Sokak
kedisi deyince aklımıza ilk olarak; sokakta yaşayan, ayaklarımızın dibinde
dolaşan, aç olduğundan ya da sevgiye muhtaç olduğundan kafasını bize doğru
kaldırıp sürekli miyavlayan sevimli kediler gelir öyle değil mi? Ancak,
geçmişten bugüne bu sevimli kedilere nankör damgası vurulmuş ve hatta bu
nedenle bazı büyüklerimiz çocukluğumuzdan başlayarak bizi kedilere karşı bir
soğutma eylemi içersine girmiştir. Kim bilir belki bu eylemlerinde başarılı
olanlarda vardır. Ama nankör olduğunu varsaysak bile bir kediyi nankör olduğu
için suçlayabilir miyiz? Her canlının çeşitli ihtiyaçları vardır; yeme-içme,
barınma, güven, sevgi ihtiyacı vs… Bunlar, bizim sağlıklı yaşayabilmemiz için
en gerekli ihtiyaçlarımız. Bunları bulamadığımız zaman hırçınlaşırız, huysuz
oluruz ve dengemiz bozulur. Bir de bunları sürekli zor şartlarda bulduğumuzu
düşünürsek o zaman nankör de oluruz, bencil de ve kavgacı da. Çünkü verilen bir
yaşam mücadelesi vardır. Aynı sokak çocuklarının verdiği zorunlu mücadeleler
gibi. Onlar, çeşitli nedenlerden ötürü sokağa itilmiş ve bu sokaklar; bizim
evimizin bulunduğu, elimizi kolumuzu sallayarak yani rahatça yürüdüğümüz
sokaklar değil. Belki gündüzleri rahatta, geceleri evimizde mışıl mışıl uyuduğumuz
için nelerin döndüğünün farkında olmadığımız sokaklar bunlar. Maalesef bu
sokaklarla tanışmak zorunda kalan, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için sokak
hayatını iyice öğrenip kendini sokak ahlakına göre yetiştiren yani dilenen,
hırsızlık yapan, yalan söyleyen vs. bu tarz insanlar içinde büyümek zorunda
kalıp onlara ayak uyduran, kendince yaşam mücadelesi veren birçok çocuk var.
Sokakta yaptığı şeylerin kötü olduğu bilincine varan ve bu sokaklardan
kurtulmaya çalışan gençlerimiz de var. İşte “sokak kedisi” dergisinin esas
amacı da bu; sokak çocuklarına yardımcı olmak, onları sokaklardan
kurtarabilmek. Üstelik bir zamanlar sokakta yaşayıp kurtulmuş olan çocukların
çıkarttığı bir dergi bu. Onlar kendilerini sokak kedisine benzetmiş, ama artık
insanlardan dilenmiyorlar, kötü alışkanlıklarını geride bırakmışlar, sadece
kendilerine ve sokaklarda yaşayan insanlara yardım etme amacıyla başlatılan bir
proje bünyesinde insanlardan balık almak yerine balık tutmayı öğreniyorlar.
Bunu da kendi dergilerini satarak yapmaya çalışıyorlar, üstelik boş bir dergi
değil bu, içeriği umut dolu olan bir sosyal sorumluluk dergisi. Kendileri ve
dergileri ile ilgili tüm ayrıntıları yaptığım röportajı okuyarak
öğrenebilirsiniz;
“Sokak kedisi” çıkarttığınız derginin
adı. Peki, bize bu derginin amacını ve kimlerin sayesinde nasıl ortaya
çıktığını anlatır mısınız?
Ferhat:
Gönüllü insanlar sayesinde ortaya çıktı, bize destek oldular. Sokak
çocuklarının derginin sahibi ve çalışanları olmasını istediler. Ayrıca
isimlerinin duyulmasını pek istemediler. Yani bu dergi birkaç gönüllü
tarafından kuruldu. Sahipleri ve çalışanları da biz sokak çocukları olarak resmi
bir şekilde kâğıt üzerinde geçtik.
Kayra Şirketi adı altında bu dergiyi
çıkarıyorsunuz. Bu şirketten biraz bahsedebilir miyiz? (Bu arada kayra; iyilik,
yardım anlamına geliyor).
Ferhat:
Kayra şirketi, Keyap Projesi (kendine yardım projesi) bünyesinde bulunmaktadır.
Uğur: Keyap Projesinin
amacı, insanların sokak çocuklarını kurtarmaları değil, sokak çocuklarının
kendi kendilerine bir şeyler yapıp kendi hayatlarını kurtarmaları. Keyap
Projesi bünyesinde “Sokak kedisi” dergisi var. Burada çalışanlar, sokak
çocukları. Pazar kedi’sinde, Posta kedi’sinde de çalışanlar yine sokak
çocukları.
Pazar ve Posta kedilerini bize açıklar
mısınız? Bu kedilerin işlevi nedir?
Uğur: Posta
kedisi, dergimizin dağıtımını yapıyor. Onun dışında, eğer dışarıdan bir firma,
bir dağıtım işi olursa ve bize bu işi yaptırmak isterse onu da yapıyoruz.
Dağıtım işleri yapıyoruz yani. Pazar kedisi ise, pazarda giyecek satıyor.
Satış yaparken bu çocukların sokak
kedisi olduklarını nasıl anlayabiliriz?
Uğur: Sokak kedisi
amblemli tişörtlerimiz var.
Beşinizde bu dergide çalışıyor musunuz?
(Röportajı gerçekleştirdiğim masada toplam beş kişi bulunuyor).
Ferhat:
Evet, hepimiz çalışıyoruz. Başlangıçta derginin imtiyaz sahipleri olarak 2
kişiydik. Çok yeni olarak almış olduğumuz kararla imtiyaz sahipleri olarak 5
kişi olduk: Güngör Halıcı, Kemal Mallı, Özkan Yazar, Uğur Eroğlu ve ben Ferhat
Şahin.
Yani Kayra şirketi sahipleri şu anda
sizlersiniz ancak kurucuları bahsettiğiniz ismini duyurmak istemeyen
hayırsever-gönüllü kişiler öyle mi?
Kemal:
İlk etapta finansı sağlayan gönüllüler. Bu projeyi ortaya çıkardılar ve ilk
önce öncü olarak Ferhat Şahin seçildi. Sonra onun öncülüğünde biz seçildik Sahipleri
şu anda kâğıt üzerinde resmi olarak biziz yani sokak çocukları. Onlar bize
finansı sağladılar ve böyle bir projeyi hayata geçirip bize bıraktılar. Yani
başlangıcı yapan onlar, şu anda devam ettiren bizleriz.
Ferhat:
Aslında bu gönüllü insanlar hakkında şöyle bir açıklama getirebiliriz;
İçlerinden birinin oğlunun sokak çocuklarına ilişkin yapması gereken bir tezi
vardı. Dernekleri, vakıfları ve sokakta yaşayan insanların gidebileceği
kurumları incelerken hepsinde bir yetersizlik, eksiklik görüyorlar. Sokak
çocuklarının sahibi olabileceği bir kurum düşünülüyor ve bu kurumun olmasında
da desteklerinin olmasını istiyorlar. Yurtdışından çeşitli projeler getiriliyor.
Adı aklımıza gelenlerden “Fifty-Fifty” var. Bu dergiler, yurt dışındaki sokakta
yaşayanların kendi dergileri ve kendi ayakları üzerinde durabilmeleri için bunu
satıyorlar. Fifty-fifty’nin anlamı zaten yarı yarıya; dergiyi çıkaranla satan
arasındaki bölüştükleri kazanç. Bizim de bu dergiyi sokak çocukları olarak bir
dernek değil de bir şirket çatısı altında çıkarmamızı istediler. Neden bir
dernek değil de bir şirket? Çünkü dernekler Türkiye’de çok fazla ticari
konulara giremiyorlar. Sağ olsun gönüllülerimiz bu konuda düşünmüşler,
taşınmışlar, sokak çocukları ile de görüşmüşler ve o çocuklarda bizi öncü
olarak göstermiş. Ben askerden geldiğimde Uğur arkadaşım şirket sayesinde bu
derginin grafik tasarımı için eğitim alıyordu.
Peki, derginin imtiyaz sahipleri
olmanız dışında dergideki diğer işlevlerinizi öğrenebilir miyim?
Ferhat:
Ben derginin editörüyüm.
Uğur: Grafiker.
Kemal, Özkan:
Satıştan sorumluyuz.
Ahmet: Ofis
işlerine bakıyorum.
Umut
Çocukları Derneği’nin sizinle ilişkisi nedir?
Ferhat:
Umut Çocukları, derginin dışında kalıyor. Sokaktan gelmiş 5 çocuk olarak biz
derginin sahipleriyiz. Umut Çocukları Derneği, barınmamıza katkıda bulundu.
Daha evvel Umut çocukları ile yetiştik, onlara yardımımızda dokundu. Kemal,
Özkan, Uğur ve ben, bu dernek bünyesinde sokak çalışmaları yaptık.
Peki, sokak çocuklarını sizler mi
buluyorsunuz yoksa bu dernek sayesinde mi buluyorsunuz?
Ferhat: Şu
anda biz, Umut Çocukları Derneği adına sokak çalışmaları yapıyoruz. Yani bir yandan dergi ile ilgilenirken ayrıca
sokak çalışmaları da yapıyoruz. Umut Çocukları Derneği ile, Kadın Sığınma Evleri
ile… Sokakta bulduğumuz bayanları kadın sığınma evlerine, çocukları da polis
çocuk kulüplerine, büyükleri yetiştirme merkezlerine kendimiz teslim ediyoruz. Bu
konuda da duyarlı olunmasını, bize destek olunmasını istiyoruz. Ayrıca buna
yönelik çalışmalarımız belgelerle de mevcuttur.
Eğitim durumlarınızı öğrenebilir miyim?
Cevaplar;
ilkokul terk, ortaokul terk ve lise terk şeklinde.
Sokaktan kurtuldunuz, kendi
ayaklarınızın üzerinde durmak için çaba da gösteriyorsunuz. Peki, eğitiminiz
için de bir takım düşünceleriniz var mı?
Ferhat:
Biz dört arkadaş, eğitim durumlarımızı tamamlayabilmek, okullarımızı
bitirebilmek için açık öğretime yazıldık. Ancak, gönüllü bir öğretmene
ihtiyacımız var, onu bulamıyoruz. Halk eğitimden kitaplarımızı aldık. Ama Bakırköy
yurdunda kalıyoruz ve burada bizi eğitebilecek bir öğretmene ihtiyacımız var.
Eğitimlerde eksiklikler var. Dikkat ederseniz, sokaktan bugüne kadar kurumlara
götürülen çocuklar 18 yaşına kadar getiriliyor ve 18’den sonra eğer herhangi
bir meslek edinmemişse tekrar o çocuklar sokağa dönüyor. Yani herhangi bir
eğitim almadığı için ve devletin bugüne kadar bir 18 yaş projesi olmadığı için
18 yaşından sonra çocuklar kendini dışlanmış hissederek sokağa dönüp sokağa
yeni gelmiş çocukları bir nevi eğitmeye başlıyorlar. Bundan dolayı da il sosyal
hizmet uzmanları, pedagoglar, psikologlar sokaklarda rahat çalışma elde
edemiyorlar.
Kemal:
Bizim projemizin amacında da eğitim var zaten. Tamamen geliriyle, elde edeceği
kazancıyla sokaktan gelen arkadaşlarımızın kendini eğitebilmesi gibi. Biz
adımlarımızı zaten yavaş yavaş atıyoruz.
Sokak kedisi kadrosu kaç kişinden
oluşuyor?
Ferhat:
Sahipleri olarak beş kişi biziz, yurtta çalışan, dergi satışına çıkan
arkadaşlarımızla birlikte toplam 23 kişiyiz.
Simla'cım yine çok önemli bir konuya dikkat çekmişsin. Ne kadar empati kurmak istesemde herhalde onların yaşadıklarını hayal bile edemem. Tabii ki suç onları dünyaya getirende(ben bu insanlara Anne-Baba diyemiyorum)Şansları açık olsun. Umarım yakın zamanda Anadolu yakasında da faaliyete başlarlar.