Görüntülenme : 2356  |
Süperman
olmaya çalışıyorum tüm gücümle. Kanımın son damlasına kadar. Hatta Süperman
bile benim kadar SüperMan’midir bilinmez. Çünkü ben, onun doğuştan gelen
yeteneklerine sahip olmadan tahtına göz dikenlerdenim; diğer tüm çalışan
anneler gibi.
Bu konu çok yazıldı çizildi belki. Ama şu anda başka bir şey hakkında yazmamın
imkanı yok. Aslında matematiksel olarak hesaplandığında, bu satırları yazıyor
olmam bile imkansız. Öyle bir zaman dilimini dişimle tırnağımla yoktan var
ediyorum.
Çalışan
bir anneyim. Hafta içleri 08:30-18:30 arası, cumartesi günleri ise bir kaç
saatliğine ofisteyim. Sayılarla uğraşıyor olmam sebebi ile işim dikkat
gerektiriyor. Öyle uykusuzluğu, yorgunluğu kaldırmıyor. Özel bir şirketteyim,
salla başını al maaşını olmuyor. Bu iş kısmının çok kısa bir özeti. Gelelim
“Diğer” kısımlara. İki harika çocuğum var. İkisi de benden ilgi bekleyen,
onlarla oyun oynamamı, yedirmemi, içirmemi, yıkamamı, kitap okumamı, gezmeye
götürmemi, beraber televizyon seyretmemi, dansetmemi, kısacası bütün vaktimi
onlarla geçirmemi isteyen iki küçük ve harika velet. Dünyada başıma gelen en
iyi şey onlar. “Diğer” kısımlar kısmı henüz bitmedi, hatta daha yeni başladım.
1996 senesinde tanıştığım Reiki o gün bu gün hayatımın bir parçası. 2001
yılında Hocalığı aldığımdan beri eğitimler veriyorum. Reiki yapmayı ,
paylaşmayı, öğretmeyi çok seviyorum ve onsuz bir yaşam düşünemiyorum. Yazmayı
çok seviyorum. Günlüğüme yazıyorum. Hikayeler yazıyorum. Derki’de yazıyorum.
Bir gün basılı kitapları olan bir yazar olmayı istiyorum. Sporun faydasına
inanıyorum. O yüzden hava durumuna aldırmaksızın işe her gün yürüyerek gidip
geliyorum. Yani toplamda günde 1 saat yürümüş oluyorum. Kitap okumak bir diğer
vazgeçilmezim. Günde 5 sayfa olsun kitap okumaya çalışıyorum. Bu durumda kitapların
bitmesi biraz zaman alıyor ama olsun, ben gene de kütüphanemi kitaplarla
doldurmaya devam ediyorum. Ailemi çok seviyorum ve onlarla elimden geldiğince
vakit geçirmeye çalışıyorum. Annem ve babamla, ablalarımla, yeğenlerimle
paylaşımlarım hiç azalmasın istiyorum. Tabii aynı şekilde sevdiğim ve görüşmek
istediğim bir dolu arkadaşım ve diğer akrabalarım var.Onları da ihmal
etmiyorum. Eee haliyle ne kadar yardımcım olsa da ev işlerinin ve alışverişin
ucundan tutuyorum. Bir bayan olarak saçıma başıma özen gösteriyorum. Tiyatroya
, operaya,sergilere gitmeye bayılırım. Ayda iki kez bile olsa içlerinden seçim
yapıp gidiyorum.Evliyim bir esim var. Onunla birlikte güzel vakit geçirmeyi
istememiz en doğal hakkımız. Bunu da yapmaya çalışıyorum.Fiziksel olarak
koyduğum efor dışında tüm bunları yapabilmek için bir de düşünsel efor
koyuyorum. Tüm organizasyon yeteneğimi sonuna kadar kullanmam gerekiyor. Bir
gün toplamda 24 saat. Birde bunun uykuyla geçirdiğim 6-7 saati var. Geriye
kalıyor 18-19 saat. Şimdi siz düşünün bakalım bunların hepsi birden nasıl
sığıyor benim hayatıma?
“Kadın olmak zor işte” noktasına getirmek istemiyorum konuyu. Çünkü bir şeyden
zor diye şikayet etmem için karşılığında ondan aldigim getirinin yeterli
olmaması lazım. Hatta o şey ne ise, bana zorla yaptırılıyor olması lazım.
Yukarıdaki listeye baktığım zaman bunların içerisinde bana zorla yaptırılan hiç
bir şey yok. Ayrıca birer birer hepsini yaparken aldığım tatmin tüm
koşturmacalara değiyor. Anlatmak istediğim bu değil. Daha önce başka bir
yazımda yazmıştım. Kendimi bildim bileli hiç bir zaman evlenmek, güzel bir
gelinlik giymek, düğün töreni yapmak, çoluk çocuğa karışmak gibi hayallerim
olmadı. İnsanın ilerleyen yaşı değişiklikleri de beraberinde getiriyor.
Hayallerim, isteklerim değişti. Hobilerim bir azaldı bir arttı. Kendi isteğimle
evlenip kendi isteğimle çocuk yaptım.Hatta çocuğumun olmasını o kadar çok
sevdim ki dayanamadım bir tane daha yaptım. Bana bütün bunları, şu anda sahip
olduğum hayatın temposunu ve koşturmacasını çok değil 10 sene önce söyleselerdi
büyük bir olasılıkla “hadi canım, yok artık” derdim. “Delimiyim kendimi niye bu
kadar zora sokayım, hiç dayanamam ben bu kadar çok koşturmaya ” der kestirir
atardım. Ama insan düşündüğünden daha güçlü, dayanıklı ve yaratıcı bir varlık.
Hele bir de mini minnacık bebeğinizi kucağınıza aldığınız zaman hem onun
hayatını hem kendi hayatınızı daha yaşanabilir kılmak için yapmayacağınız
kalmıyor. Daha neler anlatıyor bu küçüçük insan yavrusu size; yaşınızı, bir
anda 30,33,35 vs..olduğunuzu, Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Yaş 35 Yolun Yarısı”
şiirini, yapmak istediklerinizin ne kadarını yapıp ne kadarını yapmadığınızı,
tembelliğinizi, çalışkanlığınızı ve en önemlisi hayatın ne kadar hızlı
geçtiğini. Bebeklerimi emzirirken geçirdiğim her dakika hem onlarla yakınlaşmak
hem de hayatımı daha nasıl yaratıcı ve verimli geçirebileceğimi düşünmek için
harcadığım mükemmel fırsatlardı. Doğum ve bebeklerim bana bu sorgulamayı
yaşattılar. Ya hayatın son damlasına kadar karışıp elinden ne geliyorsa, ne
yapmak istiyorsan en iyisini yapıcaksın ya da yaratıcılığını ve dayanıklılığını
hiç test etmeden arkana yaslanıp, elindekiyle yetinip bahaneler üretmeye devam
ederek yaşlanıcaksın. Memur ve memur olmayan zihniyetin farkı budur işte.
Çocuklarımın yaşamdan zevk almalarını, dünyayı her istediklerini
gerçekleştirebilecekleri bir oyun bahçesi olarak görmelerini ve bunu
yapabilecek gücün içlerinde olduğunu anlamalarını istiyorum. Söylediklerim ve
yaptıklarım uyum içinde olsun istiyorum Eğer bunu ben anlamamışsam, ben kendi
gücümü ve yaratıcılığımı kullanmıyorsam bunu çocuklarıma nasıl anlatabilirim?
Zamansızlık
ve yorgunluk her zaman en büyük bahanemiz. Eğer bunlar ortadan kalkarsa başka
bahaneler bulacağımızdan eminim. Otomatik pilota takılmış vaziyette yaşıyoruz.
Otomatik pilot bizi yeniliklere açık olmamızdan, yaratıcılığımızı kullanma
olasılığımızdan, gerçek potansiyelimizi idrak edebilme gucumuzden koruyor. Çok
şanslıyım ki çocuk sahibi olmak beni otomatik pilotun kontrolünden çıkardı. O
yüzden vakitsizlikten hiç şikayet etmiyorum. Yorgunluktan sızlanmayı bırakarak
gereken zamanı yoktan var edebiliyorum ve her seferinde elde ettiğim sonuca
bakıp şaşırıyorum. Zamanın baskısı, aslında bizim onu ne sıklıkla bir bahane aracı
olarak kullandığımıza göre değişen bir kavram, bunu her geçen gün daha iyi
görüyorum.
Kimbilir ,belki de bizim kendimizden yarattığımız Süperman’lerle
yarışamayacağını anlayan Süperman tahtını çoktan bizlere bırakıp kaçtı bile.
Eğer öyleyse kendisini ancak yaşamımızı renklendiren bir hayal kahramanı olarak
özleyeceğim. Ben ve çevremdeki diğer “süper Süperman anneler” potansiyelimizin
elimizden geldiğince fazlasını ortaya koyarak onun yokluğunu aratmayacağız
nasıl olsa.....:)))
|