Görüntülenme : 4443  |
Sayfa 1 of 5
Da Vinci Şifresi’nden uyarlanan aynı adlı film 19 Mayıs’ta dünyayla aynı anda Türkiye’de de vizyona giriyor. Film için “Vatikan’ın 11 Eylül’ü demek” pek de yanlış olmaz çünkü bugün bir milyarı aşkın insanı yöneten Katolik Kilisesi’nin merkezi Vatikan’ın romandan ciddi ciddi rahatsız olduğu ortada. Kitabın ulaştığı sınır tanımaz popülarite, Vatikan’ı ürküten en önemli etken.
Dan Brown’a servet ve şöhret kazandıran “Da Vinci Şifresi”ni çürütmek için sayısız kitap yazıldı. Kitapta Katoliklerin bir peygamber olarak değil; “Tanrı’nın Oğlu” olarak kabul ettikleri İsa Peygamber konusunda hayli önemli tezler var. Aslında bu tezler yeni değil. Bugüne kadar bu konuda birçok iddia ileri sürülmüş ve kitaplar yazılmış ancak hiçbiri Dan Brown’ın popülaritesine ulaşmadığı için, kimseyi de ürkütmemiş. Ancak şimdi durum hayli farklı.
Bilmeyen kaldı mı bilmiyoruz ama yine de kitabın ve dolayısıyla da filmin konusunu kısaca hatırlatmakta yarar var…
Harvard Üniversitesi simgebilim profesörü Robert Langdon (Tom Hanks) Paris’te iş gezisindeyken, gece yarısı, Louvre’un yaşlı müdürünün ölü bulunduğu haberini alır. Langdon ve yetenekli Fransız kriptoloji uzmanı Sophie Neveu (Audrey Tautou) cesedin etrafındaki izleri takip ederek bu garip esrar perdesini araladıkça, ipuçlarının onları Da Vinci’nin tablosuna götürdüğünü keşfeder. Büyük usta bu sırrı herkesin görebileceği bir yere, ünlü eseri Mona Lisa’nın içine gizlemiştir. Langdon bu garip bağlantıyı açığa çıkarınca tehlike artar. Cinayete kurban giden müze müdürü, Sir Isaac Newton, Botticelli, Victor Hugo, Da Vinci ve aralarında diğer ünlülerin de bulunduğu gizli bir kuruluş olan Sion Tarikatı’nın bir üyesidir. Langdon, aydınlatmaya çalıştıkları bu tehlikeli sırrın yüz yıllardır tarihin derinliklerinde gizlendiğinden şüphelenir. Böylece Paris ve Londra sokaklarında amansız bir kovalamaca başlar. Langdon ve Neveu, kendilerini, atacakları her adımı önceden bilen esrarengiz ve aynı zamanda zeki bir adamla karşı karşıya bulur. Bundan sonra kahramanlar heyecanlı bir polisiye maceranın içinde yol alırken, bir yandan da çok gizli bilgilere ulaşacaklardır. Bu gizli bilgiler arasında sadece Tapınak Şövalyeleri’nin bildiği Kutsal Kase’nin gerçek anlamı da vardır.
Tanrıça Kültü
Leonardo Da Vinci şüphesiz romanın ana kahramanı. Kitabın kurgusuna konu olan tarihsel bilgiler yüzyılların gerisinde kalsa da sanat tarihçileri başta olmak üzere konunun uzmanlarına hiç de yabancı değil. Bu “komplo”nun söylentileri uzun yıllardır sayısız dillerde kulaktan kulağa fısıldanıyor. Özellikle de sanat dünyasında… “Komplonun dramatik yanı Leonardo Da Vinci’nin şifreler ve esrarlı sembolizmle benzenmiş tablolarında fazlasıyla belirgin olmasıdır” diyor Dan Brown. “Sanat tarihçileri, Da Vinci tablolarının yüzeysel görünümlerinin altında çok daha derinlere inen birtakım anlamlar olduğu fikrinde birleşiyorlar. Birçok bilim adamı da ustanın eserlerini, bu çok güçlü gizemlerin ipuçlarını ele vermek amacıyla yaptığını iddia ediyor.”
“Da Vinci Şifresi”nin temelinde duran kurguda Tanrıça kültü de hak ettiği payı alıyor. Roman, birçok kültürde kadınların spiritüel güçlerinin nasıl ve hangi nedenlerden dolayı ortadan kaldırıldığını da irdeliyor. Kitabın bazı bölümlerinde Opus Dei’nin eylemleri de yer alıyor. Yazar bu durumu şöyle açıklıyor: “Opus Dei hakkında dengeli ve adil bir tanımlama yapmak için çok çalıştım. Buna rağmen belki çizdiğim tablodan alınanlar olmuştur. Opus Dei, birçok insanın yaşamında pozitif güç olabilir ama Opus Dei ile yakın ilişkisi olanların bir kısmının da yaşamlarını derinden etkileyen olumsuz deneyimleri olmuştur. Bu konu hakkında yazılmış düzinelerce kitaptan yararlandım ve eski ya da yeni birçok üyesiyle konuştum.”
Evet, çok tartışılan kitabın filminin de büyük bir ilgi göreceği kesin. Biz de Türkiye’den uzmanlarla Da Vinci Şifresi’nin gizemini konuştuk.
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Sona Git >> |