Görüntülenme : 811  |
Karanlığı görüyor musunuz?
Dalga dalga büyüyen, ışığı boğmaya
çalışan; yavaş, ama pervasız adımlarla uğursuz hedefine sinsice ilerleyen
karanlığı görüyor musunuz? Vıcık vıcık pisliği ile bugüne ve yarına ipotek
koymak isteyen karanlığı...
Görüyorsunuz elbette. Uğursuz seslerini
duyuyorsunuz her yerde.
Her gün, tekrar tekrar soruyorum kendime.
“Peki, ne olacak bundan sonra? Nasıl
olacak?” Yanıt ODTÜ stadyumundan geliyor.
“Umudu kesme yurdundan!”
Livaneli böyle sesleniyor, stadyumu
dolduran yüzlere binlere.
“Nasıl başlarsa
fırtına,
öyle diner birden
bire.
bir ışık parlar
yeniden,
karanlıklar
arasından.
umudu kesme
yurdundan.”
“Ama,” diyorum,
“Usta böyle demiyor. Diyor ki usta”
“onlar
umudun düşmanıdır sevgilim,
akarsuyun,
meyve çağında
ağacın,
serpilip gelişen
hayatın düşmanı”
Anadolu’ya bakıyorum. Her yerde, çoban
ateşleri gibi, kıvılcımlar yanıyor. Ülke bir uçtan diğerine kaynıyor derinden.
Herkes susmuş. Herkes karamsar. Herkes ürkek.
Livaneli sesleniyor.
“Şah damarı
vurulsa da,
dört bir yandan
sarılsa da,
ışık yener
karanlığı...
Bak çocukların
gözlerine.
Umudu kesme
yurdundan.”
ODTÜ stadyumundan yükselen müzik,
yayılıyor Ankara’ya, Anadolu’ya...
Bugün dünden daha zor değil. Bugün dünden
daha kötü değil. Umut, her toprakta yetişir. Yeter ki dokunsun toprağın
bereketli anaç sıcaklığına.
“Yurt” benim. “Ülke” benim. “Vatan” benim.
“UMUT” benim. BEN!
Umudu kesmek yurdumdan, umudu kesmektir
kendimden.
Öyleyse inadına varım. Eğer çıkılacaksa
bir yola, tıpkı Mustafa Kemal gibi, ölümüne çıkılmalı. Ve eğer ölünecekse vatan
için, bağımsız, onurlu bir Türkiye için...
İşte buna varım. Çünkü yaşayamam örümcek
karanlığında. Çünkü “umudu kesemem yurdumdan”.
|