Görüntülenme : 1108  |
Sene
1966...
Gelibolu’nun
Koruköy’ündeyiz...
Ekmeğimiz
Ayşe teyzenin bahçesindeki kümbet fırından...
Okula
doğru yürürken ona uğrarız, hemen en tazesinden daha fırından yeni çıkmış en sıcak
somundan parçalar koparıp bize verir yolda kemirelim diye...
Yola
devam ederiz.
Otlayan
koyun sürüleri ve onları güden çobanlarının yanından geçeriz. En büyük korkumuz
çoban köpekleri çünkü arada sırada
üstümüze saldırırlar hiç birşey yokken ve çobanlar bizi kurtarır her seferinde
ama bu korkuyu hep yaşarız.
Biraz
daha ilerde bir çeşme var, orada biraz nefeslenir ve birkaç yudum su içeriz,
yalaktaki ineklerle beraber...
Sonra
yola devam ederiz Mandalar, malaklar yayılmış yatarlar... Dokunmazsan yerinden
kıpırdamazlar, bir de dokunursan, korumacıdırlar, tehlike anında birlik olur
tehlikenin üstüne hep beraber giderler.
O
arada sütçü yaşar evlere süt vermeye diye yanımızdan selam vererek geçer gider,
her seferinde de “bir bardak süt içer misiniz?” diye sorar.
Artık
köy merkezine geldik sayılır.
Girer
girmez köye, uzaktan Atatürk’ümün heykeli gözükür, tam onun karşısında okulumun
bahçesi ve bahçenin gerisinde okul binası var.
Okul
binası dediysek iki göz oda, bir sofa...
Odaların
birinde biz, diğerinde müdür oturur.
Sınıflar
mı? Ayrı ayrı yok ki... Hepsi bir arada 1-2-3-4-5 sınıfdakiler aynı sınıfta ayrı
ayrı sıralarda oturur, hepsi o...
Öğretmenler
mi ?.. O da müdür , hepsi hepsi bir kişi...
Sıfıra
sıfır, elde var sıfır Mehmet Efendi derlerdi
ona...
Girer
otururuz bize ayrılmış ikinci sınıf sıralarına...
Müdür
öğretmen Mehmet Efendi gelir.
Ayağa
kalkarız.
1-2-3’ler
dışarı çıksınlar, odamdan çapa, kürek, sulama kovası alsınlar, bahçede
çalışsınlar.
Koca
bir sene boyunca biz hep çıkarız “bahçivanlık” dersine...
Neyse
ki bir sene önce Erzurum’da çat pat
okuma yazmayı öğrenmişiz.
Sonra
üçüncü sınıfta geliriz İstanbul’a...
İstanbul’daki öğretmenim sorar anneme...
Siz nereden geldiniz?
Sene
2007...
Bunca
sene geçti herşey yine aynı (mı?)...
İstanbul’un
göbeğindeyiz.
Yollar
aynı yollar...
Hergün
gideriz işe, güce...
Koyunlar
aynı koyunlar, yayılmışlar caddenin her yanına geçeriz yanlarından...
Köpekler
daha bir çoğalmış, çeşit, çeşit... Artık sadece koyunları uyandırmaya,
götürmeye çalışanlara değil, önüne gelene saldırıyorlar. Çobanlar ise oralı bile olmuyor.
Yolda
ekmek , mekmek veren yok. Ekmek şimdilerde aslanın ağzında...
Su
içecek yalak bile yok çünkü hepsi şişelerde...
Malaklar
büyüsün, mandalar çoğalsın diye bakar olduk, birlik beraberlik adına...
Şehirde
Atatürk heykelleri bir bir kalkıyor, hatta kitaplardan bile...
Kitapların
anasından bile...
Okullar
mı? Onlarda aynı terane... Devleti, özeli, güzeli... Bütün okullar, bütün
binalar kocaman kocaman... Bütün sınıflar ayrı ayrı... Ama öğretim aynı...
Sıfıra sıfır, elde var sıfır, çık bahçeyi sula...
Öyle
istiyor büyük ağabey...
Şimdi
soracağız biz de aynı soruyu da, kime?
Neyse
yine de soralım şöyle bir ortaya...
Siz nereden geldiniz?
|