derki.com

derKi

hayataneler.jpg

ruhizaman.jpg

ariyorumbabamyok.jpg
Kiralikbedenler.jpg
Usta Olmak
Yazar Ebru Tandoğdu   
 

Görüntülenme : 707    


Bu aralar etrafımız “master”larla dolup taşıyor. Peki aslında “usta olmak” ne demek? Ebru Tandoğdu’dan…

 

Son dönemde etrafımızda spiritüelist olduğunu söyleyen bir sürü terminolojik sözler saf eden kişilerin sayısı çoğaldı. Bundan şikâyetçi olmalı mıyız? Asla! Ancak ben, doğru ve derinlikli algılanmamış konuların, cahilce sarf edilen sözcüklerin kişilere zarar verebileceğine inanırım. Çünkü sizde içselleşmemiş konular, derinliğini ve anlamını tam oturtamadığınız uygulamalar yerini öyle ya da böyle bulur ancak iş başkalarına öğüt vermeye ve yönlendirmeye başlandığı noktayı tehlikeli bulurum. Öyle ki, son zamanlarda sayıları hızla artan “bilmem ne uygulamasında” “Master olmuş” lar öğrencilerini o kadar yanlış yönlendirip kavramlarını karıştırıyor ki olmadık yeni tanımlar ve uygulamalar duyar olduk.

 

Kimseyi yargılamak değil amacım hatta insanların kendi ustalarını seçmelerinin bir anlamı olduğuna içtenlikle inanırım. Çünkü bu da sizin öğreti yolunuzdaki bir aşamadır ve bazen yanlış seçimler doğrulardan daha fazla deneyim ve öğretiye ulaşmanıza yardımcı olacaktır. Belki burada ilk önce kelimelerin anlamlarından yola çıkarak incelemekte fayda olacaktır.

 

Master kelimesinin tam karşılığı; iyice öğrenmek, uzmanlaşmak, üstadı olmak,olarak geçerken belki anlamını en çok betimleyen tanımlarından biri de, “kopya edilecek şey, örnek” tir. Demek ki bir öğretinin ya da uygulamanın ustası (üstadı) olmanın şartları anlamında yatıyor. Öğreti ya da uygulamayı gerçekten öğrenmiş, bolca uygulamış tüm şart ve koşullar altında öğretisini deneyimlemiş ve bu konuda ki deneyimleri nedeniyle başkalarına örnek olacak kadar da içselleştirmiş olan kişilere usta dememiz gerekiyor.

 

Belki de üstat olmanın en güzel anlatımlarından biri Anadolu’daki Ahi Ocaklarından gelir. Her konu önce çıraklık mertebesi ile başlıyor. Uzun yıllar kalfalara yardım edip, ustaları seyreden asla sorgulamayıp not tutmayan çıraklar konularındaki, kabiliyetleri gelişince, sabır ve sözde gelişince kalfa olmaya hak kazanırlarmış. Kalfalıksa sanata ya da zanaata elini sürmeye başlandığı aşamaymış. Yani çıraklığınız süresince size sorumluluk yüklenecek ve sonuçlarından başkalarının zarar görmesine sebep olabilecek bir eylem iş olarak verilmez sadece izlemeniz ve öğrenmeniz için imkân yaratılır ve küçük işlerle ödüllendirilmişsiniz. Kaldı ki bu küçük işler belki yıllarca sadece su taşımak, belki sadece ocağı yakıp odun taşımak dahi olabilirmiş. Kaldı ki günün birince sabrınız ve sorumluluğunuz yeteri kadar sınandığında kalfa olmaya hak kazanmak gerçek bir mertebe olarak görülür ve önemli bir saygıyı hak etmiş olurmuşsunuz. Kalfa olmak da kendi içinde uzun süreçler alan ve ustalık için daha fazla emek çaba ve güç harcamayı gerektirirmiş. Kalfalıktan ustalığa belki de ömrünüz yetmeyebilirmiş bile. Herkes usta olamaz ama iyi bir kalfa olmakta ustalık kadar saygı görürmüş. O yüzdendir ki bugün bile bir ustanın elinden çıktığı söylenen bazı yapıtlar hala paha biçilemez ve koleksiyonları yapılır ya da birer sanat eseri muamelesi görürler. Örnek mi o kadar çok ki! Binalar, saatler, vazolar, mobilyalar vs.

 

Günümüzde ustalık o kadar kolay elde edilir oldu ve fabrikasyon işler rağbet görür oldu ki, bizler her önümüze gelen ve işimizi halledeceğine inandığımız kişilere “usta” der olduk.

 

20’li yaşlarımda Geleneksel Türk El Sanatları Vakfı’nda hizmet etmiştim. Vakıf başkanımız oldukça değerli ve paha biçilemeyen halı, kilim ve şal koleksiyon eriydi. Boş zamanlarımızda çok güzel anlatıları olurdu. Bugün bile anlattıkları hala kulağımdadır. Bize desen okumayı öğrettiği bir gün anlattıklarını kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum. Eski Türk topluluklarının göçebe yaşadıkları dönemlerde, tüm aile çadır hayatı yaşarken çok adil bir düzen hüküm sürermiş. Şöyle ki; Evin tüm çocukları sahip olunan tüm hayvanları eşit olarak bölüşür ancak kızlar bu hayvanların ürünlerine sahip olurken erkekler hayvanlarını evlendiklerinde alırlarmış. Kızların sahip oldukları ise evlendikten sonra ailelerine kalırmış. Aile büyükleri evin çocuklarının eğitimlerinden ve büyütülmelerinden sorumlu iken ebeveynler diğer işleri üstlenirlermiş. Büyükbabalar erkek çocuklara av ve savaş sanatlarını öğretir, ninelerse kız çocuklarına ev kurmayı ve idare etmeyi öğretirmiş.

 




Okur Yorumları  
 

 

Göster 2 2 Yorum

1. 23-10-2008 14:48

haklısınız
Son zamanlarda hayatın tüm yükünden kurtulmak arınmak ve bedenle beyni dinlendirmek adına huzur adına arayışlar içindeyiz 1600 ytl ye taksitte yapılarak dehşet rakamlar alınarak 3 günde sertifika verenler var birileri bu yetkiyi böyle kolay vermemeli çok hak veriyorum size yurt dışında bu öğretiler hizmet olsun diye yapılırken Türkiyede ticari metaoldu bilgi ve sevgi ve huzur aktarımı
zeynep yıldız

2. 21-08-2008 09:40

DOĞRUYA DOĞRU...
Çok güzel ve gerçekten çok yerinde bir makale olmuş.Sn.Ebru Tandoğdu'ya tüm kalbimle katılıyorum.Ben de bir örnekle yorumumu renklendirmek istiyorum. Herkes sporcu olabilir, çok iyi koşucu, çok iyi yüzücü olabilir ancak herkes olimpiyatlara girme şansını kazanıp sonrasında da altın madalya alamaz. Herşeyin yeri ve zamanı vardır.Altın madalya bir yerde ustalığın da simgesidir. Çok çalışmanın, çok uygulama yapmanın ve o konuda pişmenin sonucunda ulaşılmıştır. Herşey gönlünüzce olsun.Sevgiyle kalın.
ŞAFAK ÖZSÖNMEZ

Göster 2 2 Yorum

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.8 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved

derKi arama

Google
Web derki.com

Son Yorumlar

Issız ADA'm
benzer gözlerle seyretmişiz filmi......
...

Arıyorum... Babam Yok!
İkinci kere okumama rağmen, ilk defa...
...

Birey Olmak
Yeni platform hayırlı olsun...
...

Arıyorum... Babam Yok!
Reha yazini, samimiyetini, duygularini...
...

Tanrı Nedir?
internet explorer'da sırasıyla görünüm,...
...