Aşıklara Davet…

171 views

Hayata gözlerinizi açarsın. Ufak bir bebeksindir. Çok ihtiyaçlı, çok muhtaç. Ebeveynlerin, senin için meleklerdir sanki. Sonra yürümeye başlarsın ve de gittikçe büyümeye. Ailenin öğrettiklerini alırsın, akrabalarından, toplumdan, okulundan gelenleri de… Önünde çizili bir yaşam şablonu belirlemeye başlamıştır. Yıllarca bu şablon içinde yürür durursun. Ama bir şeyler seni rahatsız eder sürekli. İçinden sürekli fısıldayan bir ses. Bir şeyler doğru gelmiyordur sana. Bu kadar mıydı, bunun için mi geldim dersin bu gezegene. Bu fısıltı yükselip bir çığlığa dönüştüğünde ise artık başka bir yolun arayışına girersin. Sana çizilenin ötesinde ne var bunu öğrenmek istersin. Kendinle ilgili hakikatin peşinde koşmaya başlarsın.

Ruhsal yolculuk bu noktada başlar. İlk başlarda hevesle koşarsın. Bulduğun her şeye saldırırsın. Her kitabı okur. Her eğitimi katılır. Herkesle konuşmak için can atarsın. Ama bir süre sonra fark edersin ki başka bir şablonun içindesiniz. Bakarsın çevrene, gülümseyen yüzlerin ardındaki acılarla karşılaşırsın birden. Bilip de yaşayamamanın acısı. Çemberin içinde dönüp durmanın çilesi. Daha da beteri bir gün yüzünüze çarpar. Esasında gayet memnunsundur bu konfor alanından ve ötelere geçmeyi istemeyenlere katılmışsındır. İstemekle kalmayıp nicelerini de davet etmişsindir çembere ve hep birlikte dönüp duruyorsundur kafesteki hamster misali.

Sonra bir gün gözyaşları içinde dua edersiniz: “Sesimi duyuyorsan eğer. Eğer gerçekten oradaysan, çıkart beni buradan. Dayanamıyorum artık.” Çok şey bilirsin ama yaşayamazsın. Hakikatın kokusunu alırsın ama ona dokunamazsın. Aşk vardır, ama onun ne olduğuna dair fikrin yoktur. Aşkı sadece dışarıda gördüğün bedenlerde ararsın da bulduğunun sadece kendi nefslerinin krallığına hizmetkarlar arayan küçük çocuklar olduğunu anlarsın. Çevrende güzel insanlar, güzel öğretmenler vardır. Ama bir bakarsın onlar da seni daha ötesine götüremiyorlar. Yolculuğumuz buraya kadarmış deyip, o ana kadar olan tüm destekleri için ellerini öpüp yanlarından ayrılırsın.

Kendini artık çaresiz, çıkış bulamaz hissederken birden bir bakarsın ki bir el uzanmış sana. O ana kadar kibrinden uzatılmış nice elleri tutmadığını anımsarsın bir an, sonra görürsün acizliğini ve başlarım kibrine deyip o eli tutarsın. Sonra bir bakarsın ki yavaş yavaş o çemberden dışarıya doğru çekiliyorsun. En sonunda çıkmayı başardığında ise seni çekip çıkartan karşındadır. O çemberlerde çokça dönmüş, ama sonunda çıkış yolunu bulmuş bir dost. “Hadi gel, daha keşfedecek o kadar çok şey var ki neler bulduğuma inanamayacaksın” deyip heyecanlı heyecanlı, bir o kadar da büyük bir neşeyle elinden tutup karmakarışık ormanların içindeki daracık patikadan götüren bir rehber olmuş sana. Biraz şaşkınsındır, ama sonra hatırlamaya başlarsın o aslında kimdir. Dışarıda görünenin, içinde olanın ta kendisi olduğunu idrak edersin. Duaların kabul olmuş ve onunla kavuşmuşsundur sonunda.

İşte Meryem Suna olarak görünenin manası budur benim için. Beni bana hatırlatan harika bir rehber, olağanüstü bir üstad, her daim yanımda olan bir dost ve özünü sözünü tavırlarını bir etmiş bir rol model. Bendeki aşkın alevini harlandırmış, içimdeki alimi, aşkla kavurup, varlığımdaki arifi ortaya çıkarmış güzelliğine doyulamaz bir Şems. Bir de üzerine kutsal izdivacı Serdar ile birlikte ilişkisiyle bana bu dünyada aşkın kadın erkek boyutunda da nasıl muazzam yaşanabileceğine örnek olmuş ilahi bir aşık. Tüm bunların yanında ne zaman onu fazlasıyla yüceltip, ipimi eline vermeye kalksam, o ipi kesip atıp “Ben senin dostunum Hasan. Bağlılığımız ise yalnızca O’nadır” deyip bana hep hakikati hatırlatmış yüce gönüllü bir yaren. Ben Meryem için o kadar çok şey yazabilirim ki… Ve biliyorum ki o bu aşkı her daim kabul eder de bana hep maşuk olmanın gerçek anlamını hatırlatır: “Sana Meryem olarak görünen kimdir, güzel dostum?”

Yaklaşık 3 senedir Meryem ile birlikte yürüyoruz ve ömrüm vefa ettiği sürece de yolumuz birdir, birliktedir. Son 1.5 senedir ise onunla birlikte derin bir inzivadaydım. Bana kalbimi, dilimi ve davranışlarımı bir etmeyi hatırlattı bu süreç en kısa özetiyle. Ete kemiğe bürünüp Hasan diye görünenin kim olduğunu da…

Şimdi bu bilinçle yeniden dönüyoruz hizmetimizin başına. Sadece ben mi? Benim gibi nice güzel canlar var Meryem ile birlikte yürümeyi seçmiş. Hepimiz birlikte bu haftasonu Anadolu topraklarının en kadim ruhsal festivali Şeb-i Arus’taki meydanımızda olacağız. İlk defa katılana kadar Şeb-i Arus’u sadece semazenlerin olduğu törenlerden ibaret zannederken, deneyimlememle birlikte esasında bu haftanın esasında nasıl uluslar ve ilahi boyutlar arası bir buluşma olduğuna şahit olmuştum geçen sene. Şimdi ise bu büyük buluşmada yer alacak olmanın heyecanını yaşıyoruz.

Sizler de bu güzelliğin kokusunu aldınız ki yoğun biçimde başvurdunuz davetimizin ardından bize. Aldığımız nice çağrının ancak belli bir kısmını yerleştirmeye yardımcı olabildik. İki oteli doldurduk da artık eşin dostun evinde konaklatmaya kadar ilerledik. Ama artık elimizden bir şey gelmez oldu konaklama hususunda.

Fakat gelmek istiyorsunuz her koşulda, biliyoruz, görüyoruz, doluyoruz, taşıyoruz arzunuzla… Kokuyu alıyorsunuz… Aşkın kokusunu… Kendinle kavuşmanın özleminin nihayete erişeceğini bilişin kokusunu… Aşığın maşukla bütünleştiği o anın, o hasretin tamamlanışının, o kavuşumun kokusunu…

Gelin… Yüreğinizdeki aşkla gelin… İçinizdeki aşıkla gelin ve kavuşun o özlediğiniz maşukla…

Meryem ile birlikte bekliyoruz sizi meydanımızda… Gelin ve birlikte coşalım aşkla…

15 ve 16 Aralık’ta Konya Hilton Garden Inn’de sabah saat 10:00’da…

Önceki İçerikYeni Yılda Hediyeniz AŞK OLsun…
Sonraki İçerikZencefil’in Derdi
Hasan 'Sonsuz' Çeliktaş
18 Kasım 1976'da Mersin'de doğdu. Toros Koleji'ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'ne girdi. Fakültesini çok sevdiğinden mezuniyeti sonrasında oradan ayrılamadı ve asistan kadrosunda eğitim hayatına devam etti. 2005'te ise İzmir'e yerleşti. 2001 yılında "Sonsuzlukotesi" mail grubunu kurmasıyla başlayan yazarlık hayatı, önce 2002'de sonsuzlukotesi.com'u, daha sonra da 2004'de derKi.com'u kurmasıyla devam etti. Bir yandan da Cosmopolitan, Esquire, Yeni Aktüel, Zodiac, Akşam Brunch gibi dergilerde ve Akşam Gazetesi'nde serbest yazar olarak yazıları yayınlandı. 2011'de ise Anadolu topraklarından doğup Amazon.com'da yayınlanan ilk Türk Spiritüel dergisi "The Wise"ı oluşturdu. Halen yazmaya devam ediyor. Duru Sonsuz ile Özün Dünya'nın babası sıfatıyla onlara rehberlik yapmaya çalışıyor...

Yorum Yapın