Bu
aralar etrafımız “master”larla dolup taşıyor. Peki aslında “usta olmak” ne
demek? Ebru Tandoğdu’dan…
Son
dönemde etrafımızda spiritüelist olduğunu söyleyen bir sürü
terminolojik sözler saf eden kişilerin sayısı çoğaldı.Bundan
şikâyetçi olmalı mıyız? Asla! Ancak ben, doğru ve derinlikli algılanmamış
konuların, cahilce sarf edilen sözcüklerin kişilere zarar verebileceğine
inanırım. Çünkü sizde içselleşmemiş konular, derinliğini ve anlamını tam
oturtamadığınız uygulamalar yerini öyle ya da böyle bulur ancak iş başkalarına
öğüt vermeye ve yönlendirmeye başlandığı noktayı tehlikeli bulurum. Öyle ki,
son zamanlarda sayıları hızla artan “bilmem ne uygulamasında” “Master
olmuş” lar öğrencilerini o kadar yanlış yönlendirip kavramlarını
karıştırıyor ki olmadık yeni tanımlar ve uygulamalar duyar olduk.
Kimseyi
yargılamak değil amacım hatta insanların kendi ustalarını seçmelerinin bir
anlamı olduğuna içtenlikle inanırım. Çünkü bu da sizin öğreti yolunuzdaki bir
aşamadır ve bazen yanlış seçimler doğrulardan daha fazla deneyim ve öğretiye
ulaşmanıza yardımcı olacaktır. Belki burada ilk önce kelimelerin anlamlarından
yola çıkarak incelemekte fayda olacaktır.
Master
kelimesinin tam karşılığı; iyice öğrenmek, uzmanlaşmak, üstadı olmak,olarak
geçerken belki anlamını en çok betimleyen tanımlarından biri de, “kopya
edilecek şey, örnek” tir. Demek ki bir öğretinin ya da uygulamanın ustası
(üstadı) olmanın şartları anlamında yatıyor. Öğreti ya da uygulamayı gerçekten
öğrenmiş, bolca uygulamış tüm şart ve koşullar altında öğretisini deneyimlemiş
ve bu konuda ki deneyimleri nedeniyle başkalarına örnek olacak kadar da
içselleştirmiş olan kişilere usta dememiz gerekiyor.
Belki
de üstat olmanın en güzel anlatımlarından biri Anadolu’daki Ahi Ocaklarından
gelir. Her konu önce çıraklık mertebesi ile başlıyor. Uzun yıllar kalfalara
yardım edip, ustaları seyreden asla sorgulamayıp not tutmayan çıraklar
konularındaki, kabiliyetleri gelişince, sabır ve sözde gelişince kalfa olmaya
hak kazanırlarmış. Kalfalıksa sanata ya da zanaata elini sürmeye başlandığı
aşamaymış. Yani çıraklığınız süresince size sorumluluk yüklenecek ve
sonuçlarından başkalarının zarar görmesine sebep olabilecek bir eylem iş olarak
verilmez sadece izlemeniz ve öğrenmeniz için imkân yaratılır ve küçük işlerle
ödüllendirilmişsiniz. Kaldı ki bu küçük işler belki yıllarca sadece su taşımak,
belki sadece ocağı yakıp odun taşımak dahi olabilirmiş. Kaldı ki günün birince
sabrınız ve sorumluluğunuz yeteri kadar sınandığında kalfa olmaya hak kazanmak
gerçek bir mertebe olarak görülür ve önemli bir saygıyı hak etmiş olurmuşsunuz.
Kalfa olmak da kendi içinde uzun süreçler alan ve ustalık için daha fazla emek
çaba ve güç harcamayı gerektirirmiş. Kalfalıktan ustalığa belki de ömrünüz
yetmeyebilirmiş bile. Herkes usta olamaz ama iyi bir kalfa olmakta ustalık
kadar saygı görürmüş. O yüzdendir ki bugün bile bir ustanın elinden çıktığı
söylenen bazı yapıtlar hala paha biçilemez ve koleksiyonları yapılır ya da
birer sanat eseri muamelesi görürler. Örnek mi o kadar çok ki! Binalar,
saatler, vazolar, mobilyalar vs.
Günümüzde
ustalık o kadar kolay elde edilir oldu ve fabrikasyon işler rağbet görür oldu
ki, bizler her önümüze gelen ve işimizi halledeceğine inandığımız kişilere
“usta” der olduk.
20’li
yaşlarımda Geleneksel Türk El Sanatları Vakfı’nda hizmet etmiştim. Vakıf
başkanımız oldukça değerli ve paha biçilemeyen halı, kilim ve şal koleksiyon
eriydi. Boş zamanlarımızda çok güzel anlatıları olurdu. Bugün bile anlattıkları
hala kulağımdadır. Bize desen okumayı öğrettiği bir gün anlattıklarını kısaca
sizlerle paylaşmak istiyorum. Eski Türk topluluklarının göçebe yaşadıkları
dönemlerde, tüm aile çadır hayatı yaşarken çok adil bir düzen hüküm sürermiş.
Şöyle ki; Evin tüm çocukları sahip olunan tüm hayvanları eşit olarak bölüşür
ancak kızlar bu hayvanların ürünlerine sahip olurken erkekler hayvanlarını
evlendiklerinde alırlarmış. Kızların sahip oldukları ise evlendikten sonra
ailelerine kalırmış. Aile büyükleri evin çocuklarının eğitimlerinden ve
büyütülmelerinden sorumlu iken ebeveynler diğer işleri üstlenirlermiş.
Büyükbabalar erkek çocuklara av ve savaş sanatlarını öğretir, ninelerse kız
çocuklarına ev kurmayı ve idare etmeyi öğretirmiş.
Son zamanlarda hayatın tüm yükünden kurtulmak arınmak ve bedenle beyni dinlendirmek adına huzur adına arayışlar içindeyiz 1600 ytl ye taksitte yapılarak dehşet rakamlar alınarak 3 günde sertifika verenler var birileri bu yetkiyi böyle kolay vermemeli çok hak veriyorum size yurt dışında bu öğretiler hizmet olsun diye yapılırken Türkiyede ticari metaoldu bilgi ve sevgi ve huzur aktarımı
Çok güzel ve gerçekten çok yerinde bir makale olmuş.Sn.Ebru Tandoğdu'ya tüm kalbimle katılıyorum.Ben de bir örnekle yorumumu renklendirmek istiyorum. Herkes sporcu olabilir, çok iyi koşucu, çok iyi yüzücü olabilir ancak herkes olimpiyatlara girme şansını kazanıp sonrasında da altın madalya alamaz. Herşeyin yeri ve zamanı vardır.Altın madalya bir yerde ustalığın da simgesidir. Çok çalışmanın, çok uygulama yapmanın ve o konuda pişmenin sonucunda ulaşılmıştır. Herşey gönlünüzce olsun.Sevgiyle kalın.