derki.com

derKi

hayataneler.jpg

ruhizaman.jpg

ariyorumbabamyok.jpg
Kiralikbedenler.jpg
Si Vis Pacem Para Bellum
Yazar Erhan Altunay   
 

Görüntülenme : 2210    


Image“Si Vis Pacem Para Bellum” çok eski bir Latin atasözüdür. Türkçe’ye “Barış istiyorsan Savaşa hazırlan” gibi çevrilebilir.

Ben bu sözü ilk olarak okuduğumda çok şaşırmıştım. Barış istiyorsam en barışçı şekilde barışı getirebilirdim. Dünyada o kadar barış örgütü var, savaş karşıtları gösteriler de, bunların da amacı bu olmalıydı. Ama zaman öğretti ki barışa giden yol savaştan geçiyor. O  zaman bu savaş nasıl bir savaş ona bakalım.

Benim çocukluğumda savaş dediğimizde akla ilk “Kurtuluş Savaşı” gelirdi. Kurtuluş Savaşı bütün emperyalist batı ülkelerine karşı verilmiş ve Dünyaya örnek olmuş, tarihin akışını değiştirmiş bir savaştı. Bütün sömürge ülkeler bu savaştan feyz almışlar ve emperyalizme karşı savaşmışlardı.

Büyüdükçe bunun böyle olmadığını görmek beni önce sarstı diyebilirim. Kurtuluş Savaşı akabinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti yükselen ulus-devletler içinde bir tanesi idi. Cumhuriyet kadroları da kendi alanları içinde en iyisini yapmışlardı. Onlara olan minnetimiz gerçekleri görmemizi engellememişti.

Savaş deyince akla gelen bir başka savaş da İkinci Dünya Savaşı idi. Ama insanlık bundan büyük ders almış, savaş karşıtı, barışçı ve özgürlükçü akımlar da dünyayı kaplamıştı. Bir daha büyük bir savaşın olması olanaksızdı. Ama bunu bu şekilde okumanın çok büyük saflık olduğunu da zamanla öğrendik. Üçüncü Dünya Savaşı terimi daha ikincisinin akabinde dillerde dolaşmaya başlamıştı.

Bizim nesil dünyaya gözünü açtığında Türkiye de televizyonla yeni tanışıyordu. Daha çizgi filmlere yani alışmışken, bir dizi bizi eve hapsetmişti. Bu dizinin adı “Dallas”tı. Teksaslı petrolcü bir aile olan Ewing ailesinin maceralarını anlatıyordu. Her dizide olduğu gibi iyi ve kötü karakterler vardı. Ancak kötünün dayanılmaz cazibesi, belki de egemen burjuvazinin piyonlarından biri olduğu için gücü elinde tuttuğu sanılan JR adlı karakteri baş tacı etmemize neden oldu. Bazıları “love to hate” dese de, gücü elinde tutan “işadamı” birçok kimsenin gizli kahramanı olmuştu. Yıllar sonra filme aktarılacak Yüzüklerin Efendisi’nde Saruman’ın gençlerin sevgilisi olması gibi.

Dallas bize çok önemli bir şeyi öğretti. Eğer düzene ayak uyduramıyorsan “looser” olarak kalmaya mahkumdun. Dallas dizisinin onlarca looser karakterinin JR’a duyduğu nefret, looser’lara duyduğumuz tepkinin sonucunda JR’a gizli bir hayranlığa dönüşmüştü.

Dışarıda hasbelkader sağcı-solcu diye ayrılmış gençler birbirlerine silah çekerken biz bu dizinin cazibesine kapılmıştık.

Sonunda Asker duruma el koydu da “kurtulduk”. Bir gecede ortalık sütliman olmuştu. Bu Türkiye için büyük bir kurtuluştu. Yeni bir anayasa hazırlandı. Eskiden varolan bütün özgürlüklerin elimizden gittiğini çok daha sonra, bu anayasa büyük çoğunlukla kabul edildikten sonra “deneyimleyecektik”.

Ve yükselen değerler kendi yönetimini yarattı ve hükümetini kurdurttu. TV’lerde JR’ın yerini “Tonton” diye adlandırılan, dönemin başbakanı Turgut Özal aldı. Aslında onun söylemi ile JR’ınki arasında çok da büyük bir fark yoktu. “Köşe dönmek” zaten ondan çok önce bilinçaltına yerleşmişti ama kimse onun ekibi gibi rahat telaffuz edemiyordu. Buna uygun bütün düzenlemeler yapıldı. Türkiye Dünya ile bütünleşiyor diye seviniyorduk. Bunların hepsi Türkiye’nin başına gelen nimetlerdi. Ancak aynı yönetimin  örneğin, İngiltere’de “Demir Lady” tarafından da uygulandığını görmezden geldik.

Halk Özal’dan memnun olmasına memnundu da, başı örtülüler, çember sakallılar çoğalmıştı. Özal’ın dindar olması buna meydan vermekteydi. Oysa “Kemalist” geçinen bürokrat ve memur kitle farkına varmamıştı ki, onlar vals ya da twist yaparken köyden kente göç edenler yavaş yavaş üretim araçlarını ellerine geçirmişlerdi. Bu “elit” kitlenin elini bile sürmek istemedikleri işlerde çalışmakta ve para kazanarak yeni üretim araçlarına yatırım yapmaktaydılar. Bir de kendi kafalarında bir iktidar başa geçtiğine göre – ki sonradan anladığımıza göre bu kaçınılmazdı- istedikleri gibi kazanacaklardı.

Böylece Kemalist düzen sorgulanmaya başlandı. “Sakallılar” gücü ellerine geçiriyorlardı. Üzerine bir de PKK denilen örgütün eylemleri gelince toplumda “Kürtçülük” tartışmaları da başladı. Daha önce sağcı-solcu diye ayrım vardı ama her iki taraf da köküne kadar Kemalist ve üniter toplum yapısına bağlı idiler. Ama bu yeni bölünmeler Kemalistler için korkunçtu. Devrimler Türkiye’ye özgüydü, Türkiye’nin jeopolitik konumu önemli idi vs vs. Ancak sonradan anladık ki Yeni Dünya düzeni kuruluyor ve ulus-devletlerin sonu geliyordu.

Türkiye’den hep bu pencerelerden baktık. Öyle ya da böyle bürokratların ya da silahlı kuvvetlerin de desteği ile bu gelişmelerden paçamızı kurtarmya çalıştık.

Ama bu arada düzen kendi dişlilerini yontuyordu. Cumhurbaşkanı 9. Senfoni’yi dinleyerek “İşte Çağdaş Türkiye” derken, “öteki” Türkler harıl harıl çalışmakta, üretim araçlarını ellerinde tutmaktaydılar. Bürokrasi buna ne kadar dayanabilirdi ki. Zorlama tedbirler yetmedi.

Türkiye, Özal’dan kurtulmuştu derken başa bir de Recep Tayyip Erdoğan çıktı. “Ötekiler” önce belediyeleri, sonra da hükümeti ele geçirmişti. Laiklik elden gidiyordu. Ama kimse düşünmüyordu ki elden giden bürokrasiye tutunan elitlerdi. Burjuva kendi kurallarını oynamaktaydı. Tam bu Kemalizm tartışmaları içine giriyorduk ki baktık ki, savaş sözcüğü artık anlamını değiştirmiş  ve Türkiye global düzen içinde yerini bulmuş.

İşte bu noktada Türkiye’de, belli bir aydın kesimin dışındakiler de anladılar ki, Dünya düzeni değişiyor ve bu Türkiye’ye sadece yansıyor.




Okur Yorumları  
 

 

Gönderilen yeni yorum yok

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.8 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved

derKi arama

Google
Web derki.com

Son Yorumlar

Issız ADA'm
benzer gözlerle seyretmişiz filmi......
...

Arıyorum... Babam Yok!
İkinci kere okumama rağmen, ilk defa...
...

Birey Olmak
Yeni platform hayırlı olsun...
...

Arıyorum... Babam Yok!
Reha yazini, samimiyetini, duygularini...
...

Tanrı Nedir?
internet explorer'da sırasıyla görünüm,...
...