Görüntülenme : 862  |
Sayfa 1 of 2
“Houston bir
sorunumuz var”
Bu yazıyı yazmaya
karar verdiğimden beri, zihin tarafından sabote edilmekteyim ve aşağıda
açıkladığım ayak oyunlarının bizzat hedefiyim. Ama bana müstehak...
Zihinle ilgili bir
yazı yazmaya karar verdiğimde, kendi zihnimin de kollektif zihinle işbirliği
içinde olacağını, hatta bizzat ona yataklık yaptığından, kanının son damlasına
kadar direneceğini bilmeliydim.
“Burası Houston,
lütfen tekrar edin, soru neydi kaçırdık”
“Yalancı. Sen
Houston değil, Zihinsin. Sadece zihin sorunun tekrarlanmasını ister!”
“Tüh be, bu sefer de
yakalandık iyi mi?”
“Hadi canım,
ikile”
E, Nerede
kalmıştık? Hah tamam hatırladım: Bir sorunumuz var’da...
Albert Einstein
demiş ki, “Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce
düzleminde kalarak çözemezsiniz.”
Bu IQ’su yüksek
deha, doğru ama eksik söylemiş. Kızgın,
kırgın, endişeli, korkulu halimizden de
o hale girdiğimiz duygu düzleminde kalarak çıkmamız mümkün değildir.
Asıl bilmemiz
gereken, olumsuz her duygu ve düşünce, bizi şimdiki andan kopartır ve
ya geçmişe ya da geleceğe fırlatır. Bizi geçmişteki güdük başarılarımızla
yetinmeye veya dev aynasında büyütülmüş korkularımıza teslim olmaya zorlarlar. Geçmiş
illüzyonu işe yaramazsa, bu defa gelecek
kartını oynar ve eylemin zorluğuna
bizi ikna ederek, bilinmeyen bir gelecekteki başarının hayaliyle avutmaya veya
bilinmeyenden yaratılan endişenin içine hapsetmeye çalışır.
Duygu ve düşünceler;
geçmişte veya gelecekte dolanmayı, mevcut düzlemin dışına çıkmak gibi
algılatarak bizi resmen dolandırırlar.
Duygu ve düşünce
dediğimiz şeyler aslında, zihnimizin çıktılarıdır. Zihin, başka zihinlerin girdileriyle veya bilinç düzeyinden sızan
bilgiyi deforme edip, daha önce bildiği başka birşeye benzeterek beslenir. Bunu
yaparken de, yıllar içinde topladığı bilgi ve deneyimlerle ince ince ördüğü mevcut
düzenini bozmayı sevmez. Hatta işine
gelmeyeni çaktırmadan ya hiç içeri almaz ya da sevmediği kaynanasından gelen
bibloyu evin dekorasyonuna uymadığı bahanesiyle dolabın en kuytu köşesine atan
gelin gibi, beynimizin en kuş uçmaz bilinç ulaşmaz yerine tepiverir.
Zihin, bilgi ve deneyimi yaratan değil, sadece
toplayan ve sonra onlardan kendi kafasına göre ve genelde olumsuz
kombinasyonlar oluşturandır. O yüzden de sadece o ana kadar topladıklarıyla
aynı titreşimde olanları, yani genelde olumsuz duygu ve düşünceleri kendine çekmeyi
tercih eder.
İşte bu yüzden biz
başkalarının başaramadığı şeyleri bizim de başaramayacağımızı düşünürüz,
başkalarını hayalkırıklığına uğratan olaylar karşısında başarısız olacağımızı
hissederiz çoğunlukla. Ailemizden
gördüğümüz ilişki kalıplarına sıkışırız, işleri herkesin yaptığı şekilde yapma
eğilimi gösterir, yeni yollar denemeyiz. Çünkü zihin,
denenmemiş olanın başarısızlık riski taşıdığını hatırlatır bize sürekli,ama
onun kıyısını aşıp yeni keşiflerde bulunmanın tek yolunun risk almak olduğu
gerçeğini saklar.
İçimizdeki kitabın
kapağını açtırmamak ve iç sesimizi bastırmak için, arka planda sürekli bir
uğultuyla uyuşturur bizi. Zihnimizin
zerk ettiğinden daha kuvvetli hiç bir uyuşturucu icat edilmemiştir.
Zihin, yeniliklere kapalı, koltuğunu sarsacak
her değişime karşı dirençli ve biriktirdiği olumsuz deneyimlerin gölgesinde
korkak ve kendini tekrarlayan bir yapıda emekliliğini bekleyen ama kendine
karşı bile “Bensiz bu organizasyon bir
hiç” yalanını söyleyebilen aksi yanımızdır. Tabiri caizse aile
şirketlerindeki dinazor yöneticilerden hiç farkı yoktur.
Sadece zihnin
dışına sıçrayabilenler, başkalarının onları takip edebileceği ayak izleri
bırakabilirler geride. Sıçrayamayanlar ise en iyi ihtimalle, başkalarının
ayak izleri kadar uzağa gidebilirler. O başka ayak izleri arasından en işine
geleni seçenin zihin, yani biriktirmiş olduğumuz duygu ve düşünce kalıplarımız
olduğunu söylememe bile gerek yok sanırım...
Demek ki “Zihnin yarattığı sorunları, o sorunları
yaratan zihin düzleminde kalarak çözemeyiz” diyebiliriz.
Fazla mı iddialı
oldu?
Hiç de değil.
<< Başa Dön < Önceki 1 2 Sonraki > Sona Git >> |