derki.com

derKi

hayataneler.jpg

ruhizaman.jpg

ariyorumbabamyok.jpg
Kiralikbedenler.jpg
Tekerlekler Üzerinde Yaşam
Yazar Orkun Bozkurt   
 

Görüntülenme : 1341    



ImageAnnem ve babam doktor kapılarına koştuklarında, daha kim olduğumu bilemeyecek yaştaydım. Aldıkları sonuç kendi ifadelerince “şok edici”ydi. Artık ‘sakat’ bir çocuk sahibiydiler ve eğer bu ‘sakat’ çocuğun yaşamasını istiyorlarsa ağır ve yaşamsal ameliyatları kabul etmek zorundaydılar.

 

Önce iki kalça ameliyatı olmuşum. Arkasından göğüs kafesime doğru eğrilip kalp ve ciğerlerimi tehdit eden belkemiğime, platin bir çubuk takmak için kritik bir ameliyat daha... Bitmemiş, beden platin çubuğu reddedince ikinci bir ameliyatla belkemiğindeki eğrilen kısım sabitleştirilerek sorun çözülmeye çalışılmış.

 

Bütün bunlar olurken büyüyor, kendimi keşfediyordum elbette. Ameliyatların ardından aylarca hastane koğuşlarında, hastane dışında ise tüm bedenimi saran alçılar içinde çocuk olmanın gereklerini yerine getiriyordum hiç istisnasız.

 

Uzun uzun anlatmaya gerek yok; bu ağır ve yaşamsal ameliyatların ardından anne ve babamın, daha doğrusu ailemin elinde tekerlekli sandalyeye ‘mahkûm’ bir çocuk olarak kaldım. Bu durumda ailemin önünde iki seçenek vardı: Ya pekçokları gibi kendilerini utanç denizi içinde boğulmaya bırakıp beni herkesten saklayacak, elbebek-gülbebek dünyadan izole ederek büyüteceklerdi, ya da zor olanı seçip tüm bilgisizliklerine ve başvurabilecekleri bir kurum, bir kişi olmamasına rağmen beni ‘sağlam’ bir insan gibi yetiştirmeye çalışacaklardı.

 

Şanslı bir ‘sakat’tım. Ailem zor olanı seçti ve bugün, yayınladığı kitaplarla Kıbrıs Türk Edebiyatı’nda yeri olan ödüllü bir yazar ve şair; ülkesi adına ilkleri gerçekleştiren bir takımda ve milli takımında görev yapmış ve halen yapan olimpizm ödülü sahibi bir sporcu; çeşitli sivil toplum örgütlerinde toplumun gelişmesine katkı koymaya çalışan üst kademelerde bir yönetici ve iki dergide editörlük yapan bir oğulları var. Onların bana yarattığı yaşama, bana sağladıkları şansa başka türlü karşılık verseydim, sanırım dünyanın en mutsuz insanı olurdum.

Çocukluğuma dönüp baktığımda tüm ağırlığına rağmen iyi bir çocukluk geçirdiğimi görüyorum. Onca ameliyata, onca tedaviye rağmen bir ‘sakat’ gibi değil, bir çocuk gibi yaşadım çocukluğumu. Girişken, insan canlısı biriydim.

 

Imageİlkokul yıllarında her etkinliğin içinde ve en ön sıralarındaydım. Teneffüslerde yapılan futbol maçlarında; defalarca üzerinde oturduğum tekerlekli sandalyemden yere atlayarak kalecilik yaptığımı hatırlıyorum. Bedenimin alçıyla kaplı olduğu zamanlar da oyuna tekerlekli sandalye ile katılır, -özel kurallar gereği- kafayla gol atmaya çalıştığımı...

 

Ortaokul-lise yıllarımda ilk kez, artık hayatım boyunca mücadele edeceğim ‘engel’lerle karşılaştım. Bunlar hem somut, hem de soyut ‘engel’lerdi. İlk karşılaştığım ‘engel’ okulun mimari yapısıydı ve ilk kez mimari sorunların hayatıma etki edeceğini algıladığım zaman oldu. Evet, ben bir ‘sakat’tım, tekerlekli sandalyeye ‘mahkûm’dum ve devleti yönetenler güne kadar bir ‘sakat’ın da okumak isteyeceğini düşünmemişti.

 

Babamın girişimleri ve maddi katkılarıyla sınıfıma gidebileceğim rampalar yapılmıştı. Ama sorun orada bitmiyordu ki. Tuvaletlere gitmem imkânsızdı, nitekim altı senelik öğrencilik hayatım boyunca okulun tuvaletlerini bırakın ziyaret etmeyi, kapılarının ne renk olduğunu bile görmedim.

 

İlerleyen zamanlarda yine mimariden kaynaklanan sorunlar ortaya çıktı. Örneğin okul laboratuvarı üçüncü kattaydı ve ben ya derslere girmeyecek, ya da riskleri göze alıp arkadaşlarımın yardımıyla kısa bir zaman için üçüncü kata çıkıp inecektim. Arkadaşlarım sağolsun, benim dersi kaçırmamı kabullenmedi. Her seferinde beş-altı kişi tekerlekli sandalyenin etrafını sararak üç kat çıkarıp indirmeye başladılar. Kaç kez düşme tehlikesi geçirdiğimi hatırlamıyorum bile. Beden eğitimi derslerinde raporlu sayılmam nedeni ile sınıfta kalıyordum. Teneffüslerde dışarıya çıkmıyordum. Bunlar beni manevi olarak zorluyordu elbette ve bilinen ergenlik sorunlarıyla birlikte birleşince daha kapanık biri olmama neden olduğunu itiraf etmem gerek. Umursamamaya çalışıyordum ki bu hepsinden daha da yorucuydu.

 

Burada yaşadığım sorunlar beni üniversiteye gitme fikrinden soğutmuştu. Lise binası üç katlı tek bir binaydı. Üniversite ise onlarca bina. Bir yandan derslere yoğunlaş, bir yandan ‘sakat’lığın getirdiği sorunlarla uğraş. İlk gençlik yıllarını buna harcamaya değer miydi? Bugün olsa tam tersini yapardım kesinlikle ama, ah o ‘deli’kanlılık günleri!.. Sonunda ağabeyimin “gerekirse sınıfta kalır, okulu sen bitirmeden bitirmem, birlikte gidip geliriz” gibi ısrarlarına rağmen liseden sonra okul hayatımı noktalamaya karar verdim. Zaten bana adanmış iki can vardı ve daha fazlasını kaldıramazdım herhalde.

 

İnsanoğlunun hayatında dönüm noktaları vardır. Bu dönüm noktalarını farkederseniz hayatınızı gidişatı değişir. Benim de liseden sonra hayatımdaki dönüm noktası 5 Eylül 1992 tarihi oldu. O günleri düşünüyorum da, biraz bezmiş, içine kapanmış “Bezgin Bekir” benzeri biri olup çıkmıştım. Kaldığım köyde açtığım küçük bir kırtasiye dükkânı ile ev arasında gidip geliyordum, arada bir tiyatro ve sinemaya gidiyordum o kadar.

 

ImageO tarihte tanıştığım ve sonrasında “Candost” dediğim Mustafa Çelik adlı ‘kötürüm’ sayesinde ‘sakat’ olmanın ne demek olduğunu, tekerlekler üzerinde nasıl yaşanacağını öğrenmeye başladım. Mustafa Çelik kendi deyimi ile ‘kötürüm’dü, ama bir ‘sağlam’dan daha sağlam insandı.

 

İtiraf etmem gerekirse o güne kadar ‘sakat’ olmanın, tekerlekler üzerinde yaşamanın ne olduğu konusunda bir fikrim yoktu. Çocukluk yıllarımda çok hareketli bir çocuktum. Tekerlekli sandalyeye pek oturmuyor, yerde emekleyerek hareket ediyordum. Bu yüzden önüme hiçbir ‘engel’ çıkmıyordu. Tekerlekli sandalye ile çıkıp inmenin ise benim için oyundan farkı yoktu. İlk gençlik yıllarında ise, özellikle ortaokula başladıktan sonra, mimari sorunlar yüzünden zorluklar yaşamıştım. Ama daima yanımda yardım edecek biri bulunduğu için ‘sakat’ yaşamanın incelikleri konusunda en küçük bir bilgim yoktu. Üstelik o kadarcık sorun bile, ilerleyen yaşlarda kendimi toplum içinde yaşamaktan soyutlamama yetmişti.

 




Okur Yorumları  
 

 

Gönderilen yeni yorum yok

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.8 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved

derKi arama

Google
Web derki.com

Son Yorumlar

Issız ADA'm
benzer gözlerle seyretmişiz filmi......
...

Arıyorum... Babam Yok!
İkinci kere okumama rağmen, ilk defa...
...

Birey Olmak
Yeni platform hayırlı olsun...
...

Arıyorum... Babam Yok!
Reha yazini, samimiyetini, duygularini...
...

Tanrı Nedir?
internet explorer'da sırasıyla görünüm,...
...