Zihninizi Berraklaştırmanın Yolları

798 views

İlkokul ikinci sınıftayken, Çatalca’ya bir gezi planlandı öğretmenimiz tarafından. Kararlaştırılan haftasonu, tüm öğrenciler velileriyle birlikte geziye katılacaklardı ve veliler de gezi için, börek-çörek hazırlayacaktı.
Gezinin yapılacağı cumartesi sabahı geldi, annemin bir gün önceden hazırladığı yiyecekleri yüklendik ve okula geldik. Ancak hemen hemen kimse gelmemişti. Bizimle birlikte bir iki öğrenci daha vardı, o kadar.
Hareket saati geldi, gelen giden olmayınca, anneler öğretmeni aradılar. Gezi, bir hafta sonrasına alınmış ve öğretmen sınıfta duyuru yapmış.

Duymamıştım.
Sonuçta, eve geri döndük ve hazırladıklarımızı kendimiz yedik, annemden gelen azarla birlikte.
Bir hafta sonra gezi zamanı ise, o zamanlar başımın belası olan kulak iltihabına yine yakalandım, hasta ve yataktaydım.
Sonuçta geziye katılamadım.

İşte şu hikaye, yetişkinliğimizde “o kadar çabalıyorum, o kadar istiyorum ama beklediklerime bir türlü kavuşamıyorum” melankolisinin efsane bir özetidir bana göre.
Yanlış algı, dikkati yanlış yere yöneltir. Yanlış yönlenme, yanlış planlar yaptırır. Yanlış plan yanlış sonucu getirir.
Yirmili yaşlarımın başına kadar dikkati dağınık biriydim. Elbette çocukluğun da verdiği etkiyle, ilkokulda daha da dikkati dağınık, hiperaktif ve yaramaz bir çocuktum. Öğretmeni dinlememiş olmam, onu duymamış olmam, böyle bir yapıdayken o kadar doğal ki. Dolayısıyla kaçırdığım bir bilgi sonrası yapılan tüm planlar da boş gitti.
Bu durum, bana özgü değil.
Söz konusu beklentilerimiz olduğunda, gerçekleri göremiyoruz. Gerçek dünyada vuku bulmakta olan durumlara göre değil, planlarımızı kendi arzularımız, korkularımız, endişelerimiz, beklentilerimiz ile kirlenmiş gözlüklerimizden gördüğümüz dünyaya göre yapıyoruz planlarımızı, çok da çabalıyoruz halbuki, ama olmuyor. Olmaz. En doğalı böyle bir durumda olmaması zaten, ne kadar çabalarsak çabalayalım.
Tüm bunlardan arınarak gerçekliğe bakmak ve esas gereken (veya gerekmeyen) çabayı anlayabilmek içinse, birkaç şey gerekir.
Öncelikle on dakika olsun duygusal olmayı bırakabilmek gerekir. Çünkü duygularımız bize ait, bizim içimizde yaşayan şeylerdir ve subjektifler. Dolayısıyla objektif dünyanın bilgisini bize vermedikleri gibi onu engellerler.
Örneğin o çok hoşlandığınız insanla birlikte olma fikrini değerlendirirken, duygularınıza kapılıp “Tanrım, ne güzel olur gerçekleşse!” der ve hayallere kapılırız. Oysa bu doğru mudur? Gerçekten, o kişiye olan hislerimizi bir an için kenara bıraktığımızda gördüğümüz insan, bize ne kadar uymaktadır?
Ya da kariyer meselesi. A kariyerinin bizim için harika olduğunu düşünür ve ona giden yolu duygularımızla çizeriz. Oysa o kariyere giden yolda, duygularımızla uyumsuz, hatta bizi zorlayacak bazı adımlar da vardır, onları kaçırırız. O kariyer için çabalarken kendimizi insanlarla birlikte, aktif ve pozitif hayal ederiz. Fakat o kariyer adımlarında zaman zaman eve kapanıp, hatta gelen davetleri reddedip, gözler kızarıncaya kadar okuma, çalışma, hazırlık safhası vardır. Veya tam tersi.
Bir diğer durum, sadece kendi gücümüzü, kapasitemizi, durumumuzu değil,  o amaca ulaşmada bizimle olacak insanların da durumlarını ve hatta amaca ulaşılacak ortamı/platformu iyi değerlendirmek gerekir.
Siz büyük bir iş planlamış olabilirsiniz, harika bir proje olabilir elinizdeki. Ama ciddi global kriz dönemi o işe girişirseniz, finans bulamamanız, bulsanız da projeyi nakit akışına çevirememeniz olası.
Birlikte olsanız gerçekten de çok mutlu olacağınızı düşündüğünüz ve hissettiğiniz biri olabilir, ama belki de o, o esnada kafasında başka şeylere öncelik vermektedir. Psikolojik olarak ilişkiye hazır olmayabilir veya kariyeriyle uğraşıyor olabilir örneğin.

Ve son olarak hız.
Eylemler hızla alakalıdır. Durağan eylem insan için tam anlamıyla mümkün değildir. En hareketsiz durduğumuzda bile organlarımız çalışmaktadır. Kanımız akmakta, kalbimiz akmakta, ciğerlerimiz şişip sönmektedir.
Dolayısıyla bir isteğe yönelik hareket ettiğimizde hızlı oluruz ve aslında ne kadar motive olmuşsak o kadar da hızlı ve sağlam kondisyonla hareket ederiz.
Ama tüm bunlardan önce, plan ve değerlendirme evresinde yavaşlamak gerekir. Anlamak, durmakla alakalıdır. İngilizce anlamak understand kelimesiyle ifade edilir. Stand kelimesi bulunmak, kaim olmak, ayakta dikilmek anlamına gelir aynı zamanda. Yani algılar açık bir biçimde var olarak durmak. Almanca anlamak kelimesi verstehen’dir. Stehen aynı zamanda durmak demektir.
Gerçeği idrak edebilmek, onu kavrayıp onunla uyumlu planlar yapabilmek için, önce onu anlamak gerekir, bunun için de durmak şarttır.
Aynı ilkokuldaki ben gibi. Yaramazlık yapmakla o kadar meşguldüm, öyle hareket halindeydim ki, bir an durup öğretmeni dinlemedim. Dinlesem, tatilin ertelendiğini bilirdim.

Dolayısıyla, hamster gibi tekerlekte boşuna dönmemek, veya yanlış yollardan yanlış yerlere varıp, her seferinde “ben buraya gelmeye çalışmıyordum, yine kayboldum!” diye üzülmemek için,

Aklımızla, hızımızı yavaşlatıp bir an için durup, hem iç hem dış şartları değerlendirmeden, ne varılacak hedef, beklenti doğru belirlenebilir ne de oraya ulaşılabilir.
Kaçımız ayda, üç ayda, altı ayda bir durup, bir gün için durup, bir hafta için durup, izin günleri dışarı çıkmayı bırakıp, işin içine insanları dahil etmeden, acıklı şarkılar fonda çalmadan, bir sigara yakıp dertlenmeden,
Elimize kağıdı kalemi alıp, tek tek değerlerimizi, beklentilerimizi, beklentilerimizi karşılamasını umduğumuz hedefleri, bu hedeflerin ulaşılabilirliğini, eksik yanların nasıl tamamlanabileceğini “bu hayatta zaten hiç güzel şey olmuyor” dramasına kapılmadan, mühendis gibi planlayabiliyoruz?
Ve dahası sonra ona göre, arada bir planı tekrar check ederek yolda ilerleyebiliyoruz?
İşte bu sebeple çamuru, toprağı, taşı görüyoruz, altındaki kristali değil. Çünkü yanlış yere bakıyor, yanlış analiz ediyor, yanlış müdahale ediyoruz.
E bu durumda şimdi, matematik mi çok kötü yoksa biz denklemi yanlış çözüyoruz diye mi matematik bize kötü geliyor?
Hayatın kötü olmak, hatta olmak gibi bir derdi olduğunu sanmıyorum.
Ama bizim var. Bizim var olmak ve pozitif olarak var olmak gibi bir derdimiz var.
O zaman sorumluluk yalnızca, yalnızca bize aittir.
Formül elinizde, bakalım kimler kolları sıvayacak?

Yorum Yapın