Görüntülenme : 1502  |
Sayfa 1 of 3
Basının en aydınlık yüzlerinden biri. Atatürk’ün ve
Atatürkçülüğün en büyük, en önemli savunucularından. Uygarca yaşamak ve
düşünmek isteyenlerin bayrağı. Batılın, yobazın, din istismarının önüne köşesini
set çekmiş bir sınır kalesi. Hayvanseverlerin, doğaseverlerin ve çocukların
Bekir Abi’si, Bekir Amca’sı, bir başka “son kale” Emin Çölaşan’ın can dostu. Nahif,
samimi, insancıl, zeki, dürüst ve en önemlisi cesur. Bu özelliklerini sorularımızı
yanıtlarken de sergilemekten kaçınmadı zaten.
“Medyanın kendini toplaması için kısa bir süresi var.
Aksi taktirde toplum kendi medyasını kuracaktır. Kuruyor da zaten. Bakın
internete, inanılmaz güzellikte yazılar, fotoğraflar yayınlanıyor. Büyük bir
sermaye de gerekmiyor üstelik. Bunun yanında tirajlarına baktığınızda, bazen en
büyük gazeteden daha çok okunduğunu görüyorsunuz bunların. Toplumun bu medyayı
reddetmesi çok yakındır.”
Halk, medyayı
sevmeyenleri seviyor. O kişi medyanın içinde yer alıyor olsa bile. Medyanın
içinden medyayı eleştirenler daha samimi, daha dürüst, daha samimi bulunuyor.
Peki ne oldu da,
halk ve medya arasına böyle bir soğukluk girdi? Halk güvenini ne zaman yitirdi
medyaya? Medyanın iyi niyetinden kuşku duyulmayan günlerden, “her an medyanın
kötü niyetinden şüphelenilen” eskinin tam tersi bu sürecin içine nasıl girildi?
Bekir Coşkun’un
kendisi gibi dost canlısı sekreteri Leyla Hanım’ın incelik gösterip bize ısmarladığı
limonataları içerken kafamızda usta kalemle bunları konuşmak vardı. Ama bir
hayvanseverseniz ve insanoğlunun arsızlıklarından, bu dünyaya
saygısızlıklarından bıkmış usanmış bir başka insanoğluysanız (medyanın içinden
medyayı eleştirmekten farkı yok bu durumun!) karşısına geçtiğinizde Bekir
Coşkun’la konuşacak yüzlerce mevzu geliyor aklınıza. Benim de öyle oldu ve
işleri oluruna bıraktım. Çaylarımızı söyledik, Bekir Coşkun sigarasını yaktı,
Uluç yine numarasını yaptı, kaşla göz arasında bir sigara otlandı, (ona
bakarsanız bu kez adet yerini bulsun, ritüel tamamlansın diye yapmıştı bunu ama
bence yalan tabi. Yoktu ki üstünde başka sigara.) ve ben teybin düğmesine
bastım. Tabi geçen ay yaşanan talihsizliğin ardından bir “sound-check”
yaptıktan sonra...
Yeryüzünde çevresini ve çevresindekileri en çok
tehdit eden, onlara en vahşi, en zararlı canlı insanmış gibi geliyor bana...
Sanırım siz de böyle düşünüyorsunuz?
Evet, doğaya,
dünyaya en zararlı canlı insandır. Çünkü insanoğlunun üstün aklı, onun aynı
zamanda felaketidir. Bu toplar, mermiler, bombalar bu aklın ürünü. İnsanoğlunun
aklı kendi cinsine zarar veriyor, versin ona da hiçbir itirazım yok, ama aynı
zamanda bunu hiç hak etmeyen varlıklara da zarar veriyor. Denizleri, ırmakları,
ormanları, hayvanları yok ediyor. Üstelik insan aklının yarattığı yıkım
yalnızca eş zamanlı yaşayan insanlarla sınırlı değil. İnsanoğlu bundan 50-100
sene sonra dünyaya gelecek bebeğin yaşama hakkını da bugünden elinden alıyor. O
bakımdan dünyayı insandan kurtarmak lazım.
Matrix filminde Ajan
Smith’in şu sözleri beni çok etkilemişti: insanlar bu dünyanın kanseridir. Gerçekten
de kanser insan vücuduna ne yapıyorsa, insan da dünyaya aynısını yapıyor.
Üstelik tedavisi
de yok. Erken teşhis mümkündü, nüfus planlaması mümkündü, buna da dinler engel
oldu. Nüfus planlamasına karşı çıktılar. Çünkü peygamberlerin bol bol askerlere
ihtiyacı vardı. Ne kadar çok ürerlerse, o kadar çok yayılacaklarını düşündüler.
Bu açıdan dinler, bütün dinleri kastederek söylüyorum, insanlığa en büyük
kötülüğü yapmışlardır.
Asıl kaynağın
kapitalizm ve tüketim toplumu yaratma stratejisi olduğunu düşünüyorum. Dinler
aslında isteyerek ya da istemeyerek kapitalizme hizmet etmişler...
Zaten sosyalist
din yoktur.
Hayvanlara
davranış biçimimize, kendimizi onlardan üstün görme kültürümüze bakarsak
doğadaki en faşist canlının da insanoğlu olduğunu söylemek mümkün herhalde.
Evet. Bu nasıl
önlenebilir diye çok düşünüyorum ben. Ne zaman, nasıl olur bilmiyorum ama inanıyorum ki bir gün
bunun önüne geçilecektir. İnsanoğlu bir gün bu yapısının farkına varacak. Çünkü
insanoğlu bu yapısının, tahribat gücünün, acımasızlığının, faşist yapısının,
öbür canlılara ve varlıklara yaşam hakkı tanımamasının zararının kendine
döndüğünü, kendisini de tüketeceğini fark edecektir bir gün. Yani yine diğer şeylere
acıdığı için yapmayacaktır bu düzeltmeyi.
Umudunuz var yani...
Var, var, bazı
şeyler düzelecek ama o zaman ben evde olacağım...
Peki hiç umudunuz
kalmasa yazmaya devam eder misiniz...
Umudu olan
okuyucular için yazarım. Ben umudumu yitirmiş olabilirim ama onların umudunu
kırmaya hakkım yoktur. Birkaç kişinin bile umut besliyor olması benim devam
etmem için yeterlidir.
Size yazmayı tamamen bıraktıracak bir şey var mıdır?
Vardır. Bu son
günlerde bunu ciddi olarak düşünüyorum. Türkiye’de bizim artık yazı yazmamamız
gerektiğini düşünüyorum.
Bizim derken..?
Benim kuşağımın,
şu an medyayı yöneten irili ufaklı editörlerin, genel yayın yönetmenlerinin,
yazarlarının, tümümüzün aslında bir kenara çekilip gitmemiz gerektiğini
düşünüyorum. Türk toplumuna çok büyük kötülük ettik, yanılttık Türk toplumunu.
Yıllardır yaptığımız hata yüzünden Türkiye bugün bu durumdadır. Bunda medyanın
kabahati büyüktür. Payı yüzde ellinin üzerindedir. Herkes siyasetçileri suçlu
gibi görür ama büyük oranda suçlu medyadır. Çünkü siyasetin bu hale gelmesinin
nedenidir Türk medyası. Türkiye’nin bu hale gelmesinin nedenidir. Biz kendi
toplumumuza ihanet ettik. Yıllarca Tansu Çiller’i başımıza taç ettik. Sonra
Mesut Yılmaz’ı... Nasıl unutursunuz bunları... Bir zamanlar vazgeçilmez olan
Turgut Özal için sonradan tam tersini yazan da biziz... O açıdan söylüyorum.
Bugünlerde çok sıkıntısını çekiyorum ve üzülüyorum. Aklıma geliyor bazen, in
aşağı merdivenlere otur orada bir basın toplantısı yap, diyorum. Niye
bıraktığını anlat ve çek git.
Ama çizginizden ve yazılarınızdan bildiğimiz
kadarıyla siz bu suça iştirak etmediniz?
Hayır, tam
tersine. Ben kendimi asla ayırt etmem. Ben bu medyanın parçasıyım. Türkiye’nin
en büyük gazetesinde yazıyorum. Çarkın dişlilerinden biriyim. Ben kalayım, siz
gidin demem gerekirdi yoksa. Onun için ben gideyim diyorum. Kendimi suçlu gibi
görmesem siz gidin ben oturmaya devam edeyim derdim.
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 Sonraki > Sona Git >> |