı: “Hasan, ister tek gel; istersen arkadaşlarınla hiç sorun değil. Ben senin hep yanında olurum.”

mahmutMahmoud El Rashedy (Foto: Aydın Sucuğ)

Özel Bir Adam: Mahmoud El Rashedy

Bu noktada Mahmoud’a dair bir şeyler söylemem lazım ki, ben nasıl gözü kapalı atladım bu yolculuğa anlaşılsın. Daha önce Mahmoud’la iki Mısır yolculuğunda da bulundum. Dünyada eşine ender rastlayabileceğiniz insanlardandır kendisi. İçten, sıcak, samimi, dürüst, kendi canını emanet et git o derece güvenilir bir adamdır. Rehberlik ettiği gruba sahip çıkar, grubu yönlendirir, herhangi bir sorun karşısında öne atlar ve hiç gözünü kırpmadan tehlikeye dalar. Böyle özel bir adamdır işte ve benim için de bir rehberden öte bir kardeş gibidir. Mısır gibi şenlikli bir ülkede de yanınızda böyle birisinin olması harika bir şeydir. Ayrıca önceleri sadece rehber olan Mahmoud’un artık kendi firması Red Rose Travelı’ı kurmuş olması da ekstra bir şanstı benim içim, çünkü tüm süreci onunla birlikte planlama ve yürütme şansımız olacaktı böylece.

Mısır’a Gidiyorum Var mı Benimle Gelen?

Bu mesajı Facebook duvarıma ve mail grubumdaki arkadaşlarıma yazmıştım. Evet, tek başıma da gidebileceğimi biliyordum; fakat ben cümbür cemaat yolculuklardan daha çok keyif alan bir yapıdayımdır. Şimdi Nil Nehri üzerinde gemiyle gideceksin ama akşama oturup güvertede laflayabileceğin bir allahın kulu bile yok. Bu yüzden hadi bakalım var mı benimle gelen dedim ve on üç kişi bu çağrıma yanıt verdi. 14 Nisan’da Kahire uçağına binen on dört kişi vardı ve bu on dört kişi için de unutulmaz bir yolculuk başlamak üzereydi…

Mısır Güvenli mi?

Bu sefer rüyada değilim di mi? Eminsiniz di mi? Mısır’a gidiyoruz di mi? Aslında uçağa binene kadar da bu şaşkınlık hali sürmüştü. Sanki sürekli olarak son dakikada bir şeyler patlayacak da yolculuk iptal olacakmış gibi geliyordu. Sadece bana mı, yol arkadaşlarımdan Sibel beş gün kala halen mesaj atıyordu: “Yahu Hasan gidiyoruz di mi, bak bavul yapıyorum ha!” diye. Vize alınmış, oteller ayarlanmış, her şey halledilmiş ve biz halen inanamıyorduk gittiğimize. Şimdi bazılarınızın aklına şu gelebilir: Yahu altı üstü Mısır’a gidiyorsunuz amma abarttınız ha! Eh elbette ki Mısır’a gidip turist gibi gezmeyi düşünenler için bu yorum geçerli olabilir; bastırırsın parayı ve gidersin paşa paşa. Ama Mısır yaşamasını bilene muhteşem bir ruhsal kaynaktır ve bu yolculuğu da bir nevi inisiyasyon olarak hissediyorduk içimizde. Bu yüzden heyecanlanıyorduk aslında. Yoksa bin deveye, git piramide, iki tur at Nil Nehri’nde, bir iki tapınak gör, Sfenks’le çektir foto, hediyelikleri kap da gel… Böylesi de olabilir tur bağlamında elbette ama hani sütü içmeyip de kaymağıyla yetinmeye benzer bu kadar yüzeysel yaşanmış bir Mısır.

Ayrıca yine Mısır’a gidiyoruz dediğimizde karşımıza çıkan ilk cümleler şunlar oluyordu: Deli misiniz? Oralar çok karışık. Aklınızı mı yediniz? Gidilir mi oralara? Aslında bunları bizlere söyleyen herkese büyük teşekkürler borçluyuz. Çünkü çevrenizi dinleyip ruhunuzu korkuya teslim etmediğinizde, ne muazzam güzelliklerle karşılaşabileceğinizin dersini bizlere vermiş oldular. Burada ben değil, biz olarak konuşuyorum; çünkü yola çıktığım on üç yol arkadaşımın hemen hepsi de bu tepkilerle karşılaşmış ve hatta bazıları bana telefon açıp “Hasan oralar güvenli mi yahu?” diye sormuşlardı. Ben de, merak etmeyin ruhumda bir korku yok, oralarda emin ellerdeyiz; ayrıca Mahmoud da zaten güvenli dedi ve ben de internetten sürekli haberleri takip ediyorum korkulacak bir şey yok yanıtını vermiştim kendilerine. Zaten kimsede de endişe oluşmadı bu konuşmadan sonra. Nitekim korkulanın aksine Mısır’ın aslında gayet güvenli olduğunu kendi gözlerimizle gördük. Evet, sorunları var ülkenin ama bunlar kendi aralarında; oraya gidenler için herhangi bir sorun teşkil etmiyor. Sadece Cuma günleri El-Tahrir’e yakın olmayın yeterli. Diğer açıdan iki sene önce gittiğimde güvenlik nasılsa şimdi de öyleydi. Bu nedenle kendimizi tebrik ettim öncelikle korkunun değil de ruhumuzun sesini dinlediğimiz için…

kahire1

Yeniden Kahire…

Uçaktan inip Kahire Havaalanı’nın koridorlarında yürümeye başladığımızda ise bu sefer cidden rüyada gibiydim. Yirmi ay boyunca bu anı beklemiştim. Rüyalarımda defalarca geçtiğim bu koridorlara şimdi gerçekten ayak basıyordum. Neredeyse eğilip öpecektim yerleri de “Len şimdi gidip havaalanı mermeriyle halleşmeyelim hani, bu hevesi Nil Nehri’ne saklayayım” dedim. Fakat etrafıma hülyalı gözlerle bakışım sürüyordu. Bu arada Mahmoud’un şirketi Red Rose Travel’ın Kahire Temsilcisi Muhammed’le karşılaştık. Karşımızda takım elbisesi için karizmatik, yakışıklı, etkileyici bir Mısırlı vardı ve o dakikadan itibaren Red Rose Travel tüm sürece el koymuştu. Muhammed bizi önce Mısır’a soktu, sonra bavullarımızı halletti ve sonra da kapıya doğru götürdü. Orada da çok sevgili kardeşim Mahmoud bizi bekliyordu. Kendisini gördüm ve kocaman sarıldım. Sonra yine etrafıma bakındım. Bu bir rüya değildi. Yeniden ikinci vatanımdaydım ve ölümsüz tanrıların toprakları bizleri yeniden karşılıyordu…

Kahire Sokaklarında…

Yirmi kişilik otobüsümüze bindik ve otelimize doğru yol almaya başladık. Moevenpick Otel’de kalacaktık ve bunun için de şehrin içinden geçerek Gize’ye yollanmamız gerekiyordu ki bu da yaklaşık 40 dakikalık bir yolculuk demekti. Bu bahaneyle Kahire’yle bol bol hasret giderme şansı buldum her ne kadar Mısır’ın en sevmediğim şehri de olsa. (Sıralamam Aswan, İskenderiye, Luksor ve Kahire şeklindedir.) Piramitler ve Müze olmasa cidden çekilecek şehir değildir burası. Kaotik, gürültücü, karmaşık, havası kirli, trafiği felaket bir yerdir. Benim Aswan’ımın yanında cehennem sayılır; İstanbul’u da yanında cennet bırakır. Bununla birlikte neylersiniz ki Piramitler burada…

Otobüse binmemizle birlikte Muhammed bize Kahire’yi anlatmaya başladı; ben de çeviriye. Bu arada Mısır’da tur rehberlerinin tarihi alanlarda çeviri yapmaları yasaklanmış. Yani yanınıza İngilizce bilen bir rehber alayım da gelenlere kendi dilimde çeviri yapayım deme şansı yok, kontrol ediliyor. (Bazı bölgelerde kontrol daha gevşek gerçi.) Bunun da nedeni şuymuş: Devrimden sonra birçok rehber işsiz kalıyor ve zaten gelen grup sayısı da az. Özellikle Rus gruplar ekstra rehber ücreti ödememek için anlaştıkları firmanın rehberiyle dolaşıyorlar ve grup lideri de çeviri yapıyormuş. Bu da Rusça bilen Mısırlı rehberlerin işsiz kalması anlamına geliyor. Buna karşı Mısırlı rehberler bir yürüyüş organize edip, grup liderlerinin çeviri yapmalarının yasaklanmasını talep etmişler. Turizm Bakanlığı da bu izni vermez olmuş. Bu nedenle de bizim yolculuğumuzda da alanlarda değil, otobüste çeviri ve anlatım yaptık. Ha evet belki Türkçe bilen bir Mısırlı rehber tutabilirdik, ama bu sefer Mahmoud bizimle olamazdı belki diye istemedim. Ayrıca da Mısırlıların nasıl Türkçe konuştuklarına şahit olmuştum önceden, ayrıca da Mısır Turizm Bakanlığı’nın, eserlerin nasıl anlatılmasını istediğini bildiğimden çeviriyi otobüste ben yaparım, kendi bilgilerimi de eklerim bunlara dedim. İyi de etmişim. Hele de Sfenks ve Piramitler’in nasıl yapıldığı konusundaki anlatıları duyunca bu kararıma çok sevindim.

kahire2

Moevenpick Gize’deyiz…

Bir kere Mısır’daki beş yıldızlı otellerin bizim üç yıldızlılara eşit olduğunu önceki deneyimlerinden biliyordum. Bu nedenle beklentilerim çok yüksek değildi. Ayrıca Mısır’a gidecekseniz tavsiyem bir otelde arayacağınız şey üst düzey kalite olmamalı. Temiz olsun, eli yüzü düzgün olsun, yemekleri iyi olsun, çok gürültülü olmasın yeterli. Daha önce Heliopolis’teki Sofitel Otel’i ve şehir merkezindeki Sheraton’u görmüştüm. Hepsinin artıları ve eksileri vardı. Sofitel güzeldi ama odaları ürkütücüydü biraz; Sheraton’da oda içleri güzeldi de şehir meydanına baktığı için çok gürültülüydü; Moevenpick ise temiz, düzgün, ama odaları biraz yorgun bir otel olarak göründü gözüme. Yalnız yemekleri cidden çok güzeldi ki Kahire’de yemek olayı biraz sorunludur, çok şikayet edilir; ama Moevenpick bu konuda çok başarılıydı, hatta sonrasında nerdeyse kaldığımız hiçbir yerin yemeği bizi kesmedi onlar da gayet güzel olmalarına rağmen. Bu arada Mısır’a gideceklere hep şunlar söylenir: Aman her yer pislik içinde, yemekler berbat, oteller rezil… Üç kere gittim ve inşallah daha defalarca gideceğim; ama yolculuğumuzu etkileyecek böyle durumlara rastlamadım. Evet, sokaklarda özellikle de kırsal alanlarda pislik olabilir de bu Mısırlılar’ın sorunu. Otellerde bu problemle karşılaşmadım. Ayrıca üç seferde de yenemeyecek kadar rezil yemeklere rastlamadım; hatta gayet güzel şeyler yedim. Otellerin kalitesinin de bahsettim az önce. Yani sonuçta İsviçre’ye gitmiyorsunuz Mısır’dasınız; öyle ultra lüks beklemeyeceksiniz. Bu arada Mısır’a ucuz turlarla gidecekseniz elbette ki bazı arazlarla karşılaşmanız olası da Mısır ucuz turlarla gidilmesi en az tercih edilmesi gereken ülkelerden. (Keza o  ucuz görünen turlar, sonrasında her gün için sizden ekstralar talep edip ücreti yine dolduruyorlar bilginiz olsun.)

Yine otelimize dönersek Moevenpick Gize’nin güzel taraflarından birisi de piramitlerin dibinde olması. Otel içinde güzel bir kafeleri var ve oradan Piramitleri tüm haşmetiyle izleyebiliyorsunuz. Kalabalık grupların oturup sohbet etmesi için çok keyifli bir mekan eğer hava da uygunsa… Kısacası ben bu oteli beğendim, şiddetle tavsiye ederim demesem bile; gayet seçilebilir.

Bizim geldiğimiz gece bir de düğün vardı ki off off. Hani bizim ülkemizdeki düğünler de eğlencelidir de buradaki müzik ve eğlenceye rastlamak pek kolay değil. Gelinle damat kapıdan girdiklerinde hemen masaya yürüyüp oturmuyorlar bir kere. Durup bekliyorlar ve o arada insanı kopup götüren bir müzik başlıyor. Kıvırmaya daha kapıdan başlıyorsunuz ve nitekim bizim grubun kızları doğrudan olayın içine daldılar. Az sonra da baktım birisi damadı kapmış, diğeri kayınpederi hep birlikte göbek atıyorlar. Tabii Mısır kültürüyle bizimki kolkola olduğu için ısınmamız saniyeleri bile bulmuyor. Zaten halk olarak Türkleri de çok seviyorlar Mısırlılar, bu sıcaklıkla biz dalıyoruz düğünün tam da içine…

Gize’nin Geceleri

Otele yerleştikten ve düğünde kurtlarımızı döktükten sonra Moevenpick’in kafesinde buluşuyoruz ve on dört yol arkadaşı birbirimizi tanıyoruz ayrıntılı. Gerçi hoş herkes zaten havaalanından başlamıştı kaynaşmaya da ayrıntılı olarak birbirimizi bilmemiz daha keyifli olacaktı. Ayrıca Mısır yolculuklarında akşam toplanılıp yapılan sohbetlerin tadı bir başka oluyor. Gün boyu gezip gördüğünüz mekanların sizlere anlatılmayan yönlerini öğrenip, o gün yaşadığınız mistik deneyimleri paylaşabiliyor ve diğerlerinin deneyimlerini dinleyebiliyorsunuz. Kişi sayısı da az olunca bu daha da hızlı ve etkili bir paylaşıma dönüşüyor. İlk gecemizde de ertesi gün gezeceğimiz yerler hakkında ön bilgilendirme yaptıktan sonra yaşanabilecek mistik deneyimler, Piramitler ve Sfenks’in gizemlerine dair paylaşımlarda bulunduk ve Mısır’daki ilk ziyaretimize hazırlanmak için yataklarımıza yollandık.

Sakkara’nın Kumları

Mısır’a İstanbul’dan gidiliyor malum; ben de İzmir’de yaşadığım için İstanbul’a İzmir Adnan Menderes Havalimanı’ndan gidecektim ve alana geldiğimde bir D&R buldum. Nasılsa vaktim var gezeyim derken bir anda indirim reyonunda karşıma Duranvaro Melchezidek’in “Yaşam Çiçeğinin Sırrı” kitapları serisi çıktı. Bu kitapları bana sık sık tavsiye ediyorlardı konusu Mısır olduğu için ve onlara Mısır’a giderken rastlamak çok da manalı gelmişti bana. Gerçi iki cilt kocaman kitabı nereden taşıyacağım ben dönüşte alırım dedim ama hadi biraz da inceleyeyim bakalım neler söylemiş amcam diye kitabın sayfalarında dolaşmaya başladım. Sakkara ve Basamaklı Piramit’le ilgili bölüme gelince de durdum. Hani gidip gördüğümüz yer malum, çok da bir numarası yoktu enerjisel anlamda; bakalım baba ne demiş diye düşündüm. Sonrasında da yazanlara şaşkın şaşkın bakakaldım: “Sakkara gizli bir bölgedir, çevresini dikenli tellerle çevirmişlerdir, bu tellerin ardında makinalı tüfeklerini size doğrultmuş Mısırlılar bekler ve fazla yaklaşırsanız sizi öldürürler. Beni içeri sokmak için 8000 dolar rüşvet istediler, sadece girip bakmak için…” gibi kısaca özetleyebileceğim şeyler yazıyordu kitapta. Zannederseniz ki Mısırlılar uzaylı üssü bulmuşlar da orada, var güçleriyle koruyorlar… Hani Sakkara’da… Hani 2000 yılında porno film yapımcısı Pierre Woodman’ın 500 dolar rüşveti basıp, bir mastaba içinde “Pyramid” pornosunu çektiği bölgede… Hani benim daha önce iki kere gidip de öyle aman aman etkilenmediğim bir bölgede? Dikenli teller? Sizi öldürebilecek Mısırlılar? 8000 dolar rüşvet? Baba ne içtiyse ondan ben de istiyorum dedim bu satırları okuyunca. Neresinden tutsan elinde kalıyor. Zaten kitabı kapatıp almaktan vazgeçtim o anda. Hani tamam elbette ki faydalı bilgiler vardır belki de birilerinden bulursam ancak dedim içimden…

İşte bu “gizemli” Sakkara’daydık ilk durağımız olarak. İlk olarak da “Imhotep Müzesi”ne girdik piramit alanından önce. Küçük ama enfes bir müzeydi. Bir defa eserlerin sunumunun ne kadar büyük fark yaratabileceğini burada görüyorsunuz. Ulusal Müze’nin binde biri kadar bile değil ama o kadar etkileyici bir müze ki sırf modern sunum teknikleri sebebiyle. Ben çok beğendim daha önce göremediğim bu yeri. Sonra Ulusal Müze’nin aslında sunum açısından ne kadar zayıf olduğunu düşündüm. Ama neyse ki 2015’te yeni “Ulusal Müze” açılacak ve o muhteşem Mısır eserlerini daha düzgün bir biçimde görebilecek insanlık.

imho

Imhotep Müzesi'nden Tanrıça Hathor Heykelleri

Imhotep Müzesi’nden Tanrıça Hathor Heykelleri

Müze sonrasında da meşhur “Basamaklı Piramit”e doğru yollandık. Piramidi bakıma almışlar, üstü başı kum doluydu zaten ve temizlemek için iskeleler kurmuşlar. Ama bu iskeleler bile güzelliğini bozamıyor, hatta daha da gizemli bir hava katıyordu Mimar Imhotep’in bu çok güzel eserine. Daha önceki gelişlerimizdeki rehberlerimiz bize Piramit’in önündeki alanı anlatmamışlardı; bu sefer Mahmoud ayrıntılı olarak bize Firavunlar’ın güçlerini ispat etmek için düzenledikleri Heb Sed Festivali’ni ve bu alanda Firavun’u nasıl koşturduklarını tarif etti. Heb Sed Festivali, Firavunların tahta çıkışlarının otuzuncu senesinde gerçekleştirdikleri ve sonrasında her üç senede bir tekrarladıkları bir gösteri. Firavun burada, Basamaklı Piramit’in önündeki alanda bir yandan ötesine koşarak ve sonrasında da canlı bir boğanın kuyruğunu keserek, ülkeyi yönetmeye muktedir olduğunu diğer yöneticilere ispat etmek durumunda. Yukarı ve Aşağı Mısır’ın yöneticileri de Firavun’un bu durumunu görüp, “Bizimkinde halen iş bitmemiş, aslanlar gibi” şeklinde beyanatlar veriyorlar memlekete döndüklerinde halklarına. Ortada bir havuz var dört yapraklı, her birisi bir yönü temsil ediyor. Firavun önce bir yöne dokunuyor, sonra alanın bir o yanına, bir bu yanına koşuyor ve “Doğunun hakimiyim” falan gibi bağırıyor, sonra diğerlerine de koşup aynısını yapıyor. En sonunda üzerine bir boğa salıyorlar. O sıcakta biz yürürken haşat olduk Firavun ne hale geliyordur diyor insan. Gerçi hoş zaten işin gücünü gösterme kısmı da orada ya zaten…

Basamaklı Piramit

Basamaklı Piramit

Mahmoud Heb Sed Törenini Anlatıyor...

Mahmoud Heb Sed Törenini Anlatıyor…

Mısır'ın yöneticileri sağdaki alanda oturur firavunu izlerlermiş...

Mısır’ın yöneticileri sağdaki alanda oturur firavunu izlerlermiş…

Kızıl Piramit’in İçi

İkinci gelişimde Daşhur’daki “Kızıl Piramit”i uzaktan görmüş ve büyülenmiştim. Ejiptolojinin kronolojisine göre Büyük Piramit’ten önce inşa edilen piramit buydu. Boyutları itibariyle de diğeri kadar görkemliydi. Yalnız benim kafamı karıştıran nokta şuydu: Daha önceki deneyimlerimden Büyük Piramit’in içinin çok sıradışı olduğunu biliyordum ve bu piramidi Ejiptoloji’nin söylediği üzere Firavun Khufu’nun hele ki mezar olarak yaptırmadığına emindim; yalnız “Kızıl Piramit” kafamı karıştırmıştı. “Büyük Piramit”e o kadar çok benziyordu ki sol beyinli uzmanların “Büyük Piramit”in öncülü olarak düşünmelerine şaşmamak gerekiyordu. Bu noktada yapılabilecek en iyi şey, onun da içine girip nasıl hisler uyandıracağını gözlemlemekti. Geçen sefer bunu yapamamıştık, ama bu sefer durum farklıydı ve yallah deyip daldık piramite.

Kızıl Piramit'in Dış Görünüşü

Kızıl Piramit’in Dış Görünüşü

Kızıl Piramit Koridor

Kızıl Piramit Koridor

Kızıl Piramit Kral Odası

Kızıl Piramit Kral Odası

Uzun ince bir koridordan aşağı doğru zorlu bir yolculukla indik ve Büyük Piramit’in içindeki büyük hole çok benzeyen bir yere geldik. İçerisi çok sıcak ve havasızdı. “Büyük Piramit”teki havalandırma tünellerinin ne kadar etkili olduğunu buradan anlamak mümkündü hani. Sonra ana odaya gittim ama içerisi harap haldeydi. Aslında bu dağılmış içyapı da gizemli olmasına rağmen, enerji babında gram bir şey yoktu. Nerede o “Büyük Piramit”in içine girdiğinizde yoğunlaşan enerji, nerede burasının sidik kokan kral odası. Artık kendi içimde emin olmuştum; “Büyük Piramit” Khufu’nun mezarı falan değildi, o daha farklı bir yapıydı ve şu söylem benim için doğrulanmıştı: “Büyük Piramid’i Mısırlılar yapmadı. Mısırlılar geldiklerine onu buldular ve diğer tüm piramitleri ona benzetmeye çalıştılar.”

“Kızıl Piramit”ten çıkmıştık ve sırada işte bu “Büyük Piramit”i görmek vardı yeniden ve orada da hiç tahmin edemeyeceğimiz bir sürpriz karşımıza çıkacaktı…

(Devam edecek…)

(Fotoğraflar: Hasan “Sonsuz” Çeliktaş) 

Yorum Yapın