Görüntülenme : 11660  |
Hayatın tuhaf sahnelerini oynayıp,
onları satırlarına taşıyan bir kadın… Hepimizin içinde olan kırılganlığı,
duygusallığı, özveriyi, fedakarlığı ve aşkı yaşayan ama bir çoğumuzun kendimize
uzak tuttuğu cesareti, güveni, açık sözlülüğü kendine yakıştırabilmiş bir
kadın…
Gerisi röportajın içinde saklı…
Okumaya ve anlamaya cesareti olanlara…
Ben
bir kediyim, kedi evden kaçtı ve şimdi de ya bu tenin ayaklanması... Nasıl
başladı bu yolculuk, nereye gidiyor? Neden hep bir kedi? Bu hayvanla alıp
veremediğiniz ne? Ya da kediyi aşkla bağdaştıran nokta ne?
Tam olarak nasıl ve nerede başladığını
hatırlamıyorum. Balık hafızasıyım biraz. Ama benimle birlikte hep vardı
gibi. Nereye gideceğini de kestiremiyorum şimdiden. Kendimle ilgili bir planım
ya da kurgum yok. Yolu her gün yeniden çiziyorum diyelim ve sanırım gittiği
yere kadar..
Kediye gelince; pek haz etmeyiz aslında
birbirimizden. Ama kitapta iyi durduk yan yana. Kedi ve kadın birbirine çok
uzak karakterler değil diyelim.Her kadın biraz kedi dolayısıyla her kadın biraz
uysal biraz vahşi..
Kedi evden kaçtı peki ya şimdi?
Döndü mü? Aradığını bulabildi mi döndüğü yerde?
Bir çok kere döndü diyelim. Sonra yine
kaçtı... Sonra yine döndü... Her an yeniden kaçabilir... Sonra yine dönebilir..
Böyle bi şi... Kahramanlarında okurunda başı döndü mutlaka ama böyle işte. Aradığını buldu mu derseniz; artık aradığı
bir şey yok! Dolayısıyla bulmak istediği de.
Her aşk biraz kedi köpek kavgasıdır
aslında. Karşı tarafı sessiz sözsüz bırakan bu sözler ne tür bir kavganın
yazılaştırılmış hali peki? Neyin kavgası bu?
Benim tek başıma çıkardığım bir kavga ya
da tek başıma başlattığım bir savaş değildi bu. Etki olmazsa tepki de olmaz.
Deli değilim ve bugüne kadar karşılıksız hiçbir şey yaşamadım. Dolayısıyla iki
kişilik suçlar bunlar! Bazı aşklar hırçındır. Sanırım kişilerin karakterleri de
önemli burada, yaşanan aşkın cinsi de şekli de. Zor bir ilişkiyse
seçilen, her şey zordur işte. Aşkın kavgası dolayısıyla. Aşkın içinde ki
her şeyin.
Kedi evden kaçtı kitabınızda 2 Yasemin
var. Biri ismi, ona biçilen kıyafetler her şeyi herkes gibi, dünya kurallarına
göre verilmiş olan, sevgi dolu, kırılgan bir kadın diğeri de sadece kendine
programlı, pervasız ve tehlikeli bir kadın. Aşk hangi Yasemin’de aşk gibi?
Aslında tek bir yasemin var. Ben bir
bütünüm yani. Bazen öyle bazen böyle... Tek bir duyguya bağlı kalmamam sanırım
bu çelişkiyi yaratan. Tanrının insana verdiği her duyguyu yaşama şımarıklığı
gösteriyorum sanki. Bu yüzden çok kişilikli diye algılanışım.. Bazen ben uyum sağlıyorum
her şeye -başarabildiğim kadar- bazen de her şeyi kendime uyduruyorum. Ama her
durumda kendimin arkasında olmaktan başka bir seçeneğim yok.
Aşka gelince; onu nasıl yaşadığım aşkın
hangi duygumu daha çok harekete geçirdiği ile ilgili. Ama genel olarak
gürültülü bir kadınım. Aşkta da kavgada da.
Terketmek kolay mı? Peki ya terk
edilmek? Hangisi daha sizden yana?
Terk edilmedim hiç. Bazen terk edilmiş
gibi görünsem de mutlaka koşulları ben hazırlamışımdır. Kendi sonumu kendim
yazarım hep. Kimseye bırakmam genellikle. Ama aşk bittiğinde çok da fark
etmiyor kimin önce gittiği. Buralara takılmıyorum.
Bu arada basının gündeminde de
aldatmak ve aldatılmak konusu hakim. Sizde kitaplarınızda bahsetmişsiniz zaten…
2.kadın olmak? Bir erkek için 2. kadın mı 1. kadın mı daha önemlidir? Sabit
olan hangisidir sizce? Hangisi için hangisi terk edilebilir?
Eğer 2.kadın varsa 1.nci yok demektir.
Yani 2.kadın birincidir o anda. Sabit; neye göre sabit? Bu kendini kandırış da
olabilir, avuntu da. Ve 2.kadın varsa 1.nci terk edilmiştir zaten.
Bu kitaplarda anlattığınız üstü
örtüsüz bir aşk hikâyesi aslında, okuyanların içinde aldatma, aldatılmak,
sevişmek başlıkları olan bir kitaba verdiği tepkiler ne kadar umurunuzda?
Umurumda değil. Nereden bakarsa oradan
görür insan. Ve nasıl görmek isterse öyle görür. Birinin yanlış yerden bakıyor
olması benim yanlış olduğum anlamına gelmez. Doğru yerden bakarsa doğru görür.
Hatasıyla başarısıyla günahıyla sevabıyla kendini tam da olduğu gibi ifade eden
biriyim ben. Olması gerekenin bu olduğunu düşünüyorum. Gerçek olan bu. Gerçeği
seven beni de sever. Kendiyle
sorunu olmayan birinin benimle ne sorunu olabilir ki.
Bir basın organında kitaplarınızın
cinsel hikâyeler anlatan kitaplar olduğunu yazmışlar. Bana göre kitaplarınızda
aşkın gerektirdiği kadar ve gerçekten çok estetik bir cinsellik var. Bu yanlış
yorumlamanın sebebi ne olabilir?
Cinsellik hayatın içinde ne kadar varsa
o kadar yazdım bende. Yanlış yorumlanmasının sebebi az önce dediğim gibi bakış
açısı. Kişilerin yorumları olay hakkında ki kendi düşüncelerini gösterir. Bu
kadar basit. Yanlış anlaşılmış olmam benim sorunum değil. Ben kendimi doğru
ifade ettim.
Bu kitaplardaki kadın siz misiniz?
O adama aşık mısınız?
Evet benim. Evet aşığım. Ya da başka bir
şeye dönüştüysek de farkında değilim henüz. Ama içinde aşk olduğu kesin.
Yazılarınızın tavrında son derece
belirgin bir dikbaşlılık ve asilik var? Nereye kadar bu kendine güven?
Kendime güvenmemek için bir sebebim yok.
Sanırım sonsuza kadar böyle... Hayatın içinde uysal ve kolay uyumlanan biri
olamadım hiçbir zaman. Zor biriyim. Savaşçı bir ruhum var belki. Kavga bir
alışkanlık oldu galiba. Ama sevmeyi de bilirim...
Bu kadar açık, korkusuz ve
ayrıntılı yazmak diğer ilişkileriniz için bir risk teşkil edebilir mi?
Edebilir ama söylemeliyim; yazı benim
yaşama sebebim. Bugüne kadar yazının önüne geçebilen bir duygum olmadı. Aşk da
dahil. O yüzden çok önemsemiyorum bunu.
Erkeklerin yazdıkları daha kolay
kabullenilebilir toplumumuzda ama kadınların işi daha zor. Nedir sizi topluma
ve hayatınızdakilere karşı bu kadar cesur kılan? Neye güveniyorsunuz?
Toplumun karşısında duran biri değilim
ama yanında da değilim. Bazen kendime bir yer bulmakta zorlandığım oluyor.
Kendi doğrularının peşinden giden biriyim. Başkalarının doğruları benim doğrum
değil. Saygı duyabilirim sadece. Cesaret kendinize olan güveninizin sonucudur.
Benim için doğal bir sonuç.
Aldattığını yazabilmek bunu açık
açık asi bir dille açıklayabilmek gerçekten zor gibi ama aldatmak konusundaki
gerçek düşünceleriniz de bu kadar umarsız ve asi mi? Yani sizce yaşanabilirliği
var mıdır aldatmanın? Yasemin Pulat için caiz midir? (Hahaha)
Yaşandı ki yazıldı. Tabi ki hoş değil
aldatmak ve aldatılmak ama hayat böyle bi şi. Her şey yaşanılabilir ve
öğrenilebilir bir gün.
Çirkin bir adama aşık olabilir mi
Yasemin? Aşkın ölçütü, kriterleri var mıdır Yasemin Pulat için? (yaş, görünüm,
eğitim gibi…)
Güzel çirkin kavramı kişiye göre
değişir. Aslında bunlar göreli kavramlar. Beni enerjisi ile etkileyen bir adama
aşık olabilirim sanırım. Kendimce kriterlerim var tabi ama ağır basan şey
bana hissettirdikleri kişinin ama zaten aynı frekansta olmadığım birinden
etkilenmem söz konusu bile değil. Bunu algılıyor bünye. Baktığında biliyor
insan bir şekilde ama zeki olmayan birine aşık olmam imkansız. Zeki ve hayata
karşı ateşli olmalı.
Ya bu tenin ayaklanmasında dokunulmamış bir aşk teması var? Bu
sefer yazar daha dingin daha ulvi duygular peşinde sanki. Aşkın bu şekilde de
yaşanabileceğine inanıyor musunuz?
Aşk, içime düşen bi ateş... Kendi vücut
sıvılarımla sönebilir de hemen, alev alıp bir orman yangınına da dönüşebilir.
Beni harekete geçiren duygunun adı aşk. Dolayısıyla olabilir tabi. Eğer karşı
taraftan da size dokunan bir duygu varsa tenlerin birbirine dokunması
gerekmiyor illa ki aşkı hissetmek için ama ne kadar süreceğini bilemem tabi.
Yazdığınız şarkı sözleri ve
besteler kitaplarınızdaki hikayelerden beslendiğiniz hikayeleri mi anlatıyor
Şarkı sözü yazmak biraz ironik bir
durum. Müziği okumak gerekiyor. Bazı şeylerin açıklaması yoktur ya onlardan
olsa gerek. Kişinin doğasında varsa oluyor. Kitaplarda olduğu gibi yine
kendimden besleniyorum tabi ama çalıştığım sanatçının bana geçirdiği enerji de
önemli. Burada da aşk yaşamak gerekiyor
yani. Bu işler aşk olmadan olmuyor.
Daha önceki
röportajlarınızda kitaplarınızda yaşadığınız bir çok aşk hikâyesini
anlattığınızı yazdılar. Ama tek bir kişi için yazıldı bu kitaplar öyle değil
mi? Bir adam için bu kadar şarkı, bu kadar kitap yazmaya değdi mi peki?
Birini değerli kılan sizin ona
hissettiklerinizdir. Benim yazmadığım hiçbir şeyin ve hiç kimsenin sayfalarca
önemi ve değeri olamaz. Onu önemli ve değerli kılan bendim. Değersiz kılmakta
benim ellerimde. Ama yaşanan her şey değerlidir sonuçta. Değdi ki yazıldı. Ayrıca
kitaplarım sadece aşkı anlatmıyor. Daha doğrusu kitaplarımın merkezi aşk değil.
Tıpkı aşk dünyanın merkezi de olmadığı gibi.
Sizi bir kez kaybedenin bir
daha hayatınıza girebilme yüzdesi nedir? Gerçi cevabı tahmin ediyorum ama!
(hahaha)
Birinin samimi olduğu sürece beni
kaybetmesi mümkün değil. Kaybetmekten ve kaybedilmekten hoşlanmıyorum. Hata
insani bi durum. İnsanlar hata yapabilirler. Dolayısıyla hataları
kabullenebilirim ama samimiyetsizliği kabullenemem. Samimi olan herkes
kalabilir hayatımda.
Genç ve güzel bir kadın
olarak neden yazar olmayı seçtiniz? Manken de olabilirdiniz? (Hahaha) Güzel ama
aptal kadın tezini mi çürütmeye çalışıyorsunuz?
Yazmak için doğduğuma inanıyorum.
Benimle birlikte hep vardı gibi. Varoluş amacım gibi yani. Hiçbir şeyi
çürütmeye çalışmıyorum. Sadece güzel kadın aptal, akıllı kadında çirkin olmak
zorunda değil diyorum. Bunu da soruyorlar diye söylüyorum. Yoksa kendi kendime
gürültü çıkartmıyorum. Yani manken güzel ama aptal yazarda çirkin ama akıllı mı
olacak. Yok böyle bi şi. Genellemelerden çok sıkılıyorum. Ayrıca hala manken
olabilirim(haha)
Şiirsel bir anlatımınız var.
Yaşadığınız aşk da buna benzer bir aşk mı, şiir gibi mi yoksa asi, hırçın,
tutkulu ve belki de bir alışkanlık mı?
Tek bir duygum yok. Her duyguyu
hissedilme potansiyeline sahibim. Bütün bunların özü tutkulu biri olmamdan
kaynaklanıyor galiba. Her duyguyu ağırlığınca yaşayabiliyorum. Ve zaten aşk düz
bir çizgide oturmuyor emin olun. Alışmadım da diyemem.
Okuduğumuz satırlarda
verilmek istenen duygu sürekli istikrarsız bir iniş çıkış yaşatıyor insana.
Neden? Böyle bir aşk mıydı? Bir anı bir anına uymayan?
İstikrarlı biri değilim zaten. Söz
konusu aşk olunca saçmalamaya çok yakın durabilirim ama hiçbir yere ve hiç
kimseye ait olamama duygum yüzünden kendi içimde de ilişkide de sürekli
rahatsızlık yaratan biriyim. Hep gitmeye programlıyım sanki. Hep bir şey
kaçırıyor muyum hayattan diye bakınıyorum etrafa ve aşkta emniyet duygusu beni
hiç ilgilendirmiyor.
Bu adam, bu teni
ayaklandıran, sizi bir kedi yapan, kediyi evden kaçıran, geri döndüren bu adam…
Okudu mu kitabı? Kaldırabildi mi acaba tüm bu yaşananları? Yaşananların bu
kadar güzel ifade edilmiş olmasına verdiği tepkiler neydi acaba? Yani kısaca
sizin gibi arkasında durabiliyor mu yaşadığınız aşkın?
Bunları yapan o değildi aslında bendim
kendime. Dedim ya ben anlamlı kılıyorum yaşadığımı düşüncemde. Benim tutkum,
benim coşkum, benim duygum.. Ayaklanan da benim, kaçan da, dönen de.
Hissettirmedi diyemem bana tüm bunları ama herkes aynı şekilde yaşamaz
hissettiğini.
Yaşadığının arkasında durmaya gelince,
genel olarak insanlar düşündüklerinin bile arkasında duramıyor insan kaldı ki
yaşadıklarının duracak. Zor.
Peki kim bu adam?
Adı ben de saklı diyelim!
Peki son kez hala aşık
mısınız?
Bir şey tüm olumsuzlara ve imkansızlıklara rağmen
bitmiyorsa ve devam ediyorsa sebebi aşktır galiba.
Şu an O bunu okuyor ne
söylemek istersiniz? (Hahaha)
Onun söylemek istediği bir şey var mı
diye sormak isterim.
Aşkı sizin gibi cesur, olduğu gibi, katıksız,
asi, cüretli yazabilen bir kadınla sohbet edebilmek son derece keyifliydi.
Umarım kedi olması gereken evdedir, kalptedir ve huzuru bulduğu yerden umarım
bir daha hiç kaçmaz…
Herkes olması gereken yerdedir zaten.
Ben teşekkür ederim bu güzel, zeki ve samimi sorulara. Keyifti...
|