Değişimde Adaptasyonun Gücünü Anlamak

294 views

Son zamanlarda herkesin dilinden, sizlerin de fark etmiş olabileceği gibi çaresizlik akıyor sayın okur; herkes sona geldiğimizden, işlerin bir daha asla yoluna girmeyeceğinden, dünyanın asla bir daha yaşanılası bir yer olmayacağından; hadi hiç olmadı tüm bunlar olsa bile kendisinin düzelmeyeceğinden emin.
Milyarlarca yıllık canlı ve en nihayetinde insan gelişimini az bucuk bilen bir zihin için ise, elbette bu değişmez çaresizlik kanısı oldukça ilginç.
Nitekim bu durum uçabildiği ona unutturulmuş bir kuşun, kanatları olduğu halde yerde bir kediye yem olması kadar saçma.

Bu hikayede o kanatların adı adaptasyon.

Adaptasyon bizi bakteriden balığa, balıktan insana, çekik gözlüden iri gözlüye, esmerden sarışına  budistten teröriste dönüştüren, komün sistemden kapitalist sisteme, anaerkil sistemden ataerkil sisteme ve en nihayetinde tekrar anaerkil sisteme, uzaya, okyanusun dibine, volkanik dağların veya plazaların tepesine taşıyan, özetle bizi bir biçimde “var” kılan en temel süper gücümüzdür. Bu süper güç hem nesillerce, hem çağlarca hem de bireylerce defaaten hayatta kalmak için kullanılır ve böylece korunarak bir sonraki nesle aktarılır.
Öfke sorununu çözmezse eşini kaybedeceğini düşünen adama veya fabrikasyon ürün tüketmeye alışmazsa aşırı nüfus sebebiyle aç kalabileceğini düşünen 20. yüzyıl insanlarına bunu yapabilme gücünü veren adaptasyon özelliğimizdir. İnsan, yalnızca başka türlü olmayı ummaz; aynı zamanda eğer gerçekten başka türlü olması gerektiğine inanıyorsa başka türlü olur. Adaptasyonunu büyük ölçüde yönlendirebilen tek canlı insandır.
Fakat adaptasyonun işleme biçimi sebebiyle, insanlar çoğu zaman onun bu yönünü tamamen unutarak sadece alışkanlık tarafına takılırlar.
Çünkü bizi hayatta tutan uyumlanma özelliğimiz sayesinde çok çabuk alışkanlık da ediniriz. Bôylece uyumlanma tamamlanır tamamlanmaz yeni oturan alışkanlıklar sayesinde biz sanki ezelden beri böyle yaşıyormuşuz gibi hissederiz. Paraya, yalnızlığa, basarısızlığa, kalabalık bir eve, daha küçük bir eve vs… Hepsinin bizde asırlardır varmış hissi yaratabilmesinin özü budur.
Fakat ister bizden ister dışarıdan kaynaklı sebeplerce şartlar değiştiğinde, elbette adaptasyon süreci tekrar başlar ve bu durumda eski alışkanlıkların bırakılması gerekir.
Bu durum, araştırmalar gösteriyor ki ortalama 21 gün sürmektedir.
Yani bir 21 boyunca insan kendisini, sanki ayağını boşluğa atıyormuş gibi huzursuz ve gergin hisseder. Yeni gelenin belirsizliği onu strese sokar ve kendi sisteminin işleyişinden bir haberse, tam bu noktada değişime direnir.
Bu da, elbette gecikme, sorun, lüzumsuz artan stres, değişmedigi için iyileşmeyen şartlar olarak insana geri döner.
Çünkü hayatta kalmanın ilk koşulu değişimdir. Hayat bir döngüdür en nihayetinde.
Zaten bu yüzden bize bahşedilen en önemli güç adaptasyondur.
Ancak süreci iyi tanımalı ve ona açık olmalıyız bunu doğru kullanabilmek için.
Bilmeliyiz ki istesek de istemesek de, en iyisi için de olsa en kötüsü için de olsa, her halükarda değişim, başlangıçta bizde bir huzursuzluk bir düzensizlik yaratacaktır.
Bu süreç takribi yirmi bir gün sürecektir.
Ve sonrasında yeni düzen başlayacaktır.
Bize düşen, bunun doğallığını kabul edip, sürece teslim olmaktır.
Nasıl bir evden yenisine taşınırken başta bir düzensizlik, yeni evde bir huzursuzluk oluyorsa,
ama neticede kısa sürede düzen oturuyorsa ve biz bu huzursuzluk yüzünden yarı yolda geri eski eve kaçmıyorsak,
İşte bu sürecin bundan bir farkı yok, inanın.
Daha iyisini ve yenisini istemekten, bunun için güvenlik alanınızdan, yani eski alışkanlıklarınızdan kopmaktan korkmayın.
Kısa bir süre sonra, yeni alışkanlıklar yıllardır oradaymış gibi gelecek, eskiler ise hatırlanmayacak bile.
Bunu biliyorsunuz, biliyoruz, çünkü daha önce de yaşadık.
Hep yaşadık, tam da böyle hayatta kaldık.
Sisteminize güvenin.

Yorum Yapın