Görüntülenme : 1410  |
Bu başlığı “meleklere inanmanın pratik
hayattaki faydaları nelerdir” sorusunu sınavda soran, tanıdığım tek pragmatist din kültürü öğretmenimden esinlenerek koydum. Adına teori dediğime bakmayın.
Ardını ispat, argüman ve kabullerle dolduracak değilim. Sadece biraz “hayata
dair geometri”den bahsedeceğim.
Önce “boyut” kavramı ile başlamak
istiyorum. Oldukça elle tutulmaz bir kavram olur kendileri… “Nedir boyut?”,
diye sorulduğunda “Hani en, boy, yükseklik var ya… İşte onlar” diyebilmekten
öte çok da içini dolduramadığımız bir kavram.
Boyutla ilgili Geometrideki tipik örnekler aşağıdaki
şekildeki gibidir :
Biz 3 boyutlu bir evrende yaşıyoruz ve
3 boyutu da algılayabiliyoruz (di mi?) Tipik 3 boyutlu obje olan küpü ele
alalım. İçinde kaç tane kare vardır ? Yüzeylerini sormuyorum. İçinde kaç tane…
Cevap “sonsuz”. Küpün herhangi bir
boyutundan dilimlemeye başlarsanız ancak sonsuz kere böldüğünüzde kare elde edersiniz. Peki küpün
ebatları önemli mi? Hayır. Kenarı 3cm olan küp de 3km olan küp de sonsuz kere
bölünmeden kare elde edilemez. (Sayı / 0 = ∞ ve Sayı / ∞ = 0) Yani aslıda 3
boyutlu bir obje içinde sonsuz tane 2 boyutlu barındırır.
Aynı şekilde karenin içinde sonsuz
çizgi ve çizginin içindede sonsuz sayıda nokta bulunur.
Şimdi bir düşünün. 2 boyutlu bir şeyi
kafanızda canlandırabiliyor musunuz ? Tabi ki. Bizden bir alt düzlemde olduğu
için evet. Peki 2 boyutlu bir şey yaratabilir misiniz ? Ya da 2 boyutlu bir şey
bizim fizik evrenimizde var olabilir mi ? Ona “dokunabilir” misiniz ? Hayır ama
2 boyutluluğu algılayabilirisiniz. Aşağıdaki çizgiler farklı farklıdır ama
hepsi de tek boyutludur ve aynı 2D düzlemde var olabilirler. Hatta son
şekildeki gibi üst üste bile var
olabilirler.
Her bir çizgide yaşayan birer nokta
varlık düşünün. Bu varlık 1D çizginin yani bir üst boyutun ucundan kıyısından
farkında. Peki onun da bir üst boyutu olan 2D düzlemi bilebilir mi ? Biz 2D’yi
algılayabildiğimiz için bu çizgi şekillerin uzunluğu kadar yüksekliğinden de
söz edebiliriz. Nokta bunu muhtemelen sezgisel olarak bile bilemez. Üsttekilerin
kombinasyonu olan son şekli ele alın. Aynı noktadan başlayan 4 farklı çizgi. Sevimli
nokta varlığımız hangi yoldan giderse gitsin “yükseklik” yani 2. boyut mefhumu
olmadığından geri dönüp baktığında doğrusal bir hat üstünde yaşamış olduğunu
düşünecek…
Bu konuyu burada askıya alıp en yalın
anlaşılır olan tek boyutlu objemize dönelim: çizgi. Sonsuz sayıda noktanın ardı
ardına gelmesiyle oluşan şeydir çizgi. Burada kilit ifade “ardı arda gelmek”.
Ardışıklığı tanımlayan nedir? Bir üst boyutu görebiliyor olduğumuz için, boyutsuz
bir varlık olan noktanın göremediği çizgiyi gördüğümüz için söyleyebiliyoruz
aslında çizginin ardı ardına gelen noktalar bütünü olduğunu…
Peki nokta bunun farkında mı? O
kendini nasıl algılıyor ? Sadece “var” olduğunun farkında. Ve hep aynı ben
algısına sahip. Çizgi üzerinde “ilerlediğini” sanıyor. Oysa ki çizginin tümü
“aynı anda var”. Yani peş peşe sonsuz sayıda nokta aynı anda var. Ve aslında her biri ayrı bir nokta !
Aynı bakış açısıyla diyebiliriz ki; 1
boyutlu bir varlık olan çizgi de 2 boyutlu düzlemin farkında olmadan, aslında
tüm çizgilerin aynı anda var olduğu bir düzlemi göremeden yaşıyor. Ve aynı
şekilde 2 boyutlu evrendeki bir varlık da 3. boyutu göremeden, ancak tahayyül
ederek yaşıyor. Kendini “hep var” ve sezgisel olarak farkında olduğu 3. boyutta
“ilerliyor” olarak algılıyor…
Süreksizlik Teorisi, özünde, kendimizi
tanımladığımız 3 boyut evreni ile, sezgisel olarak zaman diye adlandırdığımız
4. boyut arasında da aynı ilişkinin olduğunu savunuyor.
Yani gelmiş geçmiş tüm 3D evreninin
aynı anda varolduğu bir üst boyuttan bakabilsek, aslında 4D evreninin ardı
ardına gelen sonsuz sayıda 3D’lerden oluştuğunu göreceğiz.
“So what ?”
Bu şu demek : Kendinizi her gün işe
gidip gelirken yıllarını geçiren, salise salise zamanda ilerleyen bir tekil
varlık olarak algılıyorsunuz ya… Değil aslında ! An be an peş peşe dizilmiş
sonsuz sayıda formlar toplamıyız her birimiz. Ya da Mevlana’nın dediği gibi
aslında : “O her an yeni bir şen alır” ! İçinde bulunduğumuz anda her neysek
bir sonraki ana taşınan o değil, her bir
anda farklı ve yeni bir formuz aslında…
Bu farkındalıkla, geçmiş ve hatta
gelecek, üzerimizdeki bağlayıcı etkisini
kaybeder.
Her an yeniden yaratılıyor olmanın
idrakiyle, önceki anlardan üzerinize yapışmış, işe yararlığı kalmayan
duyguları, enerjileri, kendini engellemeleri, kanıları, kısacası benliğinizde taşımaya değer olmayan
herhangi bir şeyi oracıkta, o anda bırakabilirsiniz.
Biliyorum. “Öyle kolay değil”
diyenleriniz olacak. Katılıyorum da; kolay değil. Ama basit … Bilginin faydaya
dönüştürülme sürecine teknoloji deriz ya; işte bu bilginin teknolojik
uygulamaları tamamen kendi elinizde ve biraz gayret gerektiriyor. Mesela geçen
sene yaptığınız bir şey için halen suçluluk duyuyorsunuz; birkaç ay önce maruz
kaldığınız kötülük için halen o kişiye öfkelisiniz; işyerinde sizin
sorumluluğunuzdaki bir konu içinden çıkılmaz bir hal aldı ve başınıza
geleceklerden endişelisiniz; çocukken çirkin olduğunuz söylenmiş ve bu yüzden
kendinizi halen değersiz görüyorsunuz; bu güne kadar hiç 5 km koşmamışsınız ve
koşamayacağınıza inanıyorsunuz; bugüne kadar hiç babanıza (ki “ağır abi”dir
kendisi) sarılıp şapır şupur öpmemişsiniz ve bu saatten sonra yaparsanız da
abes olacağına inanıyorsunuz…
Bunlar ayaküstü aklıma gelen örnek
durumlar. Tabi ki bazı şeyler kanı, bazıları da olgu. Yani romatizmanız,
kalbiniz, kemik erimeniz varsa 5 km koşamayacağınız bir olgu, bir gerçek.
Sevdiğiniz bir yakınınızı kaybedince tabi ki yas tutacaksınız, haksızlığa
uğrayınca tabi ki öfkeleneceksiniz, işinizi doğru yapmak için elbette gerilim
duyacaksınız… Bu gibi negatif duygular, engellemeler içinde bulunduğunuz anın
gerektirdiği şeyler olduğu için yaşayacaksınız onları. 5 km koşmaya
kalkışmayacaksınız ama sağlığınızı tehlikeye atmamak için. Mesele negatifi yaşamamak değil, taşımamak ! Pragmatist bir
tutumla, benliğinizde taşımakta olduğunuz duygu, düşünce, kanı, her neyse, işe
yararlığının kalıp kalmadığına bakmak ve kalmamışsa Süreksizlik Teorisinin
işaret ettiği güçle (bahşettiği demiyorum) , oracıkta bırakıvermek…
Değişim farkındalıkla başlar… Önce
geçmişte olanların gerçekte ne olduklarını, sahnelenen oyunun ardını fark
edersiniz. Zamanla içinde bulunduğunuz anın da aynı şekilde farkında oluş
gelir. Bir dönem, sahnelenmekte olanın ardındaki dinamikleri , gerçekleri görür
ama dokunamazsınız. Aptalca olduğunu bilir ama sürdürmekten kendinizi alıkoyamazsınız.
Sonraki aşamada ise, olan bitenin farkına vardığınız anda seçim özgürlüğü de
elinizdedir : oyunu sürdürmeyi ya da bırakmayı ya da farklı bir duruş, bakış ve
enerji ile devam etmeyi seçebilirsiniz. Yani değişim geçirmek elinizde olur.
Eminim ki azıcık eşeleyince siz de
zaman illeti yüzünden o ana kendinizi özgürce veremediğiniz vakaları
bulacaksınız. Uygulama yaptıkça, bu geçmişe dönük tespitler giderek şimdiye
odaklı tespitler haline gelecek ve şu anda taşımakta olduğunuz yükün
gereksizliğini şu anda göreceksiniz. Biraz daha piştikten sonra, bulunduğunuz
andaki yükün farkına varmanızla birlikte bir sonraki andaki “ben”e iletmek
istemediğiniz şeyi o anda bırakma gücü ve özgürlüğüne kavuşursunuz.
Önceki paragraflardan birinde askıya
aldığım konuya tekrar değiniyorum şimdi.
Aynı noktadan başlayan 4 farklı çizgi. Sevimli nokta varlığımız hangi
yoldan giderse gitsin “yükseklik” yani 2. boyut mefhumu olmadığından geri dönüp
baktığında doğrusal bir hat üstünde yaşamış olduğunu düşünecek… demiştim
Nokta, kendine göre bir üst boyut olan
çizgide “ilerlemesini” doğrusal algılar çünkü çizginin de bir üst boyutu
içerisinde farklı güzergahlarda ilerleyebilir olduğunu idrak edemez.
Şimdi aynı bakış açısını 4D evrene
projekte edin. Ve “zaman” dediğimiz 4. boyutu nasıl doğrusal algıladığımızı
fakat aslında öyle olmayabileceğini görün. Hatta 1D-2D ilişkisi 2D-3D, 3D-4D
ilişkilerine de uyuyorsa 4D-5D ilişkisine de uyması gerekir. Böylece sadece fiziksel
olarak değil zamansal olarak da bir önceki anla bir sonraki arasındaki, ya da
daha doğrusu bir önceki var oluşunuzla bir sonraki arasındaki o süreksizliği
görün…
Bu durumda sonsuz sayıda farklı
fiziksel dünya ve sonsuz farklı geçmiş ve sonsuz farklı gelecek var demektir!
Bunu bir CD’deki oyun gibi düşünün.
Oyun sırasında bir süreç ilerlemektedir ama oyunda gidilebilecek yerler,
yapılabilecek hareketler, yaşanabilecek hikayeler, hepsi de oyunu elinize ilk
aldığınız anda o CD’nin içinde mevcuttur. Olası bütün geçmiş ve gelecekler…
Böylesine uçsuz bucaksız bir varlık
okyanusu içinde her nokta diğerine teğet ama ayrı ve hepsi aynı anda var ise
“ben” neyim ? Eh, geriye sadece “farkında olan bilinç” kaldı...
|