Sevgili Füsun Önal’ın eskilerden uzanan sesini
dinliyorum… Oh olsun.
Aklımda aldığımız ilk televizyon var: Bir lojmanda
yaşardık o zamanlar ve sadece birkaç ailede televizyon vardı. Siyah-beyaz
deneme yayınları bizlere bol bol buz pateni yarışları gösterirdi;üstelik her gün de yapılmazdı deneme
yayınları ve olduğu günler bütün komşular evimize üşüşürdü… Biz, o zamanlar
bizdik.
Oh oldu bize!
Aklımda, okula gittiğimiz sabahlar var. Devlet okuluydu
gittiğim ve eli sopalı hocalarımız vardı. Lakin sopaları idealistlikle inip
kalkardı; kızgınlık, şiddet veya bugünlerde tanıdık olduğumuz öğrenilmiş
çaresizlikle değil. Hepimizin üzerinde Türk malı ürünler vardı o zamanlarda ve
Sümerbank hala Sümerbank’tı. Her sabah büyük bir coşkuyla okurduk:
Türküm, doğruyum, çalışkanım…
Ve aklımıza gelmezdi kimin Ermeni, kimin Kürt, kimin Arap
veya hangi dine mensup olduğu… Adana’da bir aradaydık, hepimiz aynı
memleketliydik. Asla sorgulamamıştım Azeri, Rus, Laz olan kökenimi: Çünkü
doğduğumuz, karnımızın doyduğu, soluduğumuz havanın olduğu yerdi memleketimiz.
Adı Türkiye idi, içinde yaşayan herkes, benim gibi, Türk’tü.
Oh oldu bize!
Komşu toplantıları olurdu; kadınların saçları yapılı,
moda olan mini etekler, pişirilen keyifli pastalar… Konuşulurdu Ediz Hun’lar,
Hülya Koçyiğitler, Erkek Fato’lar ve Ayhan Işık’lar… Yaz akşamları sinemalara
giderdik, elimizde çekirdeklerimiz. Babam pek bir meraklıydı teknolojiye. Bir
gün elinde bir aletle geldi; adı film makinesiymiş… Lojmandaki evimiz fabrika
duvarına bakardı ve akşamları babam, o duvarda ve o makine ile herkes için
filmler oynatırdı! Biz o zamanlar bizdik.
Oh oldu bize!
Hatırlıyorum ilk Arsus’a gittiğimiz yılı. O sene Adana
Anadolu Lisesi’ni kazanmıştım. Şimdilerdeki gibi harcanmış ve yok olmuş değil,
tam tersi o zamanlar Türkiye’nin en prestjli okullarıydı Anadolu Liseleri: Öğrencisi, eğitmeni, idealizmi ile devletin
gururuydu o okullar… Mutluydum çünkü iki sınav sonucu kazanmıştım orada okuma
hakkını. Ve yine o yaz, Arsus’da ilk kez Türkçe konuşan bir hristiyanla
karşılaşmıştım… Ne inanılmaz bir deneyimdi; demek Türkçe konuşan hristiyanlarda
vardı… Çeşitlilik ve hoşgörü anları o sene Antakya’da tazelenmişti. Kimbilir,
belki de orada ve o yaz, Mevlana hümanizmi dibime kadar ve Ruh’mun en
derinliklerine işlemişti…
Oh oldu bize!
Ve şimdi Ayten Alpman’ın büyülü sesini dinliyorum:
Son bir defa,
Hatırlasan,
Bir kez daha
Beni arasan…
Yalnız kaldıkça
Dertleşsek seninle…
Muhtacız en son
buna,
İkimizde bir dost
olsak nasılsa…
Ah, evet, sanatçılar o zaman sanatçıydı; TRT o zamanlar
TRT idi ve aslında tıpkı Anadolu Liseleri gibi, bir okuldu TRT; lakin bir
Sanat Okul’u. Kolay mıydı öyle spiker olmak, şarkı söylemek; herhangi
teknolojik destek olmadan çıkıp paşa paşa notasıyla, sesiyle, edasıyla şarkı
okumak ve sunmak tüm programları canlı yayınlarda? Çıplaklıkla, sansasyonla,
onlarca estetik sonrası tuhaflaşmış yüzlerin kazancıyla değil,sesle, bilgiyle, çabayla sanatçıydı o sanatçılar
ve onlar bizlere Sanat’ın anlamını öğrettiler.
Oh oldu bize!
Komşularımızdan Hacı olanlar vardı. Hatırlarım bir Hacı
Teyzem vardı; bana Hac’dan zemzem suyu ile doksan dokuzluk bir sarı tesbih
getirmişti. Onun yanında oturup anılarını dinlemeye bayılırdım, tıpkı okul
sonrası benden küçük olanlara hikaye anlatmayı sevdiğim gibi. Hepimiz
Atatürk’çü ve hepimiz dini bütündük. Belki farklı ifade ederdik imanımızı veya
milliyetçiliğimizi ama Ramazan geldiğinde hemen her çocuk pide sırasında
beklerdi ve her 23 Nisan veya 19 Mayıs’larda birlikte coşardık. Ne oruç tutan
tutmayana kızar, ne de tutmayan tutana içerlenirdi. O zamanlar bayram
isimlerini tartışmazdık; çünkü kimi dini, kimi ise milli bayramlardı; ama hepsi
bizim bayramlarımızdı.
Oh oldu bize!
Ve onca insan, belki yüreği memlekette ama hayat bu; ya bir
merak, istek, ya daha iyi yaşam dileği... İşte bir şekilde gittiler herhangi
uzak diyara. Onlar işçi oldular, zorluklarla boğuştular, kimi telef oldu,
kazandı bazısı, çoğu ne olduğunu anlayamadan öylesi hayatlar yaşadılar. Ben,
meraktan gidenlerdendim. Ve gönlüm ülkemi istedi; bildiğimi, öğrendiğimi,
ülkeme borcumu ödeme isteği ile, döndüm Türkiye’ye.
Oh olsun!
Hatırlıyorum döndüğüm ilk sene, öğretim görevlisi olarak
çalıştığım üniversitede 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlaması vardı. Hepimiz
çıktık o gün tören odasına. Duvarda asılı kocaman bir Atatürk resmi ve Türk
bayrağı vardı. İstiklal Marşı okunurken bana bakan Atatürk’ün gözlerine
gözlerimi dikmiştim. Lakin bir dakika bile geçmeden göz yaşlarına boğulmuştum…
Tarımın yok olduğu, üretimin dışarıya bağımlı kılındığı,
Anadolu Liselerinin yerini kapitalist okullara bıraktığı, idealizmin yerini
günlük kazançlara devrettiği, finans, iletişim, enerji, madenler gibi en önemli
varlıklarımızın artık bizim olmadığı, sanatın sanatsızlık olduğu, dinin
politikaya alet olduğu, milli değerlerin yerle bir edildiği, ne olduğumuzu
unuttuğumuz, ne olacağımızı başkalarından sorduğumuz günlerde…
Ve üstelik borç içinde bıraktığımız gelecek
nesillerimizle…
Oh oldu bize!
Deniz Kite
About the author:
1968 yılında Kayseri'de doğdu. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. Bir süre yurtdışında yaşadıktan sonra Eylül 2002 tarihinde Viyana“dan Istanbul“a taşındı. Şubat 2003 tarihinde İstanbul Ticaret Universitesi Ticari Bilimler Fakültesi Uluslararası Ticaret Bölümünde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Yedi yaşındaki oğluya birlikte İstanbul’da yaşıyor.
içim ,hatta burnumun direği sızladı..çünki aynı şanslı dönemleri ben de yaşadım..bizim "biz"
olduğumuz,ayrışmadığımız,bölün
mediğimiz,yaftalanmadığımız sıcacık günlerdi.geldiğimiz noktaya bakınca haklısınız bu öfkede..kabul ediyorum. ama asıl acı olan bizim çocuklarımızın bu güzellikleri yaşayamaması...düşünmeyen,sorg
ulamayan,yaratmayan,teslimiyet
çi toplumlar yetiştirdiği sürece bu ülke ve bu ülkenin eğitim sistemi .umarım bu günleri de aramayız..
Toplumun büyük bir bölümü "Bana deymeyen yılan bin yaşasın" veya "Amaaan, benim üstüme ne vazife bu işler" diyerek yaşadığı, sürü ruhuyla hareket ettiği ve olup biteni sorgulamadığı sürecek kurunun yanında yaş yanacak.
Yazında tekrarladığın gibi 'Oh oldu bize...' demek içimi yakıyor.