Görüntülenme : 3921  |
Sayfa 1 of 5
Herkesin
yazılı medyada taktir ettiği, severek, keyifle yazılarını takip ettiği bir veya
birkaç yazar vardır. Sabah uyanırsınız büyük
bir merak ve keyifle elinize alırsınız gazetenizi ve ilk olarak o keyif
aldığınız yazarla başlarsınız güne. İşte benim de her hafta Perşembe günlerim
böyle keyifle başlıyor. Çünkü o gün tüm yazılarını, paylaşımlarını büyük
keyifle okuduğum “Çekirge”nin günü.
Zeynep
Bölükbaşının Hürriyet Gazetesi, Kelebek ekinde, “Çekirge” adlı köşesi ile
hayattan güzel renkler ve Kişisel Gelişim konularını paylaştığı yazıları ile
kocaman bir gülümseme ve pozitif bir ruh hali ile merhaba diyorum güne. Bu
kadar kaotik medyaya rağmen uzun bir süredir rating, okunma oranı derdine,
telaşına ve yarışına girmeden güzel çizgisini koruyarak paylaşmaya devam ediyor bizlerle huzuru, sevgiyi,
farkındalığı, insanın kendini keşif macerasını sevgili Zeynep Bölükbaşı.
Kişisel
Gelişim konuları üzerine bir çay saati yaptık kendisi ile. Buyrun siz de
katılmak ister misiniz? Aman uyarayım çaya şekere hiç gerek yok zira Zeynep
Hanımın yazıları kadar tatlı sohbeti ile çayın tadı damağınızda kalacaktır
eminim :)
Neslihan: Yazılı medyada Kişisel Gelişim
konuları ile ilgilenen, köşesinde yer veren, bu konuda bilgiler paylaşan ender
yazarlardansınız. Hani sayalım desek bir elin parmağını bitiremeyiz. Bu
konulara genel olarak tepkisi olan, yer yer duvar çeken, yer yer dalga geçen
bir medya içinde siz halen inatla Kişisel Gelişim konularını ele almaya,
paylaşmaya devam ediyorsunuz, hem de tüm içtenliğinizle. Bu kadar engele rağmen
nasıl devam edebiliyor bu inat?
Zeynep
Bölükbaşı: Biraz da okuyucuların inadı ile devam ediyor, interaktif bir şey bu.
Benim içimden geliyor, ben bu konularda yazmak istiyorum. Bana ne yazmak
istersin dediklerinde moda yazmak isterim, güzellik yazmak isterim demedim.
Zaten onu yazan pek çok arkadaşımız var, gayet de başarılılar. Ben kendimden
yola çıktım ve bu konularla ilgilendiğim
bir dönemdi. Kişisel Gelişim konularını insanların da artık hayatlarına,
sohbetlerine kattığını, daha yakında ilgikendiğini gözlemledim. Yapabileceğimi
düşündüm, zamanı gelmişti.
N: Peki medyanın Kişisel Gelişim
konularına bu giden gelen tutumu neden acaba? Yer yer bu konularla dalga
geçerken, bazen de mesela son günlerde
“Secret-Sır” kitabına gösterdiği garip, fazlası ile yakın ilgi
gösterebiliyor.
Z.B:
“Secret-Sır” örneğini ele alırsak haber değeri olduğundan bu derece ilgi gördü.
Olaya haber olarak yaklaşmak başka bir şey, bunu bir hayat tarzı olarak
yaşamak, olaylara böyle bakmak başka birşey. Kimseyi suçlamamak lazım aslında.
İnsanların işleri ile hayatları aslında biraz daha farklı. Gazeteci gözü ile
baktığımızda Kişisel Gelişim konuları birer haberdir aslında. Diğer haberler
gibi bakar, değerlendirir ve yazarsınız. Ama benim köşem için bu geçerli değil.
Ben bunu bir hayat tarzı olarak
algıladığım için, asla bir haber olarak görmedim, bunu büyüteyim daha göz
boyayım diye bakmadım. Ancak medyada
genel olarak haber olarak bakıldığı için yaklaşımlar da o yönde gel gitlerle
oluyor. Yani kimse derin olarak içine girmiyor, anlamaya çalışmıyor. Aynı
siyasi haberler gibi, haberi yapanın siyasetçi olması gerekmediği gibi. Ama
tabii ki bu konuda biraz bilgisi olması gerekir. Tamamen bilgisiz ellerde
yazılırsa o zaman zaman örneklerini gördüğümüz spekulasyonlar ortaya çıkar.
İsmi üstünde kişisel konular bu konular, bir de üzerine bilgisiz kişiler
yazdığında o zaman yoga din midir, değil midir bunu tartışmalar çıkıyor ortaya.
N: Bilgisiz kişilerin konuları irdelemesi
yanında diğer gözüme çarpan problem, medyada zaman zaman bazı görüşler moda
haline getirilmeye çalışılıyor ki son günlerde Kişisel Gelişim konularında bunu
çok görmekteyiz. İşin özü, gerçeğinden tamamen kopuk sadece bu magazinsel
modaya uymak için insanlar ilgi duymaya başlıyor konulara. Ve bu modadan büyük
beklentilerle bir kitap okuyup, bir seminere giderek herşeyin sihirli bir
değnek değmiş gibi farklılaşacağına, tüm hayatlarının değişeceğine inanıyorlar.
Ve sonuç hüsran! Tıpkı kendini, vücut yapısını bilmeyen pek çok insanın sırf
moda diye kendine uygun olmayan kıyafetlerle ortada dolaşması gibi hüsran!! Ve
maalesef her moda nasıl dönemsel ise, belli bir zaman sonra geçmeye mahkumsa,
aslında insanın özü, kendisi ve temel yapısını anlatan, insan varoldukça onunla
varolacak, farkındalığını arttıracak, kendini tanımaya ve geliştirmeye
yönelterek daha huzurlu, mutlu, başarılı birer birey olmalarına pusula
olacak bu konular da bir balon gibi
sönecek!!
Z.B:
Evet, kesinlikle katılıyorum. Aslında baktığınızda insanlığın geldiği son durum
gerçekten içler acısı; sürekli tüketim içinde, maddiyat içinde, korkunç yoğun
hayatlar içinde yaşamaya, varolmaya çalışıyorlar. Baktığınızda insan son hali
ile doğasına karşı gelerek yaşamaya çalışıyor. İnsanın biraz daha yavaşlaması,
doğa ile uyumlu bir hıza gelmesi lazım ki denge içinde yaşayalım. Bu gereksiz
hızın yarattığı olumsuzlukları hayatlarımızın her aşamasında görüyoruz.
N: “Hız felaket getirir” diye boşuna
dememişler. Bu hızdan dolayı sürekli arayış içinde, kaybolmuş, mutsuz,
huzursuz, geçimsiz ve doyumsuz insanlar dolaşmaya başlıyor etrafta.
Z.B:
Maalesef çağımızın getirdiği bu hız beraberinde felaket ve cahillik de
getiriyor. İnsanlar bir kitap okusun, bir seminere gitsin tüm
mutsuzluklarından, sıkıntılarından kurtulsun diye bekliyor. Sonuç alamayınca da
hemen kitabı, semineri suçlamaya geçiyor. Kendine dönüp bakmayı düşünmüyor.
Aynayı kendine tutmayı akıl edemiyor maalesef.
N: Tabii bir de şu açıdan da bakmak
lazım. Malum Kişisel Gelişim konuları moda olmaya başladığından beri maalesef
sadece ticari amaçlı, insanları sömürmek amaçlı, hiç bir emek vermeden almayı
bekleyen pek çok eğitmen de türedi. Nasıl bir kitap okuyup hayatını değişmesini
bekleyen insanlar varsa bunun yanında 2 kitap okuyup, 2 seminere gidip bir de
kendine “Guru, Hoca, Eğitmen…” ünvanını takıp, iki güzel lafla insanları
etkileyip eğitim vermeye başlayan kimseler de var. Konuştuklarından ayrı
hayatına baktığınızda gözünü para bürümüş, içi boş, egosu yüksek, eline aldığı
şeyi ezberleyip, ona buna güzel eklerle anlatan ki ben bunlara “copy-paste tipler”
diyorum, bu tipler doğal olarak Kişisel Gelişim konularının da imajını
zedeliyor. Eh, bu tiplerin ağına düşen de ister istemez bir süre sonra isyan
etmeye, gerçek gelişiminden kopmaya başlıyor.
Z.B:
Evet bu örnekler de var maalesef etrafımızda. Ben bu nedenle çok fazla
konuşmamaya çalışıyorum. Kendimi geliştirmek ve
merakımı gidermek için seminerlere gidiyorum, kitaplar okuyorum. Ve özellikle katıldığım
seminer ve toplantılarda gördüğüm insanlar gerçekten çaresiz durumda, beklentileri çok yüksek ve açlığı suistimal
edenler de var. Bunları da görmek lazım. Ben konuşmak istemiyorum derken, ben
bu işi konuşmak, satmak, pazarlamak için yapmak istemiyorum. Ben gerçekten çok
samimi bir iş yapmaya çalışıyorum. Ve bence beni okuyanlara bu samimiyetim geçiyor,
bunu hissedebiliyorum. Omlar da beni anlıyor. Ben açıkçası hayret ediyorum
hangi cesaretle insanlar 2 kitap okuyup,
yurtdışına seminere gidip, gelip insanların hayalleri ile oynayabiliyorlar.
Hakikaten bu büyük cesaret, büyük sorumsuzluk bana kalırsa! Ama tabii bunu
genele yaymamak lazım. Olayın sadece kötü tarafını göstermemekte fayda var. Her
iki tarafını da bilmek ve görmek lazım. Çünkü hayat zaten denge üzerine kurulu.
Herşeyde olduğu gibi iyi tarafı olduğu gibi kötü tarafı da olacaktır. Dengeyi yakayalabilmek
çok önemli.
N: Kısacası okuyucularımıza
“taklitlerinden sakınınız” diyoruz. Peki, bir de Kişisel Gelişim ve spiritüel
konularının ücretli olmasına dair eleştiriler yapılıyor. Bu konuda sizin
görüşünüz nedir?
Z.B:
Daha önce bir röportajımda söylemiştim, tabii ki yoga hocaları, reiki, NLP
hocaları olacak ve tabii ki onlar verdikleri eğitimden para kazanacak.
İngilizce öğretmeni ders verirken para kazanmıyor mu? Resim hocası kazanmıyor
mu? Yoga Hocası, Reiki, NLP eğitmenleri hepsi eğitim almış insanlar ve
aldıkları bu eğitimleri başkalarına aktarıyorlar. Bunun tabii ki bir karşılığı
olacak.
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Sona Git >> |