derki.com

derKi

hayataneler.jpg

ruhizaman.jpg

ariyorumbabamyok.jpg
Kiralikbedenler.jpg
Oh Oldu Bize!
Yazar Deniz Kite   
 

Görüntülenme : 263





Duydum ki seni terk etmiş,

Oh olsun…

Yalnız bırakıp gitmiş,

Oh olsun…     

 

Sevgili Füsun Önal’ın eskilerden uzanan sesini dinliyorum… Oh olsun.

 

Aklımda aldığımız ilk televizyon var: Bir lojmanda yaşardık o zamanlar ve sadece birkaç ailede televizyon vardı. Siyah-beyaz deneme yayınları bizlere bol bol buz pateni yarışları gösterirdi;  üstelik her gün de yapılmazdı deneme yayınları ve olduğu günler bütün komşular evimize üşüşürdü… Biz, o zamanlar bizdik.

 

Oh oldu bize!

 

Aklımda, okula gittiğimiz sabahlar var. Devlet okuluydu gittiğim ve eli sopalı hocalarımız vardı. Lakin sopaları idealistlikle inip kalkardı; kızgınlık, şiddet veya bugünlerde tanıdık olduğumuz öğrenilmiş çaresizlikle değil. Hepimizin üzerinde Türk malı ürünler vardı o zamanlarda ve Sümerbank hala Sümerbank’tı. Her sabah büyük bir coşkuyla okurduk:

 

Türküm, doğruyum, çalışkanım…

 

Ve aklımıza gelmezdi kimin Ermeni, kimin Kürt, kimin Arap veya hangi dine mensup olduğu… Adana’da bir aradaydık, hepimiz aynı memleketliydik. Asla sorgulamamıştım Azeri, Rus, Laz olan kökenimi: Çünkü doğduğumuz, karnımızın doyduğu, soluduğumuz havanın olduğu yerdi memleketimiz. Adı Türkiye idi, içinde yaşayan herkes, benim gibi, Türk’tü.

 

Oh oldu bize!

 

Komşu toplantıları olurdu; kadınların saçları yapılı, moda olan mini etekler, pişirilen keyifli pastalar… Konuşulurdu Ediz Hun’lar, Hülya Koçyiğitler, Erkek Fato’lar ve Ayhan Işık’lar… Yaz akşamları sinemalara giderdik, elimizde çekirdeklerimiz. Babam pek bir meraklıydı teknolojiye. Bir gün elinde bir aletle geldi; adı film makinesiymiş… Lojmandaki evimiz fabrika duvarına bakardı ve akşamları babam, o duvarda ve o makine ile herkes için filmler oynatırdı! Biz o zamanlar bizdik.

 

Oh oldu bize!

 

Hatırlıyorum ilk Arsus’a gittiğimiz yılı. O sene Adana Anadolu Lisesi’ni kazanmıştım. Şimdilerdeki gibi harcanmış ve yok olmuş değil, tam tersi o zamanlar Türkiye’nin en prestjli okullarıydı Anadolu Liseleri:  Öğrencisi, eğitmeni, idealizmi ile devletin gururuydu o okullar… Mutluydum çünkü iki sınav sonucu kazanmıştım orada okuma hakkını. Ve yine o yaz, Arsus’da ilk kez Türkçe konuşan bir hristiyanla karşılaşmıştım… Ne inanılmaz bir deneyimdi; demek Türkçe konuşan hristiyanlarda vardı… Çeşitlilik ve hoşgörü anları o sene Antakya’da tazelenmişti. Kimbilir, belki de orada ve o yaz, Mevlana hümanizmi dibime kadar ve Ruh’mun en derinliklerine işlemişti…

 

Oh oldu bize!

 

Ve şimdi Ayten Alpman’ın büyülü sesini dinliyorum:

 

Son bir defa,

Hatırlasan,

Bir kez daha

Beni arasan…

Yalnız kaldıkça

Dertleşsek seninle…

Muhtacız en son buna,

İkimizde bir dost olsak nasılsa…

 

Ah, evet, sanatçılar o zaman sanatçıydı; TRT o zamanlar TRT idi ve aslında tıpkı Anadolu Liseleri gibi, bir okuldu TRT; lakin bir Sanat Okul’u. Kolay mıydı öyle spiker olmak, şarkı söylemek; herhangi teknolojik destek olmadan çıkıp paşa paşa notasıyla, sesiyle, edasıyla şarkı okumak ve sunmak tüm programları canlı yayınlarda? Çıplaklıkla, sansasyonla, onlarca estetik sonrası tuhaflaşmış yüzlerin kazancıyla değil,  sesle, bilgiyle, çabayla sanatçıydı o sanatçılar ve onlar bizlere Sanat’ın anlamını öğrettiler.

 

Oh oldu bize!

 

Komşularımızdan Hacı olanlar vardı. Hatırlarım bir Hacı Teyzem vardı; bana Hac’dan zemzem suyu ile doksan dokuzluk bir sarı tesbih getirmişti. Onun yanında oturup anılarını dinlemeye bayılırdım, tıpkı okul sonrası benden küçük olanlara hikaye anlatmayı sevdiğim gibi. Hepimiz Atatürk’çü ve hepimiz dini bütündük. Belki farklı ifade ederdik imanımızı veya milliyetçiliğimizi ama Ramazan geldiğinde hemen her çocuk pide sırasında beklerdi ve her 23 Nisan veya 19 Mayıs’larda birlikte coşardık. Ne oruç tutan tutmayana kızar, ne de tutmayan tutana içerlenirdi. O zamanlar bayram isimlerini tartışmazdık; çünkü kimi dini, kimi ise milli bayramlardı; ama hepsi bizim bayramlarımızdı.

 

Oh oldu bize!

 

Ve onca insan, belki yüreği memlekette ama hayat bu; ya bir merak, istek, ya daha iyi yaşam dileği... İşte bir şekilde gittiler herhangi uzak diyara. Onlar işçi oldular, zorluklarla boğuştular, kimi telef oldu, kazandı bazısı, çoğu ne olduğunu anlayamadan öylesi hayatlar yaşadılar. Ben, meraktan gidenlerdendim. Ve gönlüm ülkemi istedi; bildiğimi, öğrendiğimi, ülkeme borcumu ödeme isteği ile, döndüm Türkiye’ye.

 

Oh olsun!

 

Hatırlıyorum döndüğüm ilk sene, öğretim görevlisi olarak çalıştığım üniversitede 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlaması vardı. Hepimiz çıktık o gün tören odasına. Duvarda asılı kocaman bir Atatürk resmi ve Türk bayrağı vardı. İstiklal Marşı okunurken bana bakan Atatürk’ün gözlerine gözlerimi dikmiştim. Lakin bir dakika bile geçmeden göz yaşlarına boğulmuştum…

 

Tarımın yok olduğu, üretimin dışarıya bağımlı kılındığı, Anadolu Liselerinin yerini kapitalist okullara bıraktığı, idealizmin yerini günlük kazançlara devrettiği, finans, iletişim, enerji, madenler gibi en önemli varlıklarımızın artık bizim olmadığı, sanatın sanatsızlık olduğu, dinin politikaya alet olduğu, milli değerlerin yerle bir edildiği, ne olduğumuzu unuttuğumuz, ne olacağımızı başkalarından sorduğumuz günlerde…

 

Ve üstelik borç içinde bıraktığımız gelecek nesillerimizle…

 

Oh oldu bize!

 


Deniz Kite
About the author:
1968 yılında Kayseri'de doğdu. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. Bir süre yurtdışında yaşadıktan sonra Eylül 2002 tarihinde Viyana“dan Istanbul“a taşındı. Şubat 2003 tarihinde İstanbul Ticaret Universitesi Ticari Bilimler Fakültesi Uluslararası Ticaret Bölümünde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Yedi yaşındaki oğluya birlikte İstanbul’da yaşıyor.
Devamını Oku >>


Okur Yorumları  
 

 

Göster 2 2 Yorum

1. 02-12-2008 11:43

yarınlar nasıl olacak?
içim ,hatta burnumun direği sızladı..çünki aynı şanslı dönemleri ben de yaşadım..bizim "biz" olduğumuz,ayrışmadığımız,bölün mediğimiz,yaftalanmadığımız sıcacık günlerdi.geldiğimiz noktaya bakınca haklısınız bu öfkede..kabul ediyorum. ama asıl acı olan bizim çocuklarımızın bu güzellikleri yaşayamaması...düşünmeyen,sorg ulamayan,yaratmayan,teslimiyet çi toplumlar yetiştirdiği sürece bu ülke ve bu ülkenin eğitim sistemi .umarım bu günleri de aramayız..
mevhibe

2. 03-11-2008 13:58

Kurunun yanında...
Sevgili Deniz, 
 
Toplumun büyük bir bölümü "Bana deymeyen yılan bin yaşasın" veya "Amaaan, benim üstüme ne vazife bu işler" diyerek yaşadığı, sürü ruhuyla hareket ettiği ve olup biteni sorgulamadığı sürecek kurunun yanında yaş yanacak. 
 
Yazında tekrarladığın gibi 'Oh oldu bize...' demek içimi yakıyor. 
 
Kabullenmek bana göre değil bu gidişatı!..
Şiyma Aksekili

Göster 2 2 Yorum

Yorumunuzu ekleyin



mXcomment 1.0.8 © 2007-2009 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved

derKi arama

Google
Web derki.com

Son Yorumlar

Issız ADA'm
benzer gözlerle seyretmişiz filmi......
...

Arıyorum... Babam Yok!
İkinci kere okumama rağmen, ilk defa...
...

Birey Olmak
Yeni platform hayırlı olsun...
...

Arıyorum... Babam Yok!
Reha yazini, samimiyetini, duygularini...
...

Tanrı Nedir?
internet explorer'da sırasıyla görünüm,...
...