Olmak mı? Gibi olmak mı?

sayi20gulum

“İç benlik ona fırsat verilip fark edilmeye başlandığında zamanla ortaya çıkabilir. Bize düşen onun varlığını fark etmemizdir.” Gülüm Omay’ın kaleminden.
Tıklayın...

İyi ve Kötü

sayi20husnuhoca

“Başarılı şairlerini, müzisyenlerini, edebiyatçılarını, sanatçılarını, sporcularını ve bilim adamlarını “toplum değeri” kabul eden medeni toplumlar onları el üstünde tutarlar ve ürün vermeyi sürdürmeleri için her türlü önlemi alırlar. Medeni olmayan toplumlarda ise bunun tam tersi olur. O nadir değerler azınlık kabul edilir ve sürekli hırpalanır.” Bu sayımızın başyazısı Prof. Dr. Hüsnü Can Başer’in kaleminden, kısa ama öz bir yazı. Mutlaka okumanızı öneririz.
Tıklayın...

Sonsuzluğa Açılan Koğuş
Yazar Mehmet Ördekçi   
 

Görüntülenme : 3476    


Hapishanedeki ilk gecemde, uyuyamamıştım. Çünkü orada olduğuma hâlâ inanamıyordum. Ama akıllara ilk gelecek nedenden değil. Yıllardır, üstelik dağda bayırda değil devletin başkentinde politik yeraltı faaliyeti yürüten biri olarak, o sırada koğuşta uyumakta olan elli küsur kişinin çoğuna göre geç bile düşmüştüm oraya. Ama sağ yakalanacağımı hiç düşünmemiştim ben, şaşkınlığım ondandı. Hep “devrim kavgasında ölümsüzleşenlerden” olacağımı zannetmiştim. Şimdi durum ne bilmiyorum, ama o zaman biz dinsel kaynaklı olduğu için “şehit” kelimesini kullanmayan tek sol örgüttük. Dinle, dinsel olan her şeyle sınırımızı çok kalın ve net çiziyorduk. O yüzden “devrim şehidi” de demiyor, tanrısız imanımız uğruna ölenlerden böyle “ölümsüzleşen, bu yolda düşen” gibi sözlerle bahsediyorduk.

 

Ankara’da üç kez gözaltına alınmış, artık tüm dünyadaki insan hakları örgütlerince de bilinen DAL’da (“Derin Araştırma Laboratuarı”) işkenceli sorgulardan geçmiş, ama hep yırtmayı başarmıştım. Bir kez İstanbul’da Siyasi Şube’den olmayan sivil polislerce şüphe üzerine gözaltına alınmış, yaya olarak yakındaki Kumkapı karakoluna götürülürken uzaktan gözüme kestirdiğim bir köşeye geldiğimizde bir Cüneyt Abi tekmesini müteakip tabana kuvvet deyip Kumkapı ve Laleli’nin dar sokaklarında izimi kaybettirmeyi başarmıştım. Poliste kaydım yoktu, ama cebimdeki Bulgaristan basımı ve Bulgaristan Komünist Partisi yayını bir İngilizce kitap, başımı fena derde sokabilirdi. Yıl 1989 olduğu için, sadece örgütlenmenin değil, komünizm övgüsünün bile hâlâ ciddi bir suç sayılması yanında, tam o dönemde oradaki Türklere yapılanların da komünizme eklenmesiyle o sıra Bulgaristan iyice düşman ülkeydi ve cebimdeki kitabı ben değil ama bir arkadaş Bulgar konsolosluğundan almıştı. Belki de Bulgar ajanı ilan edilmeye kadar varabilecek bir durumdan kaçıyordum yani. Aradakileri atlarsam, bundan iki yıl sonra bir keresinde de Ankara’da katılıp işçi sınıfını bilinçlendirmeye niyetlendiğimiz bir işçi eyleminin yakınlarında iki polis tarafından yakalanıp amirlerinin bulunduğu sivil ekip otosuna götürülmüş, ama daha önce ve daha sonra da pek çok kereler gözaltına bile alınmadan kurtulmamı sağlayan meşhur soğukkanlılığımla Terörle Mücadele Şubesi (yasa yeni çıkmıştı, artık Siyasi Şube de Birinci Şube de denmiyordu) amirini işçi eylemiyle ilgim olmadığına inandırıp serbest bırakılmayı başarmıştım. Ama ilerideki sokağa döner dönmez geciktirilmiş heyecanla bacaklarım zangır zangır titremeye başlamıştı. Çünkü polisler beni inandırıcı bulsalar da ne olur ne olmaz diye telsizle merkezdeki bilgisayarda kaydım olup olmadığını sormaya (artık fişliydim) ya da her ihtimale karşı elleriyle bir üst araması yapmaya kalksalar, hapishane maceram çok daha erken başlayacaktı. O zaman şimdiki gibi tombul değildim ama polisler öyle sandılar, çünkü gömlek ve kazağımın altında vücuduma örgüt imzalı pankart sarılıydı!

 

Üç gözaltının ardından da beni serbest bırakmak zorunda kalmalarının yanı sıra, bu saydıklarım gibi pek çok olaydan da sıyrılmayı başardığım için, 1985’te benimsediğim tehlikeli fikirler beni ancak on yıl sonra, 1993 sonlarında hapishaneye taşıyabildi. Oradan da ancak 2003’te çıkabildim. O ilk geceki şaşkınlığım günler içerisinde “ama ben neden sağ yakalanacağımı hiç düşünmemişim ki”ye, aylar içerisinde “ölümden sonraki hayata inanmayan biri ölümden neden korkmaz ki”ye, yıllar içerisinde “benim inancımın dinsel inançlardan farkı ne ki”ye ve işte o gecenin 13. yılında da “Yaşayan İnsanların Buluşma Merkezi derKi”ye uzandı...

 

Hapishanelerde en dış kapıdan koğuş kapısına kadar yedi kapı bulunur. Bu yazıda, işte o yedi demir kapının arkasında yaşanan, sonu kimine göre aydınlığa kimine göre karanlığa çıkan kendi içsel yolculuğumu olabildiğince kısa tutmaya çalışarak anlatacağım. Bir konuda elinizde malzeme yoksa yazı yazmak zordur, ama kafanız tıka basa malzeme doluysa da yazmak zordur! Bakalım ne çıkacak...





Okur Yorumları  
 

 

Göster 8 8 Yorum

1. 10-12-2008 13:37

düzeltme
dediğini yaptın sonunda. Anılarını yazmaya başladın demek. Gerçekten unutmaya çalışsamda etkilendim. Tekrar o günlere gittim. Hastırlarsın belki 3. koğuşta seni ilk karşılayan bendim. Diğer yazılarını bekliyorum. SAğlıcakla kal mehmet!!!!!
3. koğuş

2. 11-02-2007 19:36

Küllerinden doğmak...
[I]"...ve bir anlamda küllerinden tekrar doğmak için o gücü ve kararlılığı nerden buldun?"[/I] 
 
Bunun cevabını bildiğimden emin değilim sevgili Aycan. Ama şu [I]"küllerinden tekrar doğmak"[/I] kısmı bana hiç yabancı gelmedi. Hapisten çıktıktan sonra, Türkiye'ye tam da benim oraya girdiğim yıl geldiği için on yıllık gecikmeyle tanıştığım internette kullandığım ilk 'nick' [B]"phoeniximurg"[/B] idi. Halen yazışma gruplarında kullandığım e-posta adresim de böyledir. Bizim [I]Zümrüdüanka[/I] olarak bildiğimiz o küllerinden yeniden doğan kuşun batı (phoenix) ve doğu (simurg) mitolojilerindeki adlarının birleşimi. Benim kendimi hissettiğim hâli başkasının kaleminden okumak beni sevindirdi. Teşekkürler...
Mehmet Ördekçi

3. 08-02-2007 02:42

...
Sevgili Mehmet Ördekçi, 
Yazdığın her satırı içimde hissettim. Uzun süredir okuduğum hiçbir şey bu kadar gerçek, bu kadar samimi gelmemişti bana... Çok iyi bir gözlemcisin ve bu yeteneğin daha güçlü empati kurmanı sağlıyor. Veya tam tersi... Ikisi de doğru sanırım.  
Hapishanede geçirdiğin o on yıl yaşamının ilk ve ikinci yarılarını ayıran bir kuşak gibi... Küsmek, çökmek, kapanmak veya bilenmek yerine ikinci on yıla hazırlanmak ve bir anlamda küllerinden tekrar doğmak için o gücü ve kararlılığı nerden buldun? Nasıl oldu da böylesine kenetlenebildin olumluya? Galiba bunun altında seni sen yapan bir şeyler var. Özün var, değişmezin var.  
Umarım fazla uzak olmayan bir gelecekte ilk kitabını yayımlarsın, umarım derki buna bir şekilde vesile olur. Sabırsızlıkla bekliyorum.
Aycan Bolazar

4. 04-02-2007 03:14

Yeni ufuklar...
Sevgili Mehmet, 
Hayatta hepimizin merak ettiği ama denemeye cesaret edemediği yada normalde girmek istemediği halde nasıl olduğunu ölesiye merak ettiği ortamlar vardır. İşte benim içinde 'hapishane' hayatı bunların başında gelir. Hayatından çok önemli bir zaman dilimini o ortamda geçirmişsin ama yazdıklarından çıkardığım sonuç şu ki; boşa geçirmemişsin o zamanı. Keşke senin şu satırlarını körpe beyinleri kendi çıkarları uğruna zaptetmeye çalışanlar okusa. Acaba mühürlenmiş yürekleri açılır mıydı? Ya da senin tabirinle alçıya alınmış beyinleri algılar mıydı yaptıklarının ağırlığını... 
Yazın çok etkileyici ve hatta sarsıcı. Kardeşine olan ise çok acı. Kendisine rahmet sana ve ailene sabırlar diliyorum.  
Bende hayatın baştan sona bir sınav olduğunu düşünüyorum. Umarım yakaladığın yeni bakış açın ve geldiğin noktada hayat senin için daha güzel olur. Yeni yazılı kağıtlarını okumayı sabırsızlıkla bekleyeceğim.
Şiyma Aksekili

5. 22-01-2007 22:13

özür dilemenin bir anlamı olur mu ki?
sevgili arkadaşım, 
 
bu yazıya yorum yazmak cidden haddime düşmez. o kadar etkilendim ki. yeniden okuyorum ve yine gözlerim yaşlı.. 
yorum değil ama sadece konu üzerinde nacizane fikirlerimi belki dilim döndüğünce beyan edebilirim ki onları da yazmak aslında az kalır, belki de anlamsız kalır. 
 
şimdilik sessiz kalmak daha uygun belki de.. 
 
eline sağlık desem o da manasız düşüyor yaşadıkların ve yazdıklarının yanında.. 
 
aklımda çok şey var ama şimdi ne diyeyim bilemiyorum açıkçası. 
 
bir anlamı olursa kendi adıma sadece özür dileyebilirim.. 
 
ve bir de en kısa sürede kitaplarının yayınlandığı günleri görmek çok isterim.
sothis

6. 22-01-2007 08:10

Başlık bulamadım
Bazılarımızın içsel yolculukları zorlu olyor. Ama aydınlanmaları da bir o kadar güçlü. Önüne çıkan engelleri gururları olarak görebilen insan çok az. Yazarımız bunu gözlemleyip bizimle paylaşmakla gökyüzünü görmeden de ışığın görülebileceğini göstermiş. Yeni yazılar bekliyoruz Sayın Ördekçi...
Nurdan Özdemir

7. 22-01-2007 00:36

Başlık bulamadım
Bazılarımızın içsel yolculukları zorlu olyor. Ama aydınlanmaları da bir o kadar güçlü... Önüne çıkan engelleri gururları olarak görebilen insan çok az. Yazarımız bunu gözlemleyip bizimle paylaşmakla gökyüzünü görmeden de ışığın görülebileceğini göstermiş. Yeni yazılar bekliyoruz Sayın Ördekçi...
Nurdan Özdemir

8. 21-01-2007 15:00

...
bilmiyorum ama seninle birlikte o duvarların arasına girdim, düşündüm ve çok bunaldım, yüreğime ciddi ağırlık çöktü. bazen bizlere böyle duygular yaşatan yazılardan kaçarız ama kalemin gücü burada değil midir? çok travmalı bir olayı bile okunur hale getirebilmek, büyük sıkıntılardan bir değer yaratabilmek... bunları okumak, yaşamanın yanında devede kulak ama bizlerle paylaştığın bu düzeyli ve kuvvetli düşünceler için çok teşekkürler sevgili Mehmet. ellerine sağlık.
reyhan

Göster 8 8 Yorum

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.8 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved

Eski Sayılar

derKi arama

Google
Web derki.com

Son Yorumlar

Issız ADA'm
benzer gözlerle seyretmişiz filmi......
...

Arıyorum... Babam Yok!
İkinci kere okumama rağmen, ilk defa...
...

Birey Olmak
Yeni platform hayırlı olsun...
...

Arıyorum... Babam Yok!
Reha yazini, samimiyetini, duygularini...
...

Tanrı Nedir?
internet explorer'da sırasıyla görünüm,...
...